Modernleşmenin Gölgesinde Bir Eleştiri: B. Traven’in Köprü Romanı

ANA SAYFAKitaplık

Modernleşmenin Gölgesinde Bir Eleştiri: B. Traven’in Köprü Romanı

Güler Zehra Kurt, gerçek kimliği ve uyruğuyla gerçek bir gizem olan B. Traven'ın "Köprü" romanına dair yazdığı yazıyla Daima Edebiyat'ta

Masalla Gerçeğin Kesişim Kümesi: Düş Berberi
Mustafa Kaya – Ali Güney | BİR BAKIŞ: EKOFOBİ HİPOTEZİ
“Biri, Hiçbiri, Binlercesi”nde İnsan ve Kusurları

Modernleşmenin Gölgesinde Bir Eleştiri: B. Traven’in Köprü Romanı
Güler Zehra Kurt

Köprü, yazar B. Traven’in kaleme aldığı, realist tarzda bir eleştiri romanıdır. Pek çok romanında olduğu gibi köprü romanında da modernleşme sorununa eğilen Traven, yalnızca yazdıkları ile değil, gizemli kişiliği ile de dikkat çekici bir figür olarak edebiyat tarihinde karşımıza çıkar.

Gizemli Yazar Traven Hakkında

Traven’in gizemi, hala gerçek isminin ne olduğunu bilmeyişimizden gelir. Rivayet odur ki yazar, Almanya’da büyümüştür ve anarşist Almanlara katılarak, Alman Cumhuriyetine karşı gelmiştir.  Durum anlaşılınca da Meksika’ya kaçmış ve bir ömür saklanarak yaşamaya mahkûm olmuştur. Kimine göre ise, Münih Cumhuriyet Konseyinde rol almış ve sonra kimliğini gizleyerek Meksika’ya kaçmıştır. Ne olduğu ve bir beyazın neden Meksika topraklarına geldiği hakkında pek çok rivayet olduğu gibi gerçek ismi hakkında da aynı düzeyde rivayetler vardır. Gariptir ki bunların hiç birisi doğrulanamamış, yazar yaşarken kendisinden bahsetmekten itina ile kaçmıştır.

Öldükten sonra da karısı, Traven’in gerçekte kim olduğu sorusunu yanıtsız bırakarak eşine olan sadakatini yansıtmış ve Traven’in gizemini baki kılmıştır.  Onun hakkında bildiklerimiz çok sınırlı olsa da kesin olan şudur ki Traven, ölene kadar Meksika topraklarında yaşamış ve pek çok romanını Meksika kültürü üzerine inşa etmiştir. Romanlarında, aşina olduğu Meksika kültürünü geleneksel yaşamı sembolize etmek için kullanırken, batı kültürüne modernleşme kıyafeti giydirmiştir. Ve ikisi arasında kurduğu diyalektik çerçevesinde eleştirilerini okura aktarmıştır.

Traven’in gerçek kimliği, hala meçhul olsa da bu bilinmezliğin ona ayrı bir gizem kattığı açıktır. Okurları, her zaman onu merak etmiş ve kim olduğuna dair küçük bir ipucunu, eserlerinden çekip çıkartamaya çalışmıştır. Gizemin gücünü kullanan yazar, kendi efsanesini, kendisi üzerinden yaratmayı başarmıştır. Yine de Traven, bir keresinde onun kim olduğunu soran gazeteciye, “Yazarın tek biyografisi kitaplarıdır.” Cevabını vererek şöhretin değil, bizatihi düşüncenin peşinde olduğunu göstermiştir. Fikriyatın önemini savunan yazar, eserlerinde yalın bir üslup kullanmayı tercih etmiştir.

Kullandığı sade dil, pek çok edebiyatçı tarafından “yavanlık” eleştirilerine maruz bırakılsa da Traven, her zaman gösterişten ziyade var olanı yansıtmayı tercih etmiştir. Gölgede kişiliği, sade üslubu ve çağın sorunlarını ele alan romanlarıyla Traven, bahsetmeye değer bir yazardır. Köprü romanı, Traven’in orta dönem eserlerinden olmakla birlikte, onun olgunlaşmaya başlayan edebiyatının nişanesidir.

“Köprü” Üzerine

Romanda trajik bir hikâye, realist bir perspektifle sunulmuştur. Herhangi bir ana karakter barındırmayan roman, figürlerden ziyade olaylara ışık tutmuştur. Anlatı, Texas’ lı bir adamın, para kazanmak amaçlı Meksika yerlilerinin yanına gitmesi ile başlamaktadır. Böylece bir modernin gözünden, modernleşme güzellemeleri ile asimile olmuş yerli halkın, hayatlarını izlemeye başlarız. Bu yerli halk, modern taklidi yapmaktadır. Çünkü kalpleri hala kendi kadim kültürleri için atmakta ve bilinçlerinin derinliklerinde o kültüre ait olduklarını bilmektedirler. Yağmur ormanlarının ortasında, Amerikan tarzı elbiseler içerisinde, modern partiler yapsalar dahi, gün sonunda kendi yerli tütünlerini içmeyi tercih etmekte ve ucuz Amerikan kumaşlarından rahatsızlık duymaktadırlar. Kötü bir keman sesi eşliğinde gerçekleşen partide, eşlerini ve kızlarını diğer erkeklerin bakışlarından nasıl koruyacaklarını düşünmektedirler. Kısacası, bilinçsizce gerçekleşen modernleşme, yerlilerin hayatlarında büyük bir çelişki oluşturmuştur. Ne yazık ki bu uyumsuz tabloyu fark eden, tablonun içerisinde rol alan yerliler değil, tabloya dışarıdan bir bakış atan Amerikalıdır.

Parti, tüm tezatlıkları ile devam ederken bir kadının çocuğunu araması ile farklı bir yöne doğru evrilecektir. Genç anne, oğlunun ortalarda olmadığını fark edince, onu aramaya koyulmuştur. Bu ilk arayış oldukça olağandır. Her çocuk bir süre ortadan kaybolabilir nasıl olsa… Ama arayışın uzamasıyla birlikte kayboluş kesinleşmiştir. Ve yerliler hep birlikte çocuğu aramaya koyulurlar. Kaybolan çocuğun abisi Amerika’da eğitim almaktadır. Ve parti günü o da evine dönmüş, küçük kardeşine bir çift Amerikan üretimi çizme hediye etmiştir. Daha önce hiç ayakkabısı olmayan çocuk, bu hediyeden oldukça memnun kalmıştır ve zor yürüse dahi onları çıkartamamaya kararlıdır. Yerliler çizmeli çocuğu her yerde aramaya koyulmuştur. Müzik susmuş, insanlar dans etmeyi bırakmıştır. Ortada artık sadece köprü altında akan nehrin, varlık sesi ve küçük kaybın, yokluk sessizliği dolanmaktadır.

Ormanda ve evlerde aranan çocuk bir türlü bulunamamıştır. En sonunda nehir, tüm varlık gürültüsü ile yavrusunu yitiren annenin kulağına fısıldar ve köprüyü işaret eder. Anne nehrin işaretiyle, çocuğunun çizmelerden dolayı iyi koşamadığını, defalarca çıplak ayakla geçtiği köprüden o gün geçemediğini ve nehre düştüğünü anlamıştır. Çocuğunun artık öldüğünü bilen anne, halktan cesedi nehirden çıkarmaları için yardım ister. Saatlerce uğraşan halk, çocuğun cesedini bir türlü bulamaz. Güçlü halatlarla, nehre doğru dalış teknikleri yapan yerli erkekler, çocuğun cesedine bir türlü ulaşamazlar.  Görünen dünyanın çözümleri bitince görünmeyen dünyaya başvurmaktan başka çareleri kalmayan yerliler, köyün şaman kadınına gider. Şaman kadın, bir tahta parçasının üzerine mum koyar ve tahtayı nehre doğru bırakır. Tahtanın durduğu yerde çocuğun cesedi olacaktır. Tahta, nehrin üzerinde biraz süzüldükten sonra köprünün altında durur. Tahtanın bulunduğu yere dalış yapan erkekler çocuğu bulur. Çocuğun ölü bedeni yüzeye çıkarılınca, dikkat çeken ilk şey tüm eski kıyafetlerinin arasında hala yepyeni duran Amerikan malı çizmelerdir.

Traven, bir çocuğun ölümü üzerinden medeniyetlerin yitirilişini anlatmaya çalışmıştır. Eleştirilerini bu trajik olay içerisinde eriterek sunmuş, asıl konuyu okuyucunun idrakine bırakmıştır. Yerli çocuk, kadim medeniyetlerin idrakini (bilincini) temsil eder. Bu idrak, oldukça meraklı ve hareketlidir. Kültürünün anlam ve değer dünyasını kullanarak yalın ayak gezmeyi tercih eder. Yaşamı, bizatihi kendi saf bilinci ile tanımaya çalışır. Köprü ise bu idrakin yardım aldığı, anlam ve değer dünyasıdır. Eskinin tecrübesi ile oluşan değerler, bizi bünyesinde sonsuz akış barındıran, sonsuz evren nehirlerinden korur. Bu nehirlerin üstünden kolayca geçmemizi sağlar, geçmiş ve gelecek arasında bağlantı kurar. Olmuş olan ve olacak olan arasındaki heyecanlı bilince, adeta buradan diye yol gösterir anlam ve değer köprülerimiz… Bazen uzağın cazibeli fikirleri bir çizme gibi ayağına yapışır heyecanlı çocuğun… Çocuk bu cazibeye kapılır, onu bir tür armağan addeder. Çizmenin ne olduğunu ne için yapıldığını hiç düşünmez. Bilir içten içe, parlak çizmeler ona uygun değildir, o yalınayak ormanlarda dolaşmaya alışmıştır. Yine de nafile, ondan olmayana kapılmıştır bir kere… Yeni çizmelerinin sarhoşluğu ile hep geçtiği değer köprüsünden geçmek ister ama uzaktan gelen cazibe, ayağına dolanır. Bilinç, anlam köprüsünü kaybetmiştir. Kadim değerleri artık ona kucak açmamaktadır. Aslında tam da köprünün üstündedir. Aradığı onda olandır. Ama görmez. İçinde bulunduğu medeniyetin değerlerini anlayamaz. Çünkü bilinç kendisini kaybetmiştir. Aramadan kaybolan bilinç, kendini sonsuz ihtimaller, kavramlar ve fikirler nehrinde boğulurken bulur. Onu kurtarabilecek tek şey, kadim kültürün anlayışını hala bünyesinde barındıran şaman kadındır. Çocuğu sonsuz evren nehrinde bulur bilge kadın. Ve onu (bilinci) sahibi yerli halka teslim eder. Çocuğu olduğu gibi gömmek ya da ne pahasına olursa olsun onu canlı kılmak artık bilincini ve anlam dünyasını kaybeden bu insanlara kalmıştır.

Elbette Traven, eserinde tam olarak böyle bir yorumda bulunmamıştır. Bu bir okur olarak, eleştirilerinin bende uyandırdığı yankılardır. Aynı eserin her okuyucuda farklı çağrışımlar yapması muhtemeldir. Yine de bu romanın, çok uzun zamandır kayıp bilincini arayan bizlere, benzer hisler yaşatacağını düşünmekteyim. Bilincimizi bulmak ve kadim kültürümüze sahip çıkmak dileğiyle…  

YORUM

WORDPRESS: 0