Dilek Altundağ, edebiyatdaima.com için Feridun Andaç'ın Gönlümdeki Güz adlı öykü kitabını inceledi.
OLGUNLUK DÖNEMİ ÖYKÜLERİ OLARAK “GÖNLÜMDEKİ GÜZ”
Dilek Altundağ
Feridun Andaç; roman, öykü, deneme, eleştiri, söyleşi, inceleme, gezi/kent monografi türlerinde birçok ürünle okurun karşısına çıkmıştır. Eksik parça yayınlarından çıkan Gönlümdeki Güz’de yer alan öyküler, okurunu yepyeni duygu yolculuğuna çıkarmaktadır. Bu öykü yolcuğunu kendisi şöyle ifade eder: “Sözü taşıdığımız yerden bakarız hayata. Bu da bizi ister istemez edebiyatın kapılarından geçirir. Bir dil yurdu kuran yazar sözüyle kanatlandırır her bir şeyi. Buluşturan sözün ardına düştüğünüzde sesler, renkler, yüzler, izler, kokular çıkar karşınıza. İşte orada sanatın bileşenleri vardır. Bir yerden bir yere gitmek için başlayan, süren yolculuklar gibidir.” [1]

Feridun Andaç, Gönlümdeki Güz kitabının önsözünde okurunu, “Öyküdeki Yolculuğum” başlığıyla selamlamıştır. “Birileri gibi yazmak istemediğimi biliyordum. Bu da beni kendin gibi ol/yaz düşüncesine taşımıştır her zaman,” diyerek Gönlümün Yitik Yurdunda (2003) Kar Masalları (2003) Yoksa Aşk Ölür (2005) gibi öykü kitaplarının nasıl oluştuğunu anlatır bize. (s.7)
Feridun Andaç, yaşamın, yaşadıklarının, tanıdıklarının bütün ırmaklarından geçirmiştir her sözünü. Okuyucu özgün olabilmenin önemini düşündüğünü anlatan satırlarını okumaya devam eder. Yazarın, öykünün söz söz cümle cümle eleyerek dokunarak kurduğunuz, işçiliğini yaparsınız dediği öykülerinden birisi okuduğumuzu anlarız Gönlümdeki Güz’ ün.
Feridun Andaç’ın bu öykü kitabındaki öykü yolculuğu dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümAnlatsam’ da, kitaba adını veren Gönlümdeki Güz öyküsüyle başlamaktadır. Burada Hegel, okuma yolculuğumuza eşlik etmektedir. “Sonunun kendiliğiyle hem olumlu hem de olumsuz ilişkilerini görmenin her iki yolu da aslında eşit ölçüde zorunludur. Öyleyse her şey kendinde ise o denli de bir öteki içindir. Başka bir deyişle her şey yararlıdır.” (s.13) Usta yazarın bu öyküsünde anlatıcısının duyumsal algısını insana gidiş/bakışışını hissettiren sesini duyarız. “Adı Yalnızlık Olsun” diye yazdığı bir oyundan söz ederken aslında bir öyküyü anlattığını sezdirmektedir okuyucusuna. Aynı zamanda öykü karakteri ve oyunun kuralını öğrenmekten çok oyunun oynayışı ile ilgilendiğini düşündürmektedir. Kaskatı kesildiğimiz bir “ağlama duvarı” nın yansıttıklarında okuyucusunun ruhunu sızlatmaktadır. Feridun Andaç’ı sıklıkla dünyanın kırılganlığından söz etmesinden tanıyan okuyucu acıda yaşamak yerine acıyla yaşamanın ne olabileceğini kendi gönlünün güzünde daha iyi anlamaktadır.
Okuyucu Şimdi Size Anlatsam öyküsünde “…sanki aşk bir suçmuş gibi konuşuyorsun,” diyen Georg Simmel’e kulak vermektedir bu kez. Öykünün anlatıcısı tiyatronun bütün benliğiyle ruhunun soyunduğu yerde bekleyen Keşanlı Ali Destanı’ndaki İzmarit Nuri’yi oynayan çocukla karşımıza çıkmaktadır. Öykünün ikinci bölümünde anlatıcı mimarlık tarihi dersinde öğrencilerine Ern Arnold “Cumhuriyetin Mimarı” olma öyküsündeki varoluşumuzun anlamını sorgulamaktadır şu cümleleriyle. “Zamanın çalkantılı denizi her saat sayısız kederler ile dalgalar halinde kıyılara vurur denizin kıyıları sürüklediği binlerce midyenin susuz yerlerde kupkuru hale gelmeleri son derece hüzünlüdür.” (s.21) Ayrıca Stendal’in “Güzelliğin duasını keşfetmek için her bireyin zevklerinin doğasının ne olduğunu araştırmak uygun olur…” sözünü ekleyerek de anlatıcısının iyi şeyler konuştuğunu göstermektedir, yazar.

Usta yazarın anlatı gerçekliğinde yaşanmışlık vardır. Öyle ki öykünün üçüncü bölümündeki yolculuğumuza dostunun peşine düşürmektedir anlatıcı. Çehov’un Olga’sını getirir aklımıza. Dahası Olga’nın Çehov’unu. “Tiyatroda olan Olga’ydı, ona gidendi Çehov.”(s.24) Çehov’un Olga’yı düşünerek oyunlar yazdığını hatırlatıp Moskova’yı terk ettiği gibi anlatıcıyla birlikte terk ederiz tiyatroyu. Son bölümde anlatıcının benlik sanrılarının bir sesi bir rengi olan şu satırlar dikkatimizi çekmektedir. “O bir alev, akkor gibi duruyordu karşımda. Ben de eriyen bir lavdım sanki!”( s.25)
Feridun Andaç, Şu Benim Divane Gönlüm öyküsü için “İstasyon şefinin Anna Karania’yı okuması, hikâyesi dinlenen tamamen Oğuz Atay’ın “Demiryolu Hikâyecileri”ne bir göndermedir.” der. (s.9) Tolstoy’un “Katya, seven bir erkeğin aşkını açıklamasının kadından daha kolay olduğu iddiasını ileri sürmüştü.” sözüyle başlayan bu öykü beş bölümden oluşmaktadır. Anlatıcı karşımıza Jeoloji mühendisi olarak çıkar burada. İşinin gücünün yeryüzünün altındaki taşlarla, sularla, karalarla olduğunu söylemektedir. “İnsan kısım kısım, yer damar damar.”(s.29) diyerek o damar damarın ilmini nasıl yaptığını anlatır. Ama “kısım kısım”ı açıklamakta zorlanmıştır. Çünkü insanı anlamak da tanımak da zordur.
Feridun Andaç’ın yazı evreni katmanlı bir yapıya sahiptir. Öyle ki bunu anlatıcısının yolculuk izleklerinde görmeye devam ederiz. Size Gözlerimi Versem’ inde bir duygu ipiltisinin yansımalarını, Gül ile Sitemkâr’ da Can ile Canan olamama halini anlatıcıyla birlikte seyrederiz. Sırlı Kadınlar’da türkü dinleriz. Onu Neden Sevmedin’ de Gülten Akın’la başlamaktadır epigrafi. “Ah kimselerin vakti yok, Durup ince şeyleri düşünmeye.”(s.49)
Feridun Andaç, Gönlümdeki Güz öykü kitabında okuyucusunu Dokunan, Söyleyen, Yansıyan bölümleriyle de yolculuğa çıkarmaya devam etmektedir. İnsanı anlamak derdinde olan usta yazarın yaşamdaki kederi, ezinçleri, sevinçleri bu bölümlerde de ele almaktadır. Son bölümlerde kişisel olandan toplumsal olana daha çok uzanmaktadır. Karakterlerin, mekânların, durumun atmosferi burada daha belirgindir. İlk sayfalarda yer alan Çehov, kitabın son satırlarında da okurun karşısına çıkmaktadır. Böylece okur, Çehov’la düşten düşünceye çıkan yolun peşinde olduğunu anlamaktadır. Çehov’un olduğu yerde sözü fazla uzatmaz, yazar. Çehov’un zihinlerimize kazıdığı cümleleri ekler satır aralarına. “Sevmeyi bilen her şeyi biliyor demektir.”(s.159)
Feridun Andaç, öykülerinde zaman, mekân, karakter üçgenindeki ânlar’ı, durumları, insan öykülerine sinen gerçeklikleri yansıtmaktadır. Gönlümdeki Güz’de yer alan öykülerinde okurunu yepyeni duygu yolculuklarına çıkarmaktadır.
[1] Feridun Andaç, Yüzler, İzler Gölgeler, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2022.s.7.
FERİDUN ANDAÇ
GÖNLÜMDEKİ GÜZ
EKSİK PARÇA YAYINLARI
160 SAYFA

Feridun Andaç Kimdir?
İlköğretim ve liseyi Erzurum’da, yükseköğrenimini İstanbul’da, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yüksek lisans yaptı. Lise ve üniversitelerde edebiyat, karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi. Yaratıcı yazarlık ve edebiyat seminerleri düzenledi.
Özel kurum ve kuruluşlarda eğitim, halkla ilişkiler, idari işler,yayın-tanıtım, reklam işleri, insan kaynakları konularında yöneticilik; yayınevlerinde editörlük yaptı. Haziran 2000’de Üniversitedeki görevinden ayrıldı ve yazarlığı tek uğraş edindi. Eğitim, kültür, sanat, edebiyat konularındaki inceleme, araştırma, eleştiri çalışmaları; öyküleri, deneme ve gezi yazıları birçok yazın ve sanat dergisinde yayınlandı. Çeşitli ansiklopedilerde ve elektronik yayıncılık alanında tematik yazılar yazdı.
Varlık, Adam Öykü, Hürriyet Gösteri dergilerinin yanı sıra Cumhuriyet Gazetesi’nin sürekli yazarları arasında yer aldı. Halen, bu dergilerle birlikte, Cumhuriyet Gazetesi’nde edebiyat konularını içeren yazılar yazıyor.
Feridun Andaç; Gerçekçilik Yolunda (1989) adlı yapıtıyla 1987 Akademi Kitabevi Eleştiri-Deneme Birincilik Ödülü’nü kazandı. “Işık Ol, Günüme Ağ” adlı denemesiyle 1994 yılında Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’nü; Necati Cumalı ile yaptığı “Yazıya Adanmış Bir Ömrün Tanıklığında” adlı söyleşisiyle de 2000 yılında PEN Yazarlar Derneği Onat Kutlar Edebiyat Söyleşisi Birincilik Ödülü’nü aldı.
Andaç, denemelerinde yaşamla yazının buluşma noktalarını yansıttı. İnceleme, eleştirilerinde Türk edebiyatının oluşum serüvenini irdeleyerek, toplumun çağdaşlaşma sürecinde edebiyatın yerini ve anlamını belirleyen yazar yapıt dönemlerin gelişme düzeyini göstermeyi amaçladı, edebiyatın tematik sorunlarını gündeme getirdi.
Feridun Andaç; PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Dil Derneği üyesidir.



YORUM