Ahmet Şahin "Yerel Basının Hafızası ve Tarih Yazımı: Prof. Dr. Ercan Haytoğlu ile Denizli Basını Üzerine" başlıklı söyleşisi ile Daima Edebiyat'ta
Yerel Basının Hafızası ve Tarih Yazımı: Prof. Dr. Ercan Haytoğlu ile Denizli Basını Üzerine
Ahmet Şahin: Hocam, “Denizli’nin 100 Yıllık Basın Tarihi (1909–2009)” adlı çalışmanız, Denizli’nin yalnızca basılı yayın organlarını merkeze alan bir inceleme. Öncelikle bu kapsam sınırlamasının gerekçesini ve tercih ettiğiniz metodolojik yaklaşımı nasıl temellendirdiğinizi sormak isterim.
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Ahmet Bey; Denizli Basın Tarihi üzerine çalışma yapmak için heyecanım hep vardı. 2002 yılında lisans öğrencim Nalan Keskiner’e 2002 yılında “Denizli Basın Tarihi” başlıklı bir bitirme tez çalışması yaptırmıştım. Bu çok ama çok sınırlı çalışma üzerinden geçen dört yıl sonrasında, kararlı bir şekilde yapılması gerekeni bizatihi yapmak için bir BAP projesi hazırlayarak harekete geçtim. Denizli’de ilk gazetenin 1909 yılında yayınlandığı düşünüldüğünde, yaklaşan 2009 yılında bir yüzyıl tamamlanmış olacaktı. Ben de kitabın başlığını oluşturacak şekilde ‘1909-2009’ yılları ve arasını esas alarak Denizli’nin bir yüzyıllık basın tarihini kaleme almaya çalıştım. Bu çalışmada sizin de dikkatinizi çektiği gibi yalnızca basılı yayın organlarını tespit etmeye, haklarında ulaştığım bilgileri paylaşmaya, varsa koleksiyonlarından araştırmacıları haberdar etmeye çalıştım. Kitap bu haliyle dahi 745 sahife oldu. İster istemez çizdiğim sınırların isabetli olduğunu düşünüyorum.

Çalışmada metodolojik yaklaşımım öncelikle yüzyıl içinde yayınlanmış gazete dergiler ve broşürlerin tespiti, her biri hakkında var olan bilgilerin bir araya getirilmesi şeklinde olmuştur. Tespit edebildiğim her bir gazete, dergi ve broşür adeta bir ansiklopedi maddesi gibi özellikleri ile ortaya konularak değerlendirilmiştir. Temelde nitel araştırma yöntemine dayalı çalışmada gazetelerin içerik analizleri yapılmıştır. Başlangıçta Osmanlı Dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti olarak ikiye ayrılmış, tabii ki Türkiye Cumhuriyeti dönemi daha geniş olduğu ve verilerin yoğunluğu nedeniyle daha ayrıntılı değerlendirilmiştir.
Şunu da belirtmek isterim ki; kitabın son kısmında yer alan Denizli ajansları, basın örgütleri, matbaalar ve Denizli basınının sorunları üzerine hazırladığım geçmişten geleceğe önemli tespitler gözden kaçırılmamalıdır.
Ahmet Şahin: Çalışmanızda, Avrupa ve Osmanlı basın tarihine kısa bir giriş yaptıktan sonra yerel basına yöneliyorsunuz. Bu iki düzlem arasında nasıl bir süreklilik veya kırılma ilişkisi kuruyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Malum olduğu üzere ilk basın örnekleri Avrupa’da ortaya çıkmış, daha sonrasında Osmanlı Devleti’nde de örnekler görülmeye başlanmıştır. Ben de çalışmanın başında öncelikle Batıdaki basın çalışmalarına değindikten sonra Osmanlı Devletindeki Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval gibi basının ilk örneklerinden ve Vilayet gazetelerinden ‘Giriş’ kısmında bahsettim. Ancak, çalışmanın ana unsuru olan Denizli basınını ihmal etmeksizin ‘Giriş’ kısmını çok uzun tutmamaya özen gösterdim.
Denizli basın tarihinin başlangıcı II. Meşrutiyet’in ilanı akabinde 1909 ve 1910’da yayınlandığı bilgisine sahip olduğumuz ‘Hülasa’ ve ‘Kahraman’ gazeteleri ile başlıyordu. Gerçi bundan sonra Cumhuriyetin başlarına kadar çıkarılan ve çıkarıldığı bilgisine sahip bulunulan gazeteler ile ilgili olarak; gazetelerin ne tek bir nüshasına ne de gazetelerin özelliklerine dair tek bir bilgiye ulaşabilmek pek mümkün olmadı. Eğer Sanihat (Sanisat), Şafak, Vicdan ve Kasatura gibi yayınların nüshalarına ulaşılabilseydi karşılaştırma yapmak için önemli bir veri elde mevcut olacaktı. Yine de Denizli basın tarihinin Osmanlı Devleti’nin son yıllarından Cumhuriyete uzayan bir süreci olduğu gözden kaçırmamak adına bu sınırlı verileri önemli kabul ediyoruz.
Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Denizli’de Denizli basınına dair keskin bir ayırım veya benzerliğini ortaya koyacak önemli ölçüde bilgi elimizde mevcut değil. Meşrutiyet dönemi aydınları veya yetişkinleri diyeceğim kesimin içinden kişiler Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşlarının şahitleri olarak Cumhuriyet döneminde de kalem oynatmaya devam etmişlerdir. Bu isimlere örnek vermek gerekirse; Mustafa Naili (Küçüka), Ata Lütfi (Özdil) ve Gıyasi (Şarman) gibi isimlerdir.

Ahmet Şahin: Denizli basın tarihini ele alırken temel olarak hangi birincil kaynaklara dayanıldı? Arşiv, kütüphane ve özel koleksiyonlarda ne tür zorluklarla karşılaştınız?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Gazeteler hiçbir zaman bir kütüphanede ciltler halinde, koleksiyon olarak hazır ve tam şekilde bir arada değildir. Hangi kütüphanelerde, ne kadar cildinin bulunduğu, hatta gazetenin kendisinin bulunup bulunmadığı belli değildir. Basın tarihi üzerine çalışma yapmak iğne ile kuyu kazmak tabirine çok uygundur.
Ben bu konuda ilk adım olarak Denizli Halkevi Dergisi İnanç’ı taramıştım. Burada Ata Lütfi Özdil’in 1943’de kaleme aldığı “Yirmi Yılda Denizli’nin Basın yayım İşleri:” başlıklı yazısı, Araştırmacı ve yazar Şükrü Tekin Kaptan’ın basına dair Hizmet gazetesindeki yazı dizisi, Cevdet Şemsioğlu’nun hatıralarını yazdığı “XX.YY Başlarında Denizli” kitabı ve meslektaşım Prof.Dr.Tahir Kodal’ın Yüksek Lisans Tezinde “Atatürk Döneminde Denizli (1923-1938)” yer verdiği ve Geçmişten Günümüze Denizli Dergisinde kaleme aldığı “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli’de Basın ve Yayın Hayatı” yazıları yol gösterici olmuştur. Birçok gazetenin koleksiyonlarına ulaştıkça çalışmanın içeriği giderek zenginleşmiştir.
1909 tarihli Hulasa ve 1910 tarihli Kahraman gazetelerinin birer orijinal örneğine Teoman Küçüka Bey’in özel arşivinden ulaşmak, Altın(saz) ve Altın(söz) gazetelerine arkadaşım meslektaşım Dr.Öğr. Üyesi Ahmet Mehmetefendioğlu’nun özel arşivinden ulaşmak ve kendisinin bana hediye ettiğini görmek çok duygulandırıcı olmuştur.
Devlet arşivinden gazeteler üzerine bilgi bulmak çok kolay değildi. Aradığım gazeteler için bilgiye ulaşamadım. Fakat benim en büyük şansım Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Emniyet Müdürlüğü Basın Şubesinden aktarılan arşiv kısmında çalışma yapmama izin vermiş olmasıdır. Denizli Cumhuriyet Bassavcılığına bu bilimsel araştırmaya imkan sağladıkları için minnettar olduğumu bir kez daha ifade etmek isterim. İl Milli Eğitim Müdürlüğü okul dergilerine müracaat evrakları ve hemen hemen tamamının ilk sayılarına ulaşma imkanı vermeleri de çok memnuniyet verici olmuştur. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne de bilime kucak açtıkları için tekrar tekrar müteşekkirim. Yine Denizli ve Hizmet gazetelerine de tüm arşivlerini açtıkları aylarca gazetelerinde yer sağlayıp taramalar yapmama imkan sağladıkları için nasıl minnettar olduğu anlatamam. Denizli gazetesi arşivinde Akşam, İlk Haber ve Yenises gazeteleri ciltlerinin muhafaza ediliyor olması ve benim ulaşmamda sevindirici olmuştur. Ankara Milli Kütüphane’de koleksiyonları taşımak çok zor olsa gerek beni içeride bir kısma alarak gazetelerin tamamına ulaşmam konusunda çok yardımcı oldular. Ankara Milli Kütüphane yetkililerine de minnettarım. İzmir, Milli Kütüphane, TBMM Kütüphanesi, İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığına bugün dahi müteşekkirim. Arşivler konusunda Türkiye’de her zaman bir sıkıntı var olmuştur. Ayrıca burada ismini veremeyeceğim kadar çok sayıda kişi bilgi ve gazete örnekleri temininde şahsıma yardımcı oldu. Ancak benim şansıma olsa gerek bu konuda çok büyük kolaylıklar yaşadığımı ifade etmek isterim. Tek zorluk belki de Ankara, İzmir İstanbul’da kütüphanelerde çalışma için gittiğimde konaklayacak yer konusunda yaşadığım rezervasyon sıkıntıları olabilir.
Ahmet Şahin: Eserinizde “internet gazeteleri, radyo ve televizyon” yayınlarını dışarıda bırakma kararınızın, geleneksel basın tarihçiliği açısından ne tür bir epistemolojik anlam taşıdığını düşünüyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Ahmet Bey; bu kitap çalışmasının başlayış ve bitişinin 2000’li yılların ilk on yılında olduğunu düşünecek olursak, o yıllarda basın denilince uzun yıllar yapısı değişmeyen journal, gazete, ceride, mecmua, dergi, bülten kavramlarının matbaalarda basıldığı ve ele alınıp okunduğu klasik sürecin belki de hızla son bulacağının en somut işaretlerinin verildiği-alındığı yıllardı. Artık televizyonlar ve yayılan özel radyolar, habercilik ve bilgi yaymakta hız olarak gazete ve dergileri çoktan geride bırakmıştı. Habere ve bilgiye ulaşmak kolaylaşmaya başlamıştı. 1990’lı yılların başından itibaren internet hayatımıza girmiş ve her alanda yayılmaya artık hazırdı. Bu nedenle eskisi gibi basım ve yayım ifadeleri yaşananları tanımlayamaz olmuştu.
“Medya” kavramı yaygınlaştığı için, bendenizde “Medya” olarak genel bir alanı öncelemeyi doğru bulmamıştım. Artık tarih olmaya başlayan basın-yayım hayatının Denizli özelinde 100 yıllık somut göstergesi olan gazeteler, dergiler ve bültenler bağlamında serencamını ortaya koymak çalışmanın sınırlarını belirlemek açısından isabetli idi. Yine de çok yeni olan İnternet gazeteciliğine dair Denizli’deki ilk adımlara dair birkaç sayfa bilgi vermeye çalıştım. Buradan anlaşılacağı üzere çoğu yayınlanmakta olan gazete, internet üzerinden gazetelerinin okunmasını sağlama yönünde bu adımları atmışlardır. O gün 18 internet gazetesi tespit edilerek haklarında kısaca bilgi verilmiştir. Kanaatimce bundan sonra yapılacak olan çalışma; Denizli Radyoları, Denizli Televizyonları, Denizli İnternet gazeteleri bağlamında ortaya konulacak çalışmalar ile Denizli “Medya” tarihini meydana çıkarmaktır.
Ahmet Şahin: Osmanlı Devleti’nde matbaanın gelişimi, vilayet gazeteleri ve sansür politikaları üzerine yaptığınız kısa değerlendirmede, yerel basının doğuşunu hangi tarihsel bağlam içerisinde konumlandırıyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bir gelişme ilk yaşandığında onun kurumsallaşması, hukuki zemini ve işleyişi netleşmez. Türkiye’de gazete yayınlanmaya başlandığında bunun hukuki düzenlemesi, işleyişi ve sonuçları üzerine henüz bir birikim söz konusu değildir. Osmanlı Devleti’nde ilk gazete yayınlanmasından itibaren bu konuda sıkıntılar yaşanmaya başlanmıştır. Matbuat Kanunu’nun sonradan kabul edildiğine bakılır ise yasal düzenleme arkadan gelmektedir. Resmi gazete arkasından 1840’da Ceride-i Havadis’in yayınlandığını düşünürsek azınlıkların söylemek istediği daha çok şey vardır. 1860’dan itibaren Tercüman-ı Ahval’de Agah Efendi ve 1862’den itibaren Tasvir-i Efkar’da Şinasi’nin söylemek istediği ve söylediği birçok husus vardır. Basının giderek kamuoyunun sesi haline gelmesi Sultan Mahmut sonrası yönetimler için kaygı verici olmuştur. Gazetelerin millet, meclis, mebus, efkar-ı umumi, parlamento, hürriyet, meşrutiyet vs. kavramları işlemeye başlaması yöneticilerin rejime yönelik endişelerini artırmıştır. Çünkü gazete denilince sadece haber veren mevkuteler şekline indirgenmesindeki basitliğin o kadar basit olmayacağı anlaşılmıştır. Vilayet gazeteleri ile yeniden gazeteler ilk mecrasına çekilerek, resmi bilgi ve haberlerin paylaşıldığı zeminler olarak yayınlanmaya başlanmıştır.
Basının kendisini en özgür hissettiği dönemin İkinci Meşrutiyet olduğu aşikardır. Sadece İstanbul’da o dönemde 750’den fazla gazete ve dergi yayınlanması bunun somut göstergesidir. Söylenecek çok söz olması, herkesin her şeyi söylemeye çalışmasının bir kakafoni yaratması da kaçınılmaz olmuştur. Bu nedenle özgürlük bir süre sonra kontrol aşaması ile karşılaşmak durumundan kurtulamamıştır. Basın, özgürlük ve iktidar ilişkisi kolay kolay uyumlu olmamıştır.
Ahmet Şahin: Millî Mücadele dönemi basını ve Mustafa Kemal Paşa’nın basınla kurduğu ilişki, Denizli’deki basın ortamını nasıl etkilemiştir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bu sorunuza ayrıntılı cevap vermeyi çok ama çok isterdim. Ancak Denizli’de Milli Mücadele döneminde yayımlanmış bir gazete bulunmamaktadır. Basın Milli Mücadele döneminde propaganda açısından önemli olmuştur. Ankara’da Anadolu Ajansı ve Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi kurulmuş, ancak Denizli’de bunun karşılığı olarak nasıl bir basın faaliyeti yürütüldüğüne dair tarafımızdan bir ize rastlanılmamıştır.
Ahmet Şahin: 1950–1960 ve 1990’lı yılların Denizli basın hayatında “en canlı dönemler” olduğunu söylüyorsunuz. Bu canlılığın temel dinamiklerini nasıl açıklarsınız?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Cumhuriyet döneminde kalıcı olarak çok partili siyasi hayata 1945’de geçilmiş olsa da gazetelerin yayınlarında ve yayın politikalarında çok fazla bir değişiklik meydana gelmemiştir. Ancak 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara geldiği süreçle birlikte Denizli’de ardı ardına birçok gazete yayınlanmaya başlamıştır. 1950-1952 yılları arasında Akdeniz, Denizli, Hakikat, Halkçı Denizli, Olay ve Yeni Ses gazetelerinin yayınlanmış olması tespitimizi kuvvetlendiren hususlardandır. Ayrıca yayın hayatına başlayan Denizli gazetesinin zamanla el değiştirmesine rağmen hala yayınlanıyor olması da önemli bir detaydır. 1990’larda ise yayınlanan gazetelerdeki mesleki vs. gibi çeşitlilik dikkat çekicidir.
Ahmet Şahin: Denizli basınında “gazeteler, dergiler ve bültenler” olmak üzere üç ana yayın türünü ayrı ayrı ele alıyorsunuz. Bu üç tür arasında hem içerik hem de işlev bakımından nasıl bir farklılaşma gözlemlediniz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Yayın süreleri ve yayın özellikleri bu gruplamada önemli olmuştur. Gazete dergi ve bültenlerin ilk sayılarında yayınlanma amaçları hakkında açıklamalar bulunmaktadır. Kendilerini kendileri de tanımlamıştır. Klasik şekliyle gazete, dergi ve bültenler, yayınlanma takvimleri yanında yayım özellikleri, ölçüleri, sayfa boyutları ve sayfa sayıları ile kendi sınıflamalarını sağlayabilecek tanımlamaları yapmışlardır. Buna rağmen Altın (Saz) ve Altın (Söz) için gazete kısmına da, dergi kısmına da almamı açıklamak gerekirse; gazete diyenlerde vardır, dergi diyenlerde… Oysa orijinal nüshaları gerçekte bir dergi olduğu izlenimini vermekteydi. Araştırmacıların bu bilgileri gelecekte değerlendirmelerine kolaylık sağlamak amacıyla, sınıflamada var olan ikilemi bu yolla dikkat çektiğimi belirtmek isterim.
Ahmet Şahin: Denizli merkez ve ilçelerdeki yayın hayatını birlikte ele almanız, yerel basının coğrafi çeşitliliğini ortaya koyuyor. İl merkezine öncelik verme tercihiniz hangi bilimsel gerekçelere dayanıyordu?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bu sorunuza şu şekilde cevap vermek istiyorum. Ben doğrudan doğruya gazeteleri tasnifte sadece yılı dikkate alabilirdim. O zaman il ve ilçelerdeki yayınları kronolojik bir sıra ile yayınlayabilirdim. Bu okuyucular ve araştırmacılar açısından incelemeyi oldukça zorlaştırırdı. Ayrıca çalışmanın bu şekilde tasnifi açıkça göstermiştir ki, basın hayatı Denizli ilinde ağırlık olarak Denizli merkezinde şekillenmiştir.
Ayrıca şuna da dikkat çekmek isterim ki, Denizli ilçe gazeteleri 1967 yılından itibaren Erol Özbal’ın girişimleri ile başlamıştır. Denizli il merkezinde gazetecilik ise 1909’a kadar gitmektedir.
Ahmet Şahin: Çalışmanızda gazetelerin “imtiyaz sahipleri, yazı işleri müdürleri, köşe yazarları” gibi unsurlara ayrıntılı biçimde yer veriyorsunuz. Bu kişiler, yerel toplumsal yapının hangi sınıf veya tabakalarına tekabül ediyor?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Gazete imtiyaz sahipleri, yazı işleri müdürleri önemli ölçüde gazeteciliği meslek olarak seçenlerdir. İlginç olan yakın zamanlara kadar hemen hemen hiçbiri gazetecilik eğitimi almış kişiler değildirler. Yani Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik Yüksek Okulu veya İletişim Fakültesi mezunları değildir. Uzun yıllar bu durum önemli ölçüde bir değişikliğe uğramamıştır. Bir kısmı fiilen Denizli’de doğma büyüme iken bir kısmı İzmir gibi çevre kentlerden Denizli’ye gelip gazetecilik mesleğini sürdüren kişilerdir. İlkokul, ortaokul ve lise mezunları yaygın olmak kaydıyla dava vekilllerine kadar farklı mesleklerden kişiler Denizli basın hayatında oldukça uzun yıllar var olmuşlardır. Köşe yazarları ise çoğunluk ile öğretmen, belediye memuru, avukat, doktor, din görevlisi, ziraat mühendisi, öğrenci, ev hanımı vs çok farklı, eğitim, kültür ve sosyal yapılardan kişilerdir.
1990’lı yılların sonlarından itibaren iş adamlarının ilgisini basın hayatı çekmiştir. Seçim zamanlarında gazete yayınlayanları dışarıda tutacak olursak artık fiili olarak yayınlanan gazetelere iş dünyasının ilgisi de yok değildir.
Bence önemli olan şudur; ne şekilde değerlendirirsek değerlendirelim, gazetecilerin topluma söyleyecek sözleri vardır, söyleyeceklerini kaleme alacak eğitim, bilgi ve kültüre sahiplerdir. Ayrıca kendilerini topluma karşı sorumlu hissettikleri için emek harcayıp köşelerinden sürekli, haftalık veya aylık köşe yazıları yazmışlardır. Daha da önemlisi özellikle gazetelerde yazılanlar, dergi ve broşürleri hariç tutmak istemem ama kent hafızası için kaybolmaz değerler olarak tarihin sayfalarına geçmişlerdir.
Ahmet Şahin: Denizli basınında “alaylı” gazetecilerin ağırlıkta olması, yerel basının profesyonelleşme sürecini nasıl şekillendirdi?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Denizli basın hayatında alaylı kişilerin ağırlıklı olması haberlerin veriliş şekli veya gazete mizanpajları yönüyle dikkat çekse dahi Denizli basınını Türkiye basınından çok farklı görmek mümkün değildir. Belki de basım teknolojisi ve kağıt kalitesi olarak uzun yıllar Türkiye ulusal basınının gerisinde görünseler de, yerel gazete olmanın özelliklerini önemli ölçüde yerine getirmişlerdir. Basında Türkiye ile paralel şekillenmiştir. İlkokul mezunları toplumda yaygın iken basın emekçileri önemli ölçüde onlardan şekillenirken, eğitimdeki gelişmelere bağlı olarak ortaokul, lise ve artık üniversite mezunlarına doğru gelişme göstermiştir. Basın hayatında mekteplilerin sayısının artması ile kanaatimce gazeteler ulusal gazetelerin büyük ölçüde birer kopyası haline gelmişlerdir denilebilir.
Ahmet Şahin: Abonelik sistemi, dağıtım kanalları ve müvezzilik gibi konulara değiniyorsunuz. Bu yapısal unsurların Denizli’deki basın kültürü üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Denizli’de uzun yıllar gazetelerin dağılımı abonelik sistemine dayalı olmuştur. Denizli’de İstanbul İzmir’de örnekleri görüldüğü gibi “gazete” “yazıyor, yazıyor” diye gazete satan müvezzilere dair bir bilgiye tarafımdan rastlanılmamıştır.
Gazeteler ilk başlarda büfelerde, daha sonraları gazete bayilerinde ulusal gazeteler ile birlikte çok sınırlı sayıda olsa da satışa sunulmuştur. Özellikle gazetecilerin ve dergicilerin emeklerine bakınca bir basın kültürü Denizli’de şüphesiz vardır. Ancak varlığı şekillenen basın kültürüne takdirin Denizli’de uzun yıllar toplumun genelinde bir farkındalık var mıdır sorusuna “evet” diyebilmek kolay değildir.
Ahmet Şahin: Basın çalışanlarının bir gazeteden diğerine geçmesi gibi hareketlilikler, yerel basında bir “basın çevresi” veya “gazeteci dayanışması” kültürü oluşturdu mu?
Bu konuda çok net bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak 1990’lı yıllarda benim de gözlemlediğim gibi bir gazetecinin Denizli’de işsiz kalması diğer gazete binasına gidişine kadardı diyebilirim. Basında yer alanlar zaten hepsi birbirini çok iyi tanıyordu. Basın hayatı hareketliydi, kamuoyu Denizli yerel gazetelerinden ne kadar haberdardı bunu tespit etmek mümkün değildi. Ancak kamu görevlilerinin gazete haberlerine yönelik her zaman ilgili oldukları bilinen bir durumdur.
Gazeteler mesleki örgütlenme konusunda da bilinçli davranmışlardır. Meslek örgütlerini oluşturmak, demokratik temsil konusunda ilgili, hatta rekabetçi olmuşlardır.
Ahmet Şahin: Eserde belirttiğiniz üzere, “neşriyat müdürü” gibi eski terimlerin yerini zamanla “genel yayın yönetmeni” gibi çağdaş kavramlar alıyor. Bu terminolojik dönüşüm, basının zihniyet dünyasındaki değişimin de bir göstergesi midir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Neşriyat Müdürü, yazı işleri müdürünün literatürdeki ve kullanımdaki değişimi idi. Ama zamanla gazetelerde, grafikerler vs. farklı görevlilerde yer almaya başlaması, özellikle tipodan ofset baskı gibi uygulamalara geçilmesiyle gazete içerik ve mizanpajları teknik yönüyle de önem kazanmıştır. Yazı işleri müdürleri gazetenin içeriğine odaklı iken genel yayın yönetmenleri gazetelerin her şeyine hatta politikalarına kadar sorumlu kişiler olarak dikkat çekmeye başlamışlardır. Gazetelerin klasik haber verme, kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyunun sesi olmak gibi farkındalıklarını büyük ölçüde kaybetmeleriyle birlikte değerlendirilmesi isabetli olabilir.
Ahmet Şahin: Denizli basınında haberin dili, biçimi ve sayfa düzeni bakımından dikkat çekici örnekler hangileridir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bu konuda Denizli’de “Horoz” gazetesinin tabloit olarak yayınlanmasını hariç tutacak olur isek, gazeteler 2000’li yıllara kadar genel özelliklerini şeklen muhafaza etmişlerdir. Gazeteler manşetleri dışında haberlerini uzun yıllar sütun halinde yayınlamışlardır. Tipo baskı diyebileceğim kurşun harflerin dizilimi ile basılan gazetelerde yazım yanlışları karışıklıklar her daim var olmuştur. En çok 1990’larda hala yayınlanmaya devam eden Ticaret ve Ekonomi gazetesinde dikkat çekmiştir. Gazeteler 1990’ların sonlarına kadar genel olarak gazete isimleri renkli diğer yerleri siyah mürekkep ile basılmış şekilde yayınlanmıştır.
Ahmet Şahin: Tipo baskıdan ofset baskıya geçişin (özellikle 1990’larda) yerel gazeteciliğe getirdiği niteliksel dönüşüm sizce nasıl bir dönüm noktası oluşturdu?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Öncelikle gazeteler renklendi. Gazetelerde çok sayıda renkli fotoğraflar yayınlanmaya başlandı. Sayfa sayıları uzun yıllar 4 sayfa halinde iken, gazete sayfaları giderek arttı. Gazeteler yayın özellikleri ile ulusal gazetelere benzedi.
Ahmet Şahin: Denizli gazetelerinde manşet, fotoğraf ve sayfa tasarımı gibi görsel unsurların yerel habercilik anlayışına katkısı nedir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bu sorunuza cevap verebilmek için birçok yerel gazeteyi ele almak gerekir. Ancak İzmir, Aydın ve Denizli gazetelerine bir nebze temasımız olduğu düşünülür ise yerel anlamda gazetelerde çok büyük bir farklılık olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
Denizli’nin yerel haberciliğe bir yenilik getirdiğini söyleyebilmek çok mümkün olmasa da çevre illere göre Denizli basın hayatının çok zengin olduğunu söylemek mümkündür. Yerel habercilik anlayışına dikkat çeken bir katkıları olduğunu söylemek kolay olmasa da, Denizli yerelinde basının varlığı kamuoyu oluşturma ve toplumsal görüş ve düşünceleri kente yansıtması, özellikle kamu üzerinde toplumun gözü olma özelliği ile önemli bir sorumluluğu yerine getirmiştir. Köşe yazılarında bu yönler kendisini fazlasıyla göstermiştir.
Ahmet Şahin: Eserde yer verdiğiniz üzere, gazeteler yalnız haber değil, şiir, hikâye, bulmaca, yıldız falı gibi kültürel içeriklerle de topluma seslenmiştir. Bu yönüyle Denizli basınını bir “yerel kültür belleği” olarak görmek mümkün müdür?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Gazetelerdeki şiirler ve hikâyelerin bir kısmının yerel kültür açısından belleğe katkı yaptıkları düşünülse dahi, bulmaca ve yıldız falı gibi hususlar yerel kültürel belleğe ait katkı yapmaktan uzak ulusal gazetelerin yerel gazetelerce örnek alınan özellikleridir. Yani yerel gazeteler bulmaca ve yıldız falı gibi özellikleri sergilerken yerelde bir talep ve beklentiyi karşılamaktan öte ulusal gazeteleri taklit etme istekleridir.
Ahmet Şahin: Yerel basının, ulusal basından bağımsız olamayacağı tespitiniz oldukça dikkat çekici. Denizli özelinde, ulusal gelişmelerin yerel basına yansımaları hangi dönemde daha belirgindir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Yerel basının ulusal basından etkilendiğinin basit örneğini yukarıdaki soruyu cevaplarken vermiştim. Yerel gazeteler ulusal gazeteleri örnek almaya çalışmaktadır. Ulusal basın makroyu temsil ederken, yerel basın mikroyu temsil etmektedir. Yerel basının ulusal haberlerdeki gibi Türkiye’deki politik ve resmi haberlere yer vermeleri, yereldeki politika ve resmi haberlere temel almaları bu anlayışın yansımasıdır. Ulusal gazetelerin yanı başında satışa sunulan yerel basının ulusal basından tamamen ayrılmış olması mümkün değildir.
Kanaatimce ulusal basının Denizli yerel basını üzerindeki etkisi Erol Özbal’ın 1967’lerde yayınladığı ilçe gazeteleri hariç tutulur ise (o günlerde Özbal tarafından yayınlanan ilçe gazetelerinde Denizli hatta ilçelere dair tek bir habere dahi rastlanmadığı görülmektedir. Ulusal gazetelerden toplanan haberlerden oluşan gazetelerdir.) 1990’ların ikinci yarısı ile 2000’lerin başından itibaren daha yoğun hissedilmektedir.
Ahmet Şahin: Denizli’de siyasal örgütlenme süreçlerinde basının oynadığı rolü nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle belirli gazetelerin belli siyasal eğilimleri temsil ettiği dönemler oldu mu?
Denizli gazetesi ile Hizmet gazetesi buna en güzel örnektir. 1950’li yılların başından itibaren yayınlanan Denizli gazetesi uzun yıllar açıkça solda konumlanabilirken, 1976’dan itibaren yayınlanan Hizmet gazetesi açıkça sağda konumlanmıştır. İki gazete özellikle 1980 öncesinde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi şeklinde yayın politikası izlemişlerdir.
Denizli gazetesinin bu durumu 1996 yılında Erol Özbal’dan Ekrem Zingal’a imtiyaz sahipliğinin geçmesi ile politik eğilimi değişmiş ve gazete bundan sonrasında sağda konumlanmıştır.
Şunu da belirtmek isterim ki seçim dönemlerinde çıkan ve seçim sonrasında yayın hayatına son verilen birçok gazete olmuştur. Bu gazetelerde propaganda amaçlı çıkarılmış olarak Denizli basın tarihindeki yerlerini almışlardır.
Ahmet Şahin: Eserde “resmi ilan gazeteciliği” kavramına değiniyorsunuz. Bu tür yayıncılık, Denizli basın tarihinin “unutulmaya yüz tutmuş gazeteleri ve dergileri”ni görünür kılmak, eserinizi bir tür “hafıza çalışması”na dönüştürüyor. Bu yönüyle çalışmanızı bir yerel kültürel miras projesi olarak da okumak mümkün mü?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Yerel basında gazetelerin uzun yıllar gazetecilik eğitimi olmayan, eğitimi olsa da gazetecilik üzerine eğitimleri olmayan veya öncesinde basın geçmişi bulunmayan kişilerce yayınlandığı düşünüldüğünde, gazetelerin yaşaması ve gazetecilerin yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli gelirin nereden temellendiğini görmek gerekir. Bu açıdan gazetelerin basım sayıları ve satış oranlarının bu döngüyü sağlayamayacağı aşikardır. Bu açıdan basının önemli ölçüde geliri resmi ilanlardan sağlanmıştır. Ancak bu gelir temelinin dikkat çekmesi yerel basın tarafından yayınlanan gazetelerin gazete özelliklerine çok fazla olumsuz etkilememiştir. Yapılan iş yine gazetecilik faaliyeti olmuştur.
Çalışmamı yerel kültürel miras çalışması olarak nitelemek haddime değildir. Ancak kağıt temininde sıkıntı yaşanılan, teknik araç gereç ve makinelerin temininde zorluk çekilen süreçlerde el yordamı ile yerelde gazetecilik yapanların yerel kültürel miras açısından taşıdıkları öneme dikkat çekme olarak görülmesi yeterlidir.
Ahmet Şahin: Çalışmanızda, basın tarihine emeği geçen kişilere vefa borcunu vurguluyorsunuz. Sizce yerel basın tarihçiliği aynı zamanda bir “vefa tarihçiliği” midir?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Ahmet Bey, ilk başlarda söylediğim gibi Denizli yerel basınını çalışmanın zorluklarından bahsetmiştim. Gazete çıkarıldığı gün tüketilmiş bir ürün olarak görülür. Hatta Türkiye’de gazete okunması hariç tutulduğunda hayatın birçok alanında kullanılarak kaybolup giden bir emektir. Birkaç örnek verince daha iyi anlaşılacaktır; gazete eski yıllarda kitap kaplığı, masa örtüsü, pencere perdesi, çekirdek paketi, kese kağıdı, köpek eğitim aparatı, şapka, uçurtma malzemesi gibi burada sayamayacağım kadar çok alanda ayrıca kullanılmıştır.
Gazetelerde haberleri yapanlar, köşeleri yazanlar, şüphesiz yazdıklarının o gün tüketilip gittiğinin farkındadırlar. Kütüphaneler, gazeteciler ve birkaç koleksiyoner tarafından gazete, dergi ve bültenlerin nüshalarını saklamadıysa artık bulunamaz olmuşlardır. Tamamıyla kaybolup gitmişler veya sadece isimlerinin hatırlanması ile unutulmaktan kurtulabilmişlerdir. Bazı gazetelerin tek bir nüshasına dahi günümüzde ulaşılamamış olması çok üzücüdür.
Denizli basın tarihi üzerine çalışırken, gazeteleri tararken gazeteciler ile o kadar çok zaman geçirdim ki, sabahın çok erken saatlerinde başlayan mesailerinin yaklaşık akşam 17.00’ye doğru gazete baskıya gönderilinceye kadar ne denli stres altında olduklarını bizatihi gözlemlemişimdir. Bu ofset baskı için geçerli olmakla birlikte tipo baskıda dizme aşaması zaman açısından çok daha sıkıntılı idi.
Bütün bunların ötesinde farkında olmadan bir kentin tarihini gün gün yazdıkları ile kağıda dokuduklarını bilmek, görmek heyecan vericidir. Onlar sadece meslek olarak seçtikleri işlerini yaptıklarını düşünseler de, gazete sahifelerine dokudukları kent tarihi ile bugün, tarih, sosyoloji, Türk dili, halkbilim, sanat tarihi, iletişim, hukuk, siyaset bilimi alanlarına hizmet ettikleri aşikardır. Açıkça söyleyebilirim ki; bugün yerel basına ihtiyaç duymadan kent tarihi üzerine kalem oynatmak bir akademik çalışma için büyük bir eksikliktir. Bu nedenle çoğu ebediyete intikal etmiş bu insanların emeklerini hatırlamak kuru bir vefa olsa dahi değersiz olmasa gerektir.
Bu çalışma ortaya çıkarken gazetecilerin büyük destek ve emekleri oldu. Emeklerine dair teşekkürlerimi kendilerine yaptım. Çünkü Denizli basın tarihlerini kendi tarihlerinin yazımı olarak gördüler. Ayrıca, birçok meslektaşları gazetelerde verdikleri hizmetler ile imtiyaz sahibi, yazı işleri müdürü, muhabir, köşe yazarı, görsel yönetmen vs. bu çalışmada tarihin sayfaları arasına girerek unutulmaz oldular.
Ahmet Şahin: Denizli basınının bugünkü konumunu, 1909’dan bu yana geçirdiği dönüşümle kıyasladığınızda nasıl bir süreklilik veya kopuş çizgisi görüyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Denizli basını yıllar içerisinde basın da ve özellikle teknolojide meydana gelen değişimler ile sürekli bir devinim içinde olmuştur. Uzun yıllar basında var olan tipo baskının yerini ofset baskı almış, çok geçmeden internetin yarattığı gelişmelere bağlı internet gazeteciliği yaygınlaşmıştır. Basının kullandığı teknoloji telefondan, telekse, fakstan telsize ve en sonunda internete sürekli gelişmiş, Denizli basını da haberleşme imkanlarındaki hızı takip etme başarısı göstermiştir. Basında günümüzde bazı gazeteler hala sembolik baskılar yapmaya devam ediyorsa da, artık baskıya dayalı gazetecilik önemli ölçüde kaybolmuştur. Bilgisayar ekranları, telefonlar ve tabletler gazeteye evden, işten araçtan anında ulaşma noktasında büyük aşama kaydetmiştir. Dünya ve Türkiye ulusal basını gibi yerel basında anlık takip edilebilmektedir.
Burada bir şeye değinmeden yapamayacağım. Artık tüm insanlar adeta gazetecilik yapabilecek imkanlara sahip olmuşlardır. Herhangi bir olaya şahit olanlar, herhangi bir fikrini paylaşmak isteyenler görüşlerini hızla paylaşabilmektedirler. Bu mecranın tümüne birden ilginçtir: ‘Sosyal medya’ denilmektedir. Gazeteci artık halktan daha hızlı olmalıdır. Özellikle gazetecilik için bir gün hatta bir saat öncesinin haberleri bile bayatlamış olmaktadır. Anlık haber sağlama ve paylaşma imkanlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Kanaatimce günümüzde gazeteci olmak ve gazeteci kalmak çok daha zordur.
Gazetecilik günümüzde kimlik değiştirmektedir. Haber veren klasik özelliğini muhafaza etse bile haber analizi daha öne geçmektedir. Özellikle televizyon ve YouTube haber analistleri ile bambaşka bir gazeteciği hayata geçirmiş bulunmaktadır.
Ahmet Şahin: Son olarak, “Denizli Basın Tarihi (1909–2009)” adlı eserinizin bundan sonra yapılacak yerel basın tarihi araştırmalarına hangi metodolojik veya kavramsal katkıları sunduğunu düşünüyorsunuz?
Prof. Dr. Ercan Haytoğlu: Bu çalışma ile bir yol açılmış oldu. Yerel basının gazete, dergi ve bültenler anlamında bazı eksikleri olsa dahi önemli ölçüde envanterini çıkararak gelecek nesilleri haberdar edecek somut verileri bir araya getirildi. Çalışma içerisinde gazetelere hangi kütüphaneden, hangi arşivden, hangi şahıstan nasıl ulaştım, ne kadar nüshası mevcut, nasıl ulaşılır bilgilerine dipnotlarda ayrıntılı yer verilmiş olması çalışmayı önemli kılan bir özelliktir. Araştırmacılara bu çabamın bugün nasıl ışık tuttuğunu, görüyor, biliyor ve duyuyorum. Şüphesiz hiçbir çalışma bitmiş ve tamamlanmış bir çalışma değildir. Bu gazete, dergi ve bültenlerin pek çoğu üzerinde bağımsız çalışmalar yapılacak kadar değerlidirler. Ümit ediyorum ki araştırmacılar bu yönde çalışmalara devam edeceklerdir.
Diğer bir husus; bugün herkesin kullandığı “medya” geniş bir yapıyı tanımlamaktadır. Bu çalışma ise medyanın bir ayağı olan Denizli yerelinde basılı yayın unsurlarıdır. Denizli için medyanın diğer ayakları tanımlanabilecek radyolar, televizyonlar, internet gazeteleri apayrı yapılacak çalışmalar ile araştırmacıları beklemektedir.



YORUM