Doç. Dr. Salih Seyhan ile “Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi” Üzerine Söyleşi

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Doç. Dr. Salih Seyhan ile “Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi” Üzerine Söyleşi

Ahmet Şahin, "Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi" üzerine Doç. Dr. Salih Seyhan ile bir söyleşi yaptı.

Ahmet Şahin | Türk Basın Tarihi Üzerine
Çelebi Dergisi, 5. Yılını Gururla Kutladı
Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat

Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi Üzerine Bir İnceleme: Doç. Dr. Salih Seyhan ile Söyleşi
Konuşan: Ahmet Şahin

Ahmet Şahin: Bosna-Hersek’in çok dinli ve çok kültürlü yapısı, Osmanlı dönemi basın faaliyetleri açısından nasıl bir sosyo-kültürel ortam oluşturmuştur?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bosna-Hersek’i minyatür bir Osmanlı Devleti olarak değerlendirmek mümkündür diye düşünüyorum. İstanbul’da matbaa ve kitap yayın faaliyetleri gayrimüslim unsurlar tarafından başlatıldığı gibi Bosna-Hersek’te de ilk matbaayı onlar kurdu ve ilk kitap yayınlarını onlar gerçekleştirdi. Fatih Sultan Mehmed’in Fransiskenlere verdiği Ahidname ve daha sonraki dönemlerde Fatih’in hoşgörülü yönetim tarzının devam ettirilmesi, farklı din ve kültürlerin bir çatışmanın değil, zengin bir kültürün ortaya çıkmasına sebep oldu.

Farklı topluluklar kendi alfabeleri ve dilleriyle yayın yaparken, bir yandan da aynı coğrafyayı paylaşmanın getirdiği ortak sorunlar, ihtiyaçlar vardı. Dolayısıyla basın, sadece haber veren bir mecra değil, aynı zamanda kimliklerin korunması, ifade edilmesi ve bazen de birbirine meydan okuması için kullanılan bir araç haline geldi. Osmanlı’nın sağladığı hoşgörülü ortam, bu çok sesliliğin yaşamasına imkân tanıdı. Farklı din, dil, ırk ve dine sahip toplulukların ilimde, sanatta, ziraatte ve ticarette ortaya koyduğu faaliyetler birbirini teşvik edici oldu. Bu çok kültürlülük barış dönemlerinde muhteşem bir mozaik oluşturdu ve bu rekabet daha sonra bazı etnik çatışmalara neden olduysa da netice itibariyle kültürel ortamın fevkalade zenginleşmesi sonucunu doğurdu ve Bosna-Hersek’i Osmanlı Devleti içinde çok özel bir yere getirdi.

Ahmet Şahin: İliryalılardan Osmanlı hâkimiyetine uzanan süreçte okuryazarlık düzeyi, alfabe çeşitliliği (Bosançiça, Kiril, Latin vb.) ve dil politikaları basın tarihini nasıl şekillendirmiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bosna-Hersek’in bilinen ilk halkı olan İliryalıların bir alfabeye sahip olduklarına dair elimizde bir kayıt yok ancak İliryalılar dönemine ait mezar taşları ve paralarda bazı sembollerin olduğu biliniyor. Slavların Doğu Ayrupa’ya yerleşmesiyle birlikte, özellikle Slavların Hristiyanlaştırılması için Kiril ve Methodious kardeşlerin geliştirdiği Kiril alfabesinin, bölgenin okuryazarlığının ve kültürünün gelişmesinde çok önemli etkileri oldu. Yazının tarihinde dinin ve din adamlarının her zaman zirvede bir fonksiyonu vardır. Burada da bölgenin kültürel alt yapısının oluşmasında çok önemli bir yeri olan Kiril alfabesinin, Kiril ve Metodius adlı iki kardeş din adamı tarafından oluşturulduğunu görüyoruz. Bu iki kardeş daha sonra hem Katolik hem de Ortodoks kilisesi tarafından aziz ilan edildiler.

Kiril alfabesinin Bosna-Hersek’te konuşulan dile uyarlanmasıyla yeni bir alfabe oluşturuldu ve buna da Bosançiça adı adı verildi. Yine İslam’ın kabulünden sonra Osmanlı’da kullanılan Arap alfabesi Boşnak diline uyarlanarak Arabica alfabesi geliştirildi. Bosna-Hersek’te farklı alfabeler ile yazı yazılması ve kitap basılması okuryazar sayısının artmasına önemli bir katkı sağladı. Bu çeşitlilik, modern basın ortaya çıktığında da kendini gösterdi. Gazeteler birden fazla dil ve alfabe ile yayımlanabiliyor, böylece çok dilli bir basın ortamı doğuyordu.

Ahmet Şahin: Osmanlı millet sistemi, Bosna’daki farklı dini toplulukların matbaa ve yayın faaliyetlerine ne tür imkânlar veya sınırlılıklar getirmiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bilindiği gibi Osmanlı Millet Sistemi ırka değil, din ve mezhep farklılıklarına dayanıyordu. Yani Osmanlı Millet Sistemi, her din ve eğer o dinin içinde birbirinden kesin çizgilerle ayrılan mezhepler varsa bunların her birinin farklı bir millet olarak kabul edilmesi esasına dayanıyordu. Bu sistemin, Bosna-Hersek’teki son isyanlara ve milliyetçilik cereyanlarının artmasına kadar matbaa ve basın yayın faaliyetlerine bir sınırlılık getirmesinden bahsedilemez. Bilakis her dinin ve mezhebin kendi faaliyetlerini serbestçe yapmasına imkân tanıdı. Osmanlı Millet Sistemi içindeki her millet, kendi inançlarını mensuplarına öğretebilmek, aktarabilmek için yazı yazdı, kitap bastı, mecmua veya gazete çıkarabildi. Nitekim II. Bayezid, İspanya’dan göç eden Yahudilere verdiği matbaa açma iznini bu gerekçelerle verdi. Aynı şekilde Bosna-Hersek’teki farklı milletlere de bu gerekçelerle, kitaplarını Bosna-Hersek dışındaki ülkelerde bastırmasına izin verildi. Bu da Müslüman Milleti dışındaki milletlerin Müslümanlardan daha önce matbaa ve basım faaliyetlerine başlamasına imkân tanıdı. Osmanlılar, Hristiyan cemaatlerin edebî ve sanatsal etkinliklerine müdahale etmedikleri için Bosna okuryazarlığının bir parçası, Ortodoks kilisesi çevrelerinde ve Fransiskenler arasında yaşamaya devam etti. Osmanlılar, Katolik toplumun diğer merkezlerle kültürel ve dini bağlantılarını da engellemedi ve bu rahat ortam 1519 yılında Bosna Hersek’te ilk matbaanın açılmasını kolaylaştırıcı bir sebep oldu. Ama tabii, söz konusu siyasi meseleler olunca Osmanlı dikkatliydi; devlete muhalif, ayrılıkçı bir yayın kolay kolay izin alamazdı.

Ahmet Şahin: Bosna Arap Alfabesi (Arebica), Osmanlı döneminde hangi toplumsal ve kültürel ihtiyaçlara cevap vermiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Arebica, Boşnakça konuşan Müslümanların dinî metinleri kendi dillerinde okuyabilmesini sağladı. Bu alfabe, İslamî kimliği Boşnak dilinde yaşatma çabasının bir ürünüdür. Aynı zamanda toplumun eğitim ihtiyacına yerel bir çözüm sundu. Bu alfabe sayesinde hem dini içerikler hem de edebî eserler üretilmeye başlandı. Arebica, bir bakıma Boşnak Müslümanların kimliklerini İslami gelenekle harmanlayarak sürdürmelerini sağladı. Osmanlı medeniyetine bağlı kalırken, kendi dilini de yazıya dökebilmeleri, onları hem İslam dünyasının hem de yerel kültürün bir parçası haline getirdi.

Ahmet Şahin: Sefarad Yahudilerinin Ladino dili üzerinden yürüttükleri yayın faaliyetlerinin, Bosna’daki çok dilli basın geleneğindeki yeri nedir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: 1492’de İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudileri, Ladino dilini ve Raşi harfini önce İstanbul’a daha sonra Bosna-Hersek’e beraberlerinde getirdiler. Saraybosna Haggadahı gibi el yazmalarıyla Bosna’nın kültürel çeşitliliğine katkıda bulundular. Daha sonra Ladino diliyle dini metinler ve kültürel yazılar yayımlamaları, Bosna basınındaki çok dilliliğe ayrı bir renk kattı. Bu yayınlar sadece kendi cemaatlerini beslemedi, aynı zamanda Bosna’nın çok dilli basın geleneğini de zenginleştirdi. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Millet Sistemi, Sefarad Yahudilerinin kendi dillerini tamamen muhafaza etmelerini sağladığı gibi, diğer dil ve kültürlerden çok etkilenmeden kendilerine ait izole bir hayat kurmalarının da yolunu açtı.

Ahmet Şahin: Bogomilizm ve Bosna’nın İslamlaşma sürecinin basın kültürüne ve yazılı üretim biçimlerine yansımaları nasıl olmuştur?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Osmanlı bölgeye geldiği zaman, nispeten az mensubu bulunan inanç sistemlerini saymazsak üç büyük dini grubun ağırlığı söz konusuydu. Katolik Hırvatlar, Ortodoks Sırplar ve Bosna Kilisesi mensubu Boşnaklar. Bogomilizm Bosna Kilisesi olarak da bilinir. Katolikler tarafından heretic yani sapkınlar olarak damgalanan ve aforoz edilen Bosna Kilisesi mensupları kendilerini ifade edebilmek, inançlarını yayabilmek, için yazıya ve daha sonra matbaaya ihtiyaç duydular. Katolikler ve Ortodoksların da aynı şekilde propagandaya ihtiyaçları vardı. Bu durumda üç dinin mensupları da kendi faaliyetleri için yazıya ve matbaaya çok önem verdiler. Bosna Kilisesi mensubu olan Boşnakların yani Bogomillerin Müslüman olmasıyla birlikte yazı ve matbaaya daha çok ihtiyaç duyuldu.

Ahmet Şahin: Osmanlı döneminde Bosna’da matbaacılığın gelişiminde hangi tarihsel kırılma noktaları öne çıkmaktadır?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Birkaç önemli eşik var: 16. yüzyılda Gorajde’de açılan ilk matbaa, modern anlamda ise 1866’da Vilayet Matbaası’nın kurulması. Vilayet matbaasının aynı zamanda matbaacılık okulu olarak faaliyet göstermesi, matbaada çalışacak kişileri yetiştirmesi de çok önemli kilometre taşlarından biridir. Sopron Matbaası da çok kritik, çünkü modern basım tekniklerini Bosna’ya taşıdı. Katolik Elçilik Matbaası ve Hersek Vilayet Matbaası da bu sürecin halkaları. Her biri, Bosna’da basının hem teknik hem de içerik bakımından gelişmesinde bir dönüm noktası oldu.

Ahmet Şahin: 1869 Maarif Nizamnamesi öncesi ve sonrası matbaacılık faaliyetleri arasında nasıl bir fark gözlemlenmektedir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Nizamname öncesinde eğitim faaliyetleri dağınıktı ve matbuat daha çok özel girişimlerle sınırlıydı. 1869’dan sonra eğitim sistemi düzenlendi, devlet eğitime doğrudan müdahil oldu. İlköğretim mecburi hale getirildi. Devlet Müslüman tebaa için okullar açarken cemaatler de kendi okullarını açtılar. Bu da kitaba olan ihtiyacı artırdı. Ayrıca devletin gelişimini artırmak için yeni meslek okulları, laik okullar, yüksek okullar açıldı. Bu nizamname Osmanlı devletinin tarihi boyunca eğitimle ilgili en kapsamlı düzenlemesidir. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda artık basın, sadece dini toplulukların değil, devletin de yönlendirdiği bir alan haline geldi.

Ahmet Şahin: Müslüman toplulukların matbaa kurmada diğer dini gruplara göre geç kalmasının sosyo-kültürel ve siyasi nedenleri nelerdir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, el yazması geleneği çok güçlüydü; dini eserler elle çoğaltılmaya devam ediliyordu. Bu yazarak öğrenme usulünün devam etmesi anlamına da gelebilir. Medreselerde hocanın okuması öğrencilerin de tekrar etmesi şeklindeki eğitim sistemi, büyük ölçüde devam ediyordu. İkincisi, Arap harfli baskının teknik zorlukları vardı. Latin ve Kiril alfabelerine göre hata yapma ihtimali daha fazlaydı. Üçüncüsü, Osmanlı merkezi idaresi, matbaanın denetlenmesinin zor olacağını düşünüyordu. Burada gözden uzak tutulmaması gereken bir sebebi daha zikretmek gerek. Osmanlı’da birçok sistem kuruluşundan itibaren fetihlere dayanıyordu. Matbaanın ortaya çıktığı dönemde her yönden Avrupa’dan üstün olan Osmanlı’da aşırı bir özgüven olduğunu söyleyebiliriz. O zamanki devlet aklı ‘’Eğer matbaa çok ileri götüren bir şey olsaydı Avrupalıları ileri götürür, onlar da belki savaşlarda Osmanlı’ya üstün gelebilirlerdi’’ şeklinde bir düşünceye sahip olmuş olabilir. Osmanlı’nın matbaayı geç benimsemesi üzerine çok şey söylenebilir. Burada son söz olarak şunu diyebilirim; Osmanlı’nın matbaayı geç benimsemesinin değil Avrupa’nın erken benimsemesinin sebeplerini tartışmak bu konuyu daha anlaşılabilir kılabilir.

Ahmet Şahin: Sopron Matbaası, Katolik Elçilik Matbaası ve Hersek Vilayet Matbaası’nın, Bosna basın tarihindeki önemi ve etkileri nelerdir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Sopron Matbaası, Bosna’nın ilk modern matbaasıydı ve çok dilli baskı yapabilmesiyle dikkat çekti. Osmanlı yönetimi, Bosna-Hersek’teki zararlı milliyetçilik propagandalarını engellemek, onlara karşı devlet politikasına uygun yayın yapmak, artan kitap ihtiyaçlarını Bosna-Hersek’teki bir matbaada basmak ve benzeri sebeplerle acil bir matbaaya ihtiyaç duyuyordu. Merkezden bu matbaanın kuruluşu için izin çıkmış fakat kurulması çok uzun sürecekti. Aciliyeti bilen yönetim, matbaacı Sopron’un matbaasını kendi ihtiyaçları için kullanmak üzere bir sözleşme yaptı. Yani bir anlamda Sopron’un matbaasını kiraladı. Böylece hem ihtiyaçlar ertelenmedi hem de devletin kendi matbaası kurulana kadar matbaacılıkla ilgili bir altyapı oluşmuş oldu.

Katolik Elçilik Matbaası, Katolik topluluğun kültürel canlılığını korumasına hizmet etti. Fransiskenler “Milli Uyanış’’ adında bir faaliyet yürütüyorlar, yurtdışında bastırdıkları edebi metinleri bu faaliyetlerinde kullanıyorlardı. Bir matbaa açmak için izin talebinde bulundular, yönetim de basılacak kitapların baskıdan önce kontrol edilmesi şartıyla matbaanın açılmasına izin verdi. Matbaada basılan eserler ve takvimler, Bosna-Hersek’te kitap basımında öncü bir rol oynadı. Diğer cemaatlerin de matbaa konusunda harekete geçmesini sağladı. Ayrıca burada yetişen ustalar diğer matbaaların gelişmesinde etkili oldular. Mesela Hersek Vilayet Matbaasında burada yetişenler çalıştı.

Hersek Vilayet Matbaası ise esas olarak, Katoliklerin açtığı matbaanın milliyetçilik faaliyetlerine karşı bir yayın yapmak amacıyla kuruldu ve bölgesel haberlerin ve resmi duyuruların merkezi oldu. Hersek Vilayet matbaasında basılan Neretva Gazetesi de Hersek’in resmi Vilayet Gazetesiydi. Bu üç matbaa, Bosna’da basın kültürünün temel taşlarını oluşturdu.

Ahmet Şahin: Osmanlı döneminde Bosna’daki süreli yayınlar, çok dinli bir toplumda ortak bir kamusal alan oluşturma işlevini ne ölçüde yerine getirmiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bosna’daki süreli yayınlar, aslında iki işlevi birden gördü. Bir tarafta her topluluk kendi kimliğini, kültürünü ve dini duruşunu korumak için yayın çıkardı. Bu yayınlar, cemaatleri içe kapalı bir şekilde besleyen araçlardı. Fakat diğer tarafta, gazeteler ortak coğrafyada yaşayan grupların birbirinin varlığını daha iyi tanımasını da sağladı. Mesela bir Müslüman Vilayet gazetesini okurken, Katoliklerin sorunlarını da görüyordu; bir Katolik okuyucu da Boşnak entelektüellerin yazılarına rastlayabiliyordu. Bu sayede, sınırlı da olsa ortak bir kamusal alan doğdu. Tabii ki bu alan tam anlamıyla eşit ve özgür değildi, ama en azından farklı seslerin bir araya gelebildiği bir “iletişim zemini” oluşturdu.

Ahmet Şahin: Bosanski Prijatelj, Sarajevski Cvjetnik, Bosna ve Neretva gazetelerinin içerik, yayın dili ve hedef kitle açısından öne çıkan özellikleri nelerdir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bosanski Prijatelj: Katolik Boşnak aydınların öncülüğünde yayımlanan kültürel hacimli bir dergiydi. Dil olarak Boşnakçayı öne çıkardı ve daha çok entelektüel kesime hitap etti. Ancak dergiyi tasarlayan ve ilk sayısını yayınlayan kişinin ayrılıkçı Panslavist fikirlere sahip olduğu ve İliryan hareketine destek olduğu için sürgün edildiğini de söylemek lazım. Hedef kitlesi bütün Bosnalılar olduğu söylenebilirse de daha çok Katolik Hırvatlar tarafından okundu. Kiril alfabesinin önemini vurgulayan ve Bosna’nın kültürel tarihindeki yerinden bahseden yazılar yazdı.

Sarajevski Cvjetnik: Bosna Vilayet gazetesinin resmi gazete olmasından dolayı Sırpların ve Hırvatların ayrılıkçı ve düşmanca yayınlarına karşı onların üslubunu kullanmaktan uzak duruyordu. Bu açığı Sarajevski Cvjetnik kapatıyor bu yayınlara karşı gereken cevabı vermekten geri durmuyordu.  Gazete, Vilayet Matbaasında, numaralandırılmamış dört sayfa olarak, iki dilde; Kiril alfabesi ile Boşnakça ve Arap alfabesi ile Türkçe basılmıştır. Düzenli olarak haftada bir defa yayınlanan gazetenin sürekliliği, önceden kendi sayfalarında ilan edilmek suretiyle, iki defa editörün hastalığı dolayısıyla kesintiye uğramıştır. Boşnakça sayfalara bakıldığında bazı sayılarda sayfalar sütunlara ayrılmamıştı. “Küçük haberler”, “En yeni posta”, “Tarımcılık”, “Muhtelif”, “Duyurular”, “İlan ve reklamlar” başlıklı bölümler, sayfada boş yerin olup olmamasına ve içeriğin önemine bağlı olarak yayınlanmıştır. Sütunlar, metinler ve diğer içerikler hakkında yapılan analizler Gülşen-i Saray’ın sadece haberlere dayalı bir gazete olmadığını göstermektedir. Gazetenin içeriği çok çeşitlidir ve vilayet resmî gazetesi Bosna’dan daha çok Sopron’un Bosanski vjestnik’ine yakındır. Yazılar ve yayın politikası Müslüman Boşnak halkına yönelik olsa da Sarajevski Cvjetnik bütün Bosna halkı tarafından ilgiyle takip edildi.

Bosna: Vilayet gazetesi olarak resmî duyuruları, devlet kararlarını yayımladı. Ama bunun yanında toplumsal ve ekonomik haberler de içeriyordu. Bütün Osmanlı Devleti içinde meydana gelen olaylar, ekonomi haberleri, yurtiçi haberler, edebi eserlerden seçmeler, şiirler ve ilanlar da gazetenin içerikleri arasında yer aldı. Çoğu zaman İstanbul’da yayınlanan gazetelerden alıntılar gazetenin ana gövdesini oluşturuyordu. Böylece hem devletin sesi hem de halk için bir bilgi kaynağı oldu. Arap alfabesiyle Türkçe ve Kiril alfabesiyle Boşnakça olmak üzere iki dilli yayınlandı. Hedef kitlesi bütün Bosna halkıydı. Uzun süren bir yayın hayatı olduğu için Bosna Basın tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Neretva: Resmi vilayet gazetesi olarak yayınlanan Neretva, daha çok bölgesel sorunlara ve Hersek yöresine odaklanan bir gazete oldu. Bosna’da çıkan isyanlardan sonra yayınlandı ve ana konusu isyanlarla mücadele oldu. Vilayet haberleri iç ve dış haberler gibi bölümleri vardı. Bosna ve Sarajevski Cvjetnik gibi Neretva da iki dilde Türkçe ve Boşnakça yayınlandı. Yerel halkın meselelerini gündeme taşıyarak farklı bir işlev gördü.

Bu gazetelerin Her biri kendi hedef kitlesine seslendi, ama ortak noktaları, Bosna’daki çok dilliliği ve toplumsal çeşitliliği yansıtmalarıydı.

Ahmet Şahin: 1864 Vilayet Nizamnamesinin, Bosna’daki vilayet gazetelerinin yayın politikalarına ve içeriğine etkileri nasıl olmuştur?

Doç. Dr. Salih Seyhan: 1864 Vilayet Nizamnamesi Osmanlı taşra teşkilatında köklü bir dönüşüm getirdi. Bu düzenleme ile birlikte vilayet merkezlerinde birer gazete çıkarılması adeta zorunlu hale geldi. Bosna için bu, yeni bir dönemin başlangıcıydı. Daha önceki yayınlar daha çok dini cemaatlerin ve özel girişimlerin ürünüydü, sürekliliği zayıftı. Ancak nizamname sonrası vilayet gazeteleri doğrudan devletin sesi olarak ortaya çıktı.

Bosna’da yayımlanan “Bosna” gazetesi, bu anlayışın somut bir ürünüydü. İçeriğinde sadece resmî duyurular, tayinler, vergi kararları ya da devlet bildirileri değil; tarımsal gelişmeler, sağlık uyarıları, eğitim haberleri, hatta bazen edebî yazılar da yer aldı. Böylece gazete, hem Osmanlı yönetiminin taşradaki propaganda aracına dönüştü hem de halkın gündelik hayata dair bilgilere ulaştığı bir mecra oldu.

Bunu şöyle de özetleyebiliriz: Vilayet Nizamnamesi, basını devletin idari mekanizmasının bir parçası haline getirdi. Bu sayede Bosna’da basın, yalnızca bir entelektüel faaliyet değil, aynı zamanda bir “yönetim aracı” oldu.

Ahmet Şahin: Bosna’da yayımlanan salnameler ve takvimler, idari hafıza ve kültürel süreklilik açısından nasıl bir rol üstlenmiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Salnameler ve takvimler, modern basın tarihinin görünürde çok teknik ama aslında son derece kritik yayınlarıdır. Salnameler, vilayetin yıllık idari raporları gibiydi. Hangi kadı, hangi kaymakam, hangi müftü görev yapıyor; hangi devlet kurumları faal; gelir-gider dengesi nasıl? Bunların tümü kayıt altına alınıyordu. Böylece sadece bugüne değil, geleceğe yönelik bir idari hafıza oluşturulmuş oluyordu. Bugün Bosna’daki Osmanlı yönetimiyle ilgili en önemli arşiv kaynaklarımızdan biri bu salnamelerdir.

Takvimler ise daha çok kültürel süreklilik açısından işlev gördü. Dini günler, bayramlar, oruç zamanları, tarımsal faaliyetler, ayın hareketleri gibi bilgiler takvimler aracılığıyla halka ulaştırılıyordu. Özellikle çok dinli bir toplumda takvimler, Müslümanların, Ortodoksların ve Katoliklerin farklı dini ritüellerini kendi cemaatlerine hatırlatıyordu. Bu sayede takvimler sadece bir zaman ölçüsü değil, aynı zamanda kültürel kimliği pekiştiren bir araç haline geldi. Dolayısıyla salname ve takvimler, basının sadece fikir ve haber taşıyan bir mecra olmadığını, aynı zamanda idari düzenin ve kültürel sürekliliğin taşıyıcısı olduğunu gösterir.

Ahmet Şahin: Devre, İlk Bosna-Sırp Takvimi ve Genç Hersekli gibi örnekler, dönemin toplumsal ve siyasi atmosferini basın tarihi açısından nasıl yansıtmaktadır?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bu üç yayın aslında 19. yüzyıl Bosnası’nın ruhunu çok iyi yansıtır.

Yüzyıllık Takvim: Devre, uzun vadeli bir zaman planlaması sunan ve halkın gündelik yaşamını doğrudan etkileyen bir yayındı. Tarım toplumunun ihtiyaçlarına cevap verdi; ekim, hasat, dini bayramlar, pazar günleri gibi bilgileri içeriyordu. Aynı zamanda “yüzyıllık” niteliğiyle sadece kısa dönemli pratik bilgi vermekle kalmadı, uzun vadeli bir perspektif sunarak toplumsal hafızayı güçlendirdi. Bu yönüyle sıradan halkın zamanı örgütleme biçimini gösterirken, yazılı kültürün toplumsal hayat üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koydu.

İlk Bosna-Sırp Takvimi, sadece pratik bir zaman cetveli değildi. Ortodoks cemaatin kendi tarih bilincini pekiştirdiği, kimliğini görünür kıldığı bir araçtı. Takvimin içine dini günlerle beraber milli vurgular da serpiştirildi. Bu, Bosna’daki Ortodoks toplumun ayrılıkçı fikir ve faaliyetlerini basın üzerinden yaymaya çalıştığını gösterir.

Genç Hersekli Takvimi ise, dönemin genç kuşağının siyasi ve kültürel ideallerini yansıttı. Adından da anlaşılacağı üzere, Hersekli gençlerin bağımsızlık, kimlik arayışı ve modernleşme yönündeki beklentileri bu takvimde ifadesini buldu. Böylece takvim, sıradan bir zaman ölçüm aracı olmanın ötesinde, gençliğin siyasi eğilimlerini ve dönemin özgürlük atmosferini yansıtan bir basın ürünü haline geldi.

Bu üç takvim, Bosna basın tarihinin çok yönlü işlevini ortaya koyar: zamanı düzenlemek, kimliği pekiştirmek ve siyasi bilinç aşılamak. Böylece o dönemde takvimlerin, halkın hem günlük yaşamına hem de uzun vadeli toplumsal yönelimlerine etki eden önemli araçlara dönüştüğünü görüyoruz.

Ahmet Şahin: 1878 sonrası Avusturya-Macaristan idaresinde Bosna’daki basın faaliyetleri, Osmanlı dönemine kıyasla hangi açılardan süreklilik ve değişim göstermiştir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: 1878 Berlin Antlaşması ile Bosna-Hersek Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan yönetimine geçti. Bu geçiş, basında hem süreklilik hem de değişim getirdi.

Süreklilik şuradaydı: Çok dilli, çok dinli basın geleneği aynen devam etti. Müslümanlar Boşnakça ve Arebica ile, Ortodokslar Kiril ile, Katolikler Latin harfleriyle, Yahudiler Ladino ile yayın yapmayı sürdürdüler. Yani Bosna’nın kültürel mozaiği, basında varlığını korudu.

Ama değişim çok daha belirgindi: Avusturya modern matbaalar kurdu, basım tekniklerini yeniledi. Gazeteler daha düzenli, daha profesyonel yayımlanmaya başladı. Bunun yanında sıkı bir sansür sistemi getirildi. Osmanlı’da sansür daha çok dini ve siyasi hassasiyetlere dayanırken, Avusturya’da sansür imparatorluğun çıkarlarını korumaya odaklandı. Ayrıca basının içeriği Avusturya’nın modernleşme projesine hizmet edecek şekilde yönlendirildi.

Dolayısıyla 1878 sonrası Bosna basını, teknik olarak gelişti ama özgürlük alanı daha da daraldı.

Ahmet Şahin: Avusturya-Macaristan’ın dil politikalarının, basın organlarının yayın dili ve içerik stratejilerine etkileri nasıl olmuştur?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Avusturya-Macaristan, Bosna’da idari düzeni sağlamlaştırmak için dil politikasını bir araç olarak kullandı. Almancayı idari merkez dili yaptı; resmi belgeler ve devlet dairelerinde Almanca hâkimdi. Ancak halkın büyük çoğunluğu Boşnakça, Sırpça veya Hırvatça konuşuyordu. Bu nedenle yerel dillerin kullanımına da alan tanındı.

Gazeteler ve dergiler bu çok dilliliğe uyum sağladı. Bir gazetenin bir nüshasında Boşnakça bir makale, bir diğerinde Almanca bir duyuru bulunabiliyordu. Fakat içerik stratejisinde imparatorluk çıkarları belirleyiciydi: Avusturya’nın Bosna’yı modernleştirme söylemi, “medenileştirme misyonu” ve Osmanlı ile kıyaslamalar basında sıkça yer aldı.

Kısaca özetlersek, Avusturya-Macaristan döneminde basın çok dilliliğini sürdürdü ama dil politikası üzerinden ideolojik bir çerçeveye oturtuldu.

Ahmet Şahin: Bu dönemde açılan matbaalar ve süreli yayınlar, Bosna’nın çok kültürlü basın geleneğini nasıl dönüştürmüştür?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Avusturya dönemiyle birlikte Saraybosna, Mostar gibi şehirlerde modern matbaalar açıldı. Bu matbaalar sadece dini cemaatlere değil, geniş bir okuyucu kitlesine hitap edecek yayınlar çıkarmaya başladı. Gazete sayısında ciddi bir artış oldu.

Bu durum, Bosna’daki çok kültürlü basın geleneğini iki yönde etkiledi:

1. Çoğulculuğu artırdı – Çünkü artık her topluluk sadece kendi cemaati için değil, daha geniş kitleler için yayın çıkarabiliyordu. Bu, bir tür “ortak kamusal alan” fikrini besledi.

2. Merkezi denetimi güçlendirdi – Matbaaların açılması devletin kontrol mekanizmalarını da geliştirdi. Sansür, izin süreçleri, dil politikaları üzerinden basın sıkı denetim altına alındı.

Sonuçta çok kültürlü gelenek modernleşti ama aynı zamanda devlet kontrolüne daha bağımlı hale geldi.

Ahmet Şahin: Osmanlı dönemi Bosna basın tarihini çalışırken karşılaşılan başlıca arşiv ve kaynak sorunları nelerdir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bu alanda araştırma yapanların ilk fark ettiği şey kaynakların dağınıklığıdır. Bir gazetenin bir yıllık nüshası Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Kütüphanesi’nde bulunurken, diğer birkaç sayısı Belgrad’da ya da İstanbul’da olabilir. Yani bütünlüklü koleksiyonlara ulaşmak çoğu zaman mümkün değildir.

Bir diğer sorun da alfabe çeşitliliği. Arebica’yı okuyabilmek ayrı bir uzmanlık gerektirir. Kiril, Latin, Arap alfabesi derken araştırmacının birkaç dili ve yazı sistemini bilmesi gerekir. Bu da çalışmayı hem zorlaştırır, hem uzatır, hem de dar bir uzman grubuna mahkûm eder.

Üçüncü bir zorluk da siyasi tarihin izleri. Avusturya-Macaristan döneminde bazı yayınlar sansürlendi, toplatıldı, kayboldu. Osmanlı arşivlerinde de Bosna’ya ait belgeler bazen eksik ya da dağınık şekilde yer alıyor.

Dolayısıyla Bosna basın tarihini çalışmak sabır, çok yönlü dil bilgisi ve farklı arşivlere ulaşma imkânı gerektiriyor.

Ahmet Şahin: Osmanlı Dönemi Bosna Basın Tarihi kitabının, basın tarihi literatüründe doldurduğu boşluk ve ileride yapılacak çalışmalar için sunduğu katkılar nelerdir?

Doç. Dr. Salih Seyhan: Bu kitap, aslında literatürdeki bir ihtiyaca cevap verdi. Daha önce Bosna basını üzerine yapılan çalışmalar hep parçalıydı: Kimisi sadece Katolik matbaalarını inceliyor, kimisi sadece vilayet gazetelerini analiz ediyordu. Bizim çalışmamız ise ilk kez bütünlüklü bir çerçeve sunuyor.

Kitabın öne çıkan katkılarını şu şekilde sıralayabilirim:

Çok dilliliği ve çok alfabeli yapıyı bütüncül bir şekilde ele aldık.

Millet sistemi ile basın arasındaki ilişkiyi tarihsel bir bağlama oturttuk.

Basının sadece kültürel değil, siyasi işlevini de ortaya koyduk.

Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan’a geçişte süreklilik ve değişim noktalarını belirginleştirdik.

Gelecekte yapılacak çalışmalar için de birkaç alan açtık: Mesela tek tek gazetelerin içerik çözümlemeleri yapılabilir, Arebica ile basılmış eserler transkripsiyonlarla yeniden gün yüzüne çıkarılabilir yahut Bosna’daki basının Balkanlardaki diğer Osmanlı vilayetleriyle karşılaştırmalı analizi yapılabilir.

Dolayısıyla bu kitap, hem geçmişi anlamak için sağlam bir temel, hem de yeni araştırmalar için bir davet niteliği taşıyor.

YORUM

WORDPRESS: 0