Erzurum’dan Anadolu’ya Yayılan Söz: Prof. Dr. Hakan Temiztürk ile Mülâkat

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Erzurum’dan Anadolu’ya Yayılan Söz: Prof. Dr. Hakan Temiztürk ile Mülâkat

Ahmet Şahin, Prof. Dr. Hakan Temiztürk ile yerel hafıza, gazetecilik ve medya tarihi üzerine bir mülakat yaptı.

Mürekkep ve Hafıza: Prof. Dr. Nejdet Bilgi ile Manisa Basın Tarihi Üzerine Söyleşi
Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat
Osmaniye’de Süreli Yayıncılığın Serencamı

Erzurum’dan Anadolu’ya Yayılan Söz: Yerel Hafıza, Gazetecilik Geleneği ve Medya Tarihi Üzerine Prof. Dr. Hakan Temiztürk ile Bir Mülâkat

Ahmet Şahin: Erzurum’un “Türk basınının en önemli merkezlerinden biri” olarak tanımlanmasını sağlayan tarihsel, coğrafi ve kültürel unsurlar nelerdir? Bu vasfın sürekliliğini hangi temel dinamikler sağlamıştır?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Erzurum, her vilayete birer matbaanın kurulduğu tarihte Osmanlı Devleti’nin önemli merkezlerinden biriydi. Tanzimat sonrası yapılan idarî değişiklikle vilâyetler oluşturulmuş ve bu yeni idare şekli, 1864 nizamnamesiyle düzenlenmişti. Yeni düzenlemede büyük il merkezlerine bir matbaa kurulması da kararlaştırılmış ve Trabzon, Tuna, Bursa, Kastamonu, Diyarbekir ile birlikte Erzurum’da da bir vilayet matbaası hemen faaliyete geçirilmiştir. 1864, 1865, 1866 ve 1867 yıllarında birbiri peşi sıra açılan matbaalarda, öncelikle, valiliklerin ihtiyaç duyduğu evraklar basılmıştır. Ancak matbaaların daha verimli olması gerektiğini düşünenler ve İstanbul’da başlamış olan gazete yayıncılığının buralarda da mümkün olacağını görenler bu baskı makinelerini gazete çıkarmak için de kullanmışlar ve ilk yerel gazeteler böylece yine birbirine yakın tarihlerde 1870’lerin hemen öncesinde ve 1870’lerin başlarında çıkmıştır. Erzurum’un bir serhat şehri olması (tam sınır değil belki ama sınıra yakın vilayetlerin en büyüğü idi Erzurum), şehirde Müslim ve gayrimüslim vatandaşların, Türk, Kürt, Ermeni asıllı insanların yaşıyor olması gibi sebepler de bu şehirde bir matbaanın ve onun desteğiyle bir gazetenin kuruluşunu gerekli kılmıştır. Hem bu matbaada basılan Envar-ı Şarkiyye hem de 1913 yılında çıkacak olan Albayrak gazetesi çok önemli misyonlar üstlenmiş ve bu misyon doğrultusunda faaliyette bulunmuştur.

Ahmet Şahin: Envar-ı Şarkiyye örneğinde olduğu gibi, erken dönem Erzurum gazeteciliğinde öne çıkan temalar nelerdir? Bu temaların Osmanlı modernleşmesi ve II. Meşrutiyet basınıyla ilişkisi nasıl kurulabilir?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Erzurum basınının başlangıcından itibaren üstlendiği en önemli misyon ve buna paralel olarak öne çıkardığı tema vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği ilkesi olmuştur. “Vilayet-i Şarkiye Ermenistan Olamaz” şiarıyla yayın yapan Albayrak gazetesi bu duruşuyla tarihe geçmiştir. Ancak ondan önce faaliyette bulunan Envar-ı Şarkiyye de çeşitli şekillerde fikir ve düşünceleriyle topluma örnek ve önder olan yönetici, yazar, din adamı ve sivil vatandaşlar da vatan sevgisi, kahramanlık, milliyetçilik temalarına vurguda bulunmaya özel önem vermişlerdir. Bu temaların işlendiği ve yüceltildiği gazetecilik ortamında Osmanlı modernleşmesinin ve İstanbul’daki II. Meşrutiyet basınının öne çıkardığı temalara yer yoktur. Genel itibariyle ilerlemenin, gelişmenin, ilim ve fenne yönelmenin değerli ve gerekli olduğu Erzurum matbuatında da dile getirilmektedir; ancak burada asıl öncelik güvenliktir, emniyettir, vatanın bölünmezliğidir. Çünkü tehlike, tehdit ve şiddet kaynakları ile iç içe yaşanmaktadır ve bu daha önceliklidir.

Ahmet Şahin: Erzurum’dan çıkan bazı gazetelerin (örneğin Albayrak) İstanbul basını tarafından takip edilmesi, yerel basın ve merkezî basın ilişkisine dair nasıl bir veri sunar? Bu tür örnekler Anadolu basınının “taşra” kategorisinin dışında değerlendirilmesine zemin hazırlar mı?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk:  Osmanlı sistemi, genel kabul gören anlayışa göre İstanbul merkezlidir; hatta neredeyse İstanbul’dan ibarettir. En azından yüzyıllar boyunca böyle olmuştur. İstanbul ve biraz da Rumeli! Anadolu vilayetleri İstanbul ve Rumeli kadar değerli değildir. Ancak 19. Yüzyıl hem milliyetçi akımların yükselmesi hem de ‘bölücü/ayrılıkçı’ faaliyetlerin devletin bütünlüğünü tehdit etmesi bakımından İstanbul dışına da açılmayı ve o bölgeleri kontrol etmeyi gerekli kılmıştır. İstanbul basını da bu bağlamda vilayetlerden haberleri vermeyi, yerel gazetelerde çıkan haberleri aktarmayı gerekli görmeye başlamıştır. O yıllarda gazetelerin muhabir ağı, yerel ya da yurt dışı haber büroları olmadığı için gazetelerden haber ve yorumları alıntılamak önemli bir açığı kapatmaya yaramıştır. Benzer şekilde taşra gazetelerinin birbirlerinden, İstanbul basınından ve uluslararası basından alıntılar yaptığı da gözlenmektedir. Bu yönüyle bakıldığında Anadolu basınının Rumeli veya diğer bölgelerdeki gazetelerden farklı olarak ‘taşra’ kategorisinin dışında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin bir veriye sahip değilim. Bu bağlamda Anadolu ile diğer bölgelerdeki basının statüsü anlamında bir fark olduğunu zannetmiyorum. Belki İstanbul basını ve taşra basını diye ikili bir ayrıma gitmek mümkün ve doğru olur diye düşünüyorum.

Ahmet Şahin: Süleyman Necati, Cevat Dursunoğlu, Kemal Alyanak gibi isimlerin yerel basın tarihindeki rolü ve medya profesyonelliği açısından nasıl bir öncülük teşkil ettiğini düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Gazetecilik eğitiminin mümkün olmadığı, profesyonel gazetecilerin bulunmadığı bir ortamda adı geçen şahsiyetlerin böyle bir işe girişmeleri çok değerlidir. Süleyman Necati ve Cevat Dursunoğlu birer eğitimci ve sonrasında yöneticidir; onlardan daha sonra gazetecilik yapmış olan Kemal Alyanak da sonradan gazeteciliğe yönelmiş bir kişidir. İlk ikisinin Albayrak’ta üstlendikleri sorumluluk ve Albayrak’a belirledikleri yayın politikası dönemin hassasiyetleri paralelinde olmuştur. Gazetecilik mesleği onlar için adeta zorunlu bir alan olarak kendisini dayatmıştır. Memleketin durumu sıkıntılıdır; milleti memleketin kurtuluşu için harekete geçirmek, bir ve beraber olmaya ikna etmek zorunludur. Bu iş de onlara ve onların etrafındaki birkaç kişiye kalmıştır. Gazetecilik onlar için başlangıçta bir görev olmuş, sonrasında ise belki de bu alanın cazibesi onlara yazarak ve konuşarak hizmet etmenin daha anlamlı olacağını düşündürtmüş ve hayatlarının önemli bir kısmını bu şekilde geçirmeye zorlamıştır.

Ahmet Şahin: 1960 sonrası Erzurum basın tarihinde sözlü tarih yönteminin sunduğu olanaklar nelerdir? Bu tür tanıklıklar, tarih yazımında hangi boşlukları doldurur, hangi riskleri barındırır?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Erzurum’da da diğer birçok şehrimizde de önemli işler başarmış, yazılarıyla, haberleriyle ve kitaplarıyla şehrin hafızasına kazınmış gazeteciler bulunmaktadır. Ancak gazetecilik yoluyla verdikleri hizmetin sonraki kuşaklara aktarılması söz konusu olduğunda gazetecilerin önemli bir kısmının çekingen, çekimser ve ‘tembel’ oldukları bir gerçek. Hatıralarını, haberlerini, köşe yazılarını, röportajlarını bir araya getirip kitap yapan, çalışmalarıyla tezlere veya başka kitaplara konu olan gazetecilerin sayısının çok olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Sözlü tarih çalışmaları bu bakımdan değerli. Kendisinin önemsiz, değersiz, gereksiz gördüğü ama başkalarının bilmediği, bildiğinde faydasını göreceği, bilgileneceği birtakım hatıra, tecrübe ve bilgi kayda geçmeyince ‘çöp’ oluyor moda tabirle… Anlatıcı açısından çok sıradan bir bilgi, bir tanıklık, bir tecrübe başkaları açısından çok değerli olabiliyor. Bu bakımdan sözlü tarih çalışmaları değerli. Ancak bu alanda çalışanların röportaj yaptığı kişileri iyi konuşturması, dikkatli olması, anlatılanları birtakım süzgeçlerden geçirmesi çalışmanın değerini artıracaktır. Aynı şekilde bilgisine ve tecrübesine başvurulan gazetecilerin de konuşmaya istekli, alanında iyi, anlatımda başarılı olması gerekir. Aksi takdirde bilgilerin saklanması, yanlı/ş aktarılması gibi sorunlar ve riskler ortaya çıkacaktır.

Ahmet Şahin: Erzurumlu gazetecilerin kendi anlatılarına yer verdiğiniz bu çalışmada, bireysel hafıza ile kolektif medya belleği arasındaki ilişkiyi nasıl kurdunuz?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk:  Erzurum Sözlü Basın Tarihi adlı kitabımda görüşlerine yer verdiğim gazetecilerin farklı görüşte olmalarına, Erzurum basını kapsamına giren kurum ve kuruluşları kapsayıcı olmasına, yaş, görev, yetki, sorumluluk ve statü bakımından temsil kabiliyetlerinin yeterli olmasına dikkat ettim. Böyle yapmakla şehrin kolektif medya belleğini oluşturan unsurları bir araya getirebileceğimi hesapladım. Bunu büyük oranda başardığımı söyleyebilirim. Ancak bütünüyle istediğimi elde ettiğimi söyleyemem. Çünkü bazı gazetecileri konuşmaya ikna edemedim; bazı gazeteciler konuşmayı kabul etmekle birlikte konuşmadılar/kaçtılar! Konuşanların bazılarının ise her şeyi anlatmadıklarını gözlemledim!

Ahmet Şahin: Mithat Turgutcan örneğinde olduğu gibi gazetecilerin sosyo-kültürel hayattaki rolü nedir? Erzurum basını bu anlamda sadece haber veren değil, aynı zamanda kültür üreten bir aktör müdür?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Mithat Turgutcan bu şehrin çok önemli değerlerinden biri. Ancak benim bu şehirde yaşadığım dönem onun son yıllarında başladı; dolayısıyla kendisiyle görüşmem, kendisini takip etmem mümkün olmadı. Ancak onun dışında bu şehirde sosyo/kültürel hayatın, entelektüel sermayenin, cemiyet hayatının önemli unsurları olan gazeteciler oldu; bunların kitaplarla, yazılarla, panel ve konferanslarla, televizyon ve radyo programlarıyla şehre, bölgeye ve ülkeye katkıları sürüyor. M. Talat Uzunyaylalı, İsmail Bingöl, Mehmet Şener, Kadir Sabuncuoğlu, Öztürk Akkök, Vedat Refayeli gibi isimler oldukça üretken, oldukça başarılı ve oldukça saygın konumda bulunmaktadır.

Ahmet Şahin: 1960 sonrası Erzurum basınında görülen dönüşüm, Türkiye’deki genel medya dönüşümüyle paralel mi yoksa farklılık arz eden özgün bir seyir mi izliyor?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Türkiye’de yerel basın yaygın basınla genel itibariyle ters yönlü bir seyir izlemektedir. Yaygın basın geliştikçe yerel basın geriliyor! Yaygın basına yapılan yatırım arttıkça yerel basın zayıflıyor! Erzurum Türkiye’nin önemli basın merkezlerinden biri olma statüsünü yaygın medyanın bölge temsilciliklerinin burada bulunmasından almaktadır daha çok. TRT, AA, DHA, İHA gibi kurumların bölge temsilcilikleri halen faaliyetini sürdürüyor. Hürriyet, Türkiye, Zaman gibi döneminin önemli gazetelerinin baskı merkezleri şehirde iken basın sektörü daha hareketli, gelişkin ve etkili idi. Şimdi bunlar yok artık. Yaygın medya ile yerel medyayı aynı zeminde buluşturan ve daha iyisi (internet medyasının geldiği düzeyi görünce buna iyi demenin doğru olup olmadığından emin değilim aslında!) olmak için rekabete zorlayan şey internet oldu. İnternet haberciliği yerel, yaygın ya da uluslararası fark etmeksizin herkesin kendisini rekabetin içinde bulduğu bir mecra olarak bütün gazetecileri bir yönüyle eşitledi. Bu Erzurum medyasını da etkiledi kuşkusuz.

Ahmet Şahin: Bugünün yerel medya yapısı ile geçmişin kurumsal ve idealist gazetecilik anlayışı arasında nasıl bir kopuş veya devamlılık görüyorsunuz?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Yaygın medyadaki büyük dönüşüm 1980 yılında başladı. Basın sektörüne asıl işi gazetecilik olmayan patronlar girmeye başlayınca (Bu, zorunlu oldu bir anlamda; çünkü eskinin amatör ruhlu gazeteciliği yeni yatırımları, altyapıları, yüksek maaşlı gazetecileri tatmin etmez olmuştu) hem kurumsal açıdan hem de mesleki açıdan büyük değişimler yaşandı. Para konuşur oldu! Paranın konuştuğu yerde hakikat, gerçek haber, özgür yorum ortadan kayboldu! Bu durum, yerel medyada olmadı denemez; orada işler biraz daha küçük bütçelerle yürüyebilir/di. Ama bir süreliğine! Genel tablo nasılsa, ne tür imkânlar sunmuş, hangi teknolojiyi getirmişse yerel patronlar da bir süre sonra onları edinmeyi gerekli görmüş ve dönüşüm kaçınılmaz olmuştur. Yerelde de para konuşur olmaya başlayınca paralıların, gücü elinde bulunduranların, gazeteye/gazeteciye hükmedebilenlerin istediği gazetecilik anlayışı yerleşmiştir. İdeal, ilke, etik, ahlak, sorumluluk büyük oranda çıkıp gitmiştir. 

Ahmet Şahin: Erzurum basını üzerine yapılan bu tür çalışmaların, yerel medya arşivciliği, kültürel miras bilinci ve akademik tarih yazımı açısından işlevi nedir? Yeni araştırmacılara ne gibi imkânlar sunuyor?

Bu tür çalışmaların arşivciliğe, kültürel mirasa, tarih yazımına değer verenler açısından önemli olduğu açık. Kişilerle birlikte yok olup gidecek bilgiler, hatıralar, tanıklıklar ve tecrübeler kayıt altına alındığında herkesin ayrı ayrı gazetecileri konuşturmasına gerek kalmamış oluyor. Ama bu hususlara değer vermeyenler açısından bu tür kitapların hiçbir önemi yoktur! Dahası bu kitap için röportaj yapma teklifimi kabul etmeyenler, kabul ettiği halde konuşmaktan kaçanlar, konuştuğu halde bildiklerinin önemli bir kısmını saklayanlar için de kitabın önemi ve değeri yoktur! Kim bilir! Yeni araştırmacılar bu riskleri ve handikapları gördükten sonra kendilerine bir yön belirleyip yeni taktikler geliştirip benzer çalışmalar yapabilirler. Belki onlar için hiç olmazsa bu yönüyle bir değer taşır Erzurum Sözlü Basın Tarihi…

Ahmet Şahin: Erzurum basın tarihi üzerine çalışırken yazılı kaynaklarla sözlü kaynaklar arasında nasıl bir denge kurdunuz? Arşiv belgeleriyle gazeteci tanıklıkları arasında örtüşmeler veya çatışmalar yaşandı mı?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Bu çalışmanın yazım aşamasında yazılı kaynaklara müracaat etmedim. Ancak röportajlar için hazırlanırken, sorular hazırlarken, konuşulanları zihnimde tartarken ve kitabı kurgularken daha önce okuduğum kaynakların yol göstericiliğinden yararlandım.

Ahmet Şahin: Çalışmanızın bir “sözlü basın tarihi” olarak tanımlanmasında, klasik medya tarihinden metodolojik olarak hangi yönleriyle ayrıldığını düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Hakan Temiztürk: Sözlü basın tarihi çalışmaları, tekil röportajları ya da hatırat kitaplarını saymazsak, Suat Gezgin hocamızın öncülüğünde Türkiye Sözlü Basın Tarihi adlı üç ciltlik kapsamlı çalışma ile başladı. O çalışmada -sorular da dahil- konuşmaların dışında hiçbir ekleme yapılmadı. Konuşanların cümlelerinden oluştu o kitaplar. Ben ondan farklı olarak konuşmaları aktarırken aralara girmeyi, metni biraz daha akıcı, renkli ve heyecanlı hale getirmeyi denedim. Öyküleme, özetleme, bozuk ve tekrar cümleleri düzeltme, önemli bulduğum ifadeleri öne çıkarma gibi kendime has teknikleri kullandım. Bu yönüyle iyi olduğunu, kendi gözlem, kanaat ve yorumlarımı da kattığımı söylemeliyim.

Ahmet Şahin: Son olarak ne söylemek istersiniz?

Bu tür çalışmaların genel/klasik medya tarihi çalışmalarıyla birlikte çok yararlı olacağını düşünüyorum. Bilgi üretimi ve bazı bilgilerin güncellenmesi ve doğrulanması bakımından bu tür çalışmaların işlevsel olduğunu, yanı sıra bütün şehirler için sözlü tarih çalışması yapılmasının çok gerekli olduğunu savunuyorum.

YORUM

WORDPRESS: 0