Sümeyra Öz | Hastane Koridoru ya da Araf

ANA SAYFAÖykü

Sümeyra Öz | Hastane Koridoru ya da Araf

Daima Edebiyat yepyeni eserlerle yoluna devam ediyor: Sümeyra Öz "Hastane Koridoru ya da Araf" öyküsüyle Daima Edebiyat'ta

Züleyha Yılmaz | Çiçeklerin Suyu
Zehra Pamuk |  Ölüm Sessizliği
Korkunun Bedeli | Semanur Ulu

HASTANE KORİDORU YA DA ARAF
Sümeyra Öz

Araf ne diye sorsalar sana; hastane koridoru dersin. Hastalık ve iyilik hali arasında, hasta yakınlarına ayrılmış bölüm sana burayı çağrıştırıyor. Kritik bir bekleyiş içinde, hastane koridorundasın. Ne dışarıdaki gün ışığını görebilirsin ne içerideki hastayı her istediğinde. Dışarıda olup bitenle arana 4 adet hastane duvarı gerilmiş. Sen o aralıkta, koridorda yaşam mücadelesi içindeki hastaların diğer yakınlarıyla aynı alanda toplaşmış, geceyi gündüzle, pazartesiyi salıyla karıştırmış, tüm dünyevi görevlerin boşlukta sallandığı hastalıkla iyilik hali arasında sıkışıp kalmışsın. Hızlı bir şekilde günlük hayattan vakumlanıp getirildiğin bu alan yüzleşme alanına döndü dakikalar içinde. İçeridekiyle yüz yüze iletişimin artık çok sınırlı olduğu yüzleşme hali hiç olmadığı kadar diri ve acımasız bir fırsata dönüşür. Savunma mekanizmaların işlevini yitirecek, suçluluk ve pişmanlığın güvenli limanını arayacak hale geleceksin. Gerçeğin somut, duygusuz betondan yapısına buz gibi ellerle dokunmak zorunda kalacaksın. Tüm değerlerin yitip gittiği, ünvanların yerini saf insanlık hallerinin aldığı oldukça gerçekçi bu yüzleşmeden kaçabileceğin herhangi bir yer yok. Beyninin içinde dönüp duran, yıllardır sanki bu günleri bekliyormuşçasına heyecanla ortaya çıkan anılarının pençesindesin. Hastanede yakınlarını, poliklinik sırasını belerken tanışan sohbet eden o insanları anlamaya başladığın, insanın saf hammaddesine yaklaştığın bir yerdesin. Ter ve sidik kokusuna birkaç gün sonra aldırmayacaksın. Yeni gelen bir hastanın yakınlarına birkaç gündür buralarda yattığını gururla söylemeye bile başlayacaksın. Aslında yerine gelmek isteyenlerin olduğunu ama anneni yalnız bırakmak istemediğin yalanını söyleyeceksin başkasının kulağından kendine açılan bir kanala doğru.

Bekleme alanının sıkıcılığını arada bir bozan ölüm çığlıkları alacak. Her ölüm haberiyle atılan çığlık koridorda bir hareketlenmeye sebep olacak, sandalyesinden fırlayan diğer hasta yakınları başka birisisin dizleri üstüne çökmüş haykıran o halini görmek için birbirini itekleyecek. Sen de can atacaksın koşup bakmaya aynı manzaraya. Bunu çok ayıp, kusurlu bulduğun için oraya bakanların yüzlerine yansıyan görüntüyle yetineceksin. İçindeki vahşete aç Lilithlerin, Areslerin çığlığını yine bastıracak, yine kusursuz asaletine henüz dokunmak zorunda kalmadığın o porselen ifadeni yeniden takınacaksın. Biraz olsun onlara yaşama hakkı tanımadığın için yıllar sonra çok pişman olacaksın.

Sadece içeriden haberler gelmeyecek tabi kulaklarına. Dışarıdan da haberler gelecek ki arafın anlamlı düzenine işleyip gitsin. Biri geldi görüyor musun? Görmesen de mutlaka duyacaksın. Biri var içeride; Hasan Abi. Üç kızı var. Hepsi birbirine benziyor. 3 kız kardeş burada da seni buldu bak. Takım yıldızı gibidir bunlar. Hep bir aradalar. Hepsi birbirine hem çok benzer hem hiç benzemez. Çocukluğundan beri 3 kız kardeşli evler ilgini çeker. Fısıldaşmaları, gülüşmeleri, anne baba kavgalarında arada kalma görevini paylaşmaları, evin stresli hallerinin pay edildiği evlerdir buralar çünkü. Tek bir çocuğun omuzlarına binmez ailenin çöpü. Buruşturulmuş kağıt parçaları zaman zaman birleştirilip top yapılır, eğlence malzemesine dönüşür, oyunlar oynanır. Çöp yığınının altında kalmazsın. Buradaki kardeşler de öyle. Hasan abinin kızları. 20’li yaşlarda ve karmaşıklar. Bir tanesi çok ağlıyor. Güzelce olan. O babasının bir tanesi belli ki. Kardeşlerden biri ona dikkatlice bakıyor. Abartılı ağlayışına sinirleniyor gibi. Diğeri sanki en küçükleri gibi. Onun elinden telefon hiç düşmüyor. Arada bir etrafına bakıyor. Geldiğinden beri ayağa hiç kalkmadan oturan annesinin yanına gidip bir şeyler söylüyor, arada bir arayan akrabalarla görüşsün diye telefonu annesine veriyor o kadar. Duygu belirtisi hiç yok. O ailede pratik işleri yapan, belki de erkek kardeşleri olmadığı için oraya buraya koşturulan küçük erkek kız çocuğu. Bu gerilimli bekleyişlerine başka bir soluk getirecek, iri yarı, gür sesli, Hasan Abi’nin patronu olduğunu konuşmalarından hemen anlayacağın biri giriyor içeri. Dışarıdan yeni bir yüz. Hastaların durumlarından etkilenemeyecek kadar parayla ilişkili. Giyiminden belli. Ne kadar önyargılısın diye düşünüyorsun benimle ilgili ama baksana Allah aşkına! Açık gri, tiril tiril ceketinin kenarına lacivert, saten, kendinden işlemeli, ceketten daha çok dikkat çeken o mendil ne demek istiyor sence?

Sen diyor büyük kızı olmalısın. Çok ağlayan kıza. O da yok diyor ben ortanca olan. Hep onunla ilgileniyor Patron. Büyük kız kardeş de bir şeyler söylüyor arada ama hiç bakmıyor ona. Babalarıyla ahbaplığını, eskiye dayanan ilişkilerini kısaca anlatıyor, hızlıca geçmek istediği başka bir alan var belli ki. Konuşmanın yönünü bir anda emlak piyasasına, ikinci el arabaların satışının durduğu şu dönemde bir an önce birkaç araba alıp köşeye koymak gerektiğine getiriyor lafı. Önce tuhaf geliyor kardeşlere bu durum. Ama sonra onlar da sohbetin seyrine bırakıyorlar kendilerini. Bir şeyler sormak, söylemek istiyorlar fakat hem konuyla uzaktan yakından ilgileri yok hem de pek fırsat bulamıyorlar araya girmeye. Patron konuşuyor konuşuyor… Üç kız kardeş ağızlarını kapatmaya gerek duymadan, başlarını aynı ritmde hafifçe, aralıklı olarak sallayarak dinlemeye devam ediyorlar. İçeriden babalarının adı geçince konuşmacıyı orada öylece bırakıp doktoru dinlemeye gidiyorlar. Ortanca kardeş yeni bir ağlama seansıyla geri döner dönmez dinleme noktasında yerini alıyor. Hastayla ilgili kısa bir bilgi veriyor. Ardından konuşmayı bıraktığı yerden devam ettiren patronun para piyasasına bırakıyor kendini. Paranın deryası çok diri. Şu anda, araf bekleme salonunda onu da herkesi de ayakta tutacak bir ortak nokta belki de. Hayatın sürekliliğine ve sonsuzluğuna dair ipucu. Burada, geçmişle geleceğin, belirsizlikle kesinliğin birbirine karıştığı şu saatlerde paranın bahsine ihtiyacımız var. Daha iyi duyabilmek için yaklaşmak istiyorsun sen de. Ama yine kendi asalet filtrene takılıyor bacakların.

İçeriden Hasan Abi’nin ismini sesleniyorlar. Yakınını çağırıyorlar içeri. İyi de daha yeni ziyaret edilmemiş miydi? Birkaç saniye huzursuz ve durgun bakınıyor herkes. Kim girse acaba diye bekleşiyorlar. Anneleri uzun zamandan sonra ilk defa kalkıyor yerinden, kimseye bir şey demeden, söylenecek şeyi biliyor gibi yürüyor çok ağlayan ortancasını ittirerek. Otomatik kapı açık, biri bekliyor başında kapanmasın diye. Doktor bir şeyler anlatıyor. Kadından ince tiz bir ses çıkıyor “Hasan!” Diyebiliyor sadece. Ortanca donup kalıyor. Büyük olan koşuyor diz çökmüş annesine, küçük olan telefonunu çantasına koyuyor. Patron doktora doğru birkaç adım atıyor konuşmak için ama tam o sırada doktor arkasını dönüp içeri yöneliyor. Gözlerin patronda senin. Şimdi ne yapacak acaba diye merakla bekliyorsun. Sağa sola bakınıyor. Ağlayan, tepinen diğer akrabalarını ilk defa görüyor sanki. Aralarından yaşlıca bir erkeği seçiyor. Başınız sağ olsun deyip uzaklaşıyor. Uzaklaşırken arkasına birkaç defa bakıyor.

YORUM

WORDPRESS: 1
  • comment-avatar
    Hakan Yakıcı 2 yıl ago

    Olay yerinden, canlı yayına bağlanan bir tv. muhabiri gibi, Araf’ı, Araf’ın içinden ve Araf’a rağmen anlatan felsefi derinliği yüksek, etkileyici bir Öykü..
    Tebrikler..