Tahta Bacaklı At: Sessiz ve Derinden Savaş Verenlerin Çığlığı

ANA SAYFAKitaplık

Tahta Bacaklı At: Sessiz ve Derinden Savaş Verenlerin Çığlığı

Serap Kılınçoğlu, öykücü Zeliha Tamer Uçar'ın ilk öykü kitabına dair yazdı: "Tahta Bacaklı At: Sessiz ve Derinden Savaş Verenlerin Çığlığı"

Şükran Varol Kır | Onuncu Ay Üzerine Yazdı
LA LA LAND FİLMİ ÜZERİNE
Kentin Kalbinde Çok Sesli Bir Koro: Piyangocunun Ölümü

Tahta Bacaklı At: Sessiz ve Derinden Savaş Verenlerin Çığlığı
Serap Kılınçoğlu

Zeliha Tamer Uçar’ın kitabı Metinlerarası Yayınevi’nden geçtiğimiz günlerde çıktı. Üzerinde titizlikle çalışılmış, kurguları incelikle düşünülmüş eser yazarın ilk kitabıdır. Kitap toplamda on üç öyküden oluşuyor.

Kitap, Merkezdeki Fikir adlı öyküyle bizleri selamlıyor. Oğuz Atay’ın  “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” (s.7) alıntısıyla başlayan öyküde bir yazarın yazma sancılarını okuyoruz derken Ahmet Ümit’in ta kendisiyle karşılaşıyoruz. İşte bu başlangıçla yazarın büyülü dünyasına doğru çekiliyoruz. İlk öyküde aklımızda kalan soru işaretlerini Zeliha Tamer Uçar, kitabın son öyküsünde cevaplarını ustaca veriyor.

Diğer öyküler ise içerik olarak aile içi çatışmalar, evlat ayrımı, anne-baba tutumları, çocukluk travmaları, toplum-birey çatışması, kadının mağduriyet sonrasında hayatta kalma mücadelesi gibi çarpıcı konuları kaleme alıyor. Her bir konuyu sıradan dediğimiz durum ve olaylar üzerinden derinlikli bir biçimde okuyucuya sunuyor. Üstelik duygu yüklü bu konuları melodrama çevirmeden tarafsız bir biçimde aktarıyor.

Kaybetmişlerin, hayata küsüp içine kapanmışların, travmasının etkisinde kendini gerçekleştiremeyen insanların aymazlığı yerine zorluklarla mücadele eden, değişen ve de dönüşen güçlü karakterlerle tanışıyoruz.

Ağızım Ben adlı öyküsünde kepçe, tarak ve terlik, Aynadaki Çatlaklar adlı öyküsünde dükkânda asılı çatlak ayna imgeleri kullanarak karakteri geçmişe götürürken okuyucuyu da kendini orada buluyor. “Terliği yerden alıp incecik bileğine geçirdi… Masadan tarağı, kepçeyi de toplayıp bana yanaştı… beş yaşında bir kız çocuğu, gözleri dolu dolu bana baktı. Arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir dev anası saçlarını tarakla yoluyordu.”(s.19)  Ve yine Aynadaki Çatlaklar adlı öyküsünde, “Aynanın sağ alt köşesindeki çatlaklar beni unuttuğum bir evvel zaman hikâyesinin içine çekiyor, berber hareket ettikçe gözlerimin önünde alacalı bulacalı, görüntüler oynaşıyor. Debelenen bir çift ayak…”(s.49)

O Makine Senden Kıymetli öyküsünde hayata tutunmaya çalışan erkek karakter, sessizliğin altında biriken öfkenin yansımasını olarak karşımıza çıkıyor. Karakter, üniversite okumasına rağmen bulaşıkçı olarak geçimini sağlamak zorunda kalır. Bulunduğu yere ait olamamanın verdiği acıyı derinden hissediyoruz. Bir lokantanın mutfağında geçen öyküde, ağır yağ kokusunu adeta burnumuza gelirken orta yerde cirit atan farelere, olur olmaz yere bağırıp aşağılayan patrona, yapılan haksızlıklara dayanmak için karakter, cebinde Platon’un Devlet kitabını bir kalkan gibi taşır. Bu durum da okurun bilinçaltına gereken mesajı göndermeyi sağlıyor. “Platon’un anlattığı, mağaradaki zincire vurulmuş insanlardan ne farkım var! Otuz katlı plazalar! İnsana göz kırpan dev afişler! Kapitalizmin cüsseli gölgesi üzerimde!”(s.40)

Yarım kalmış sevgiler, pişmanlıklar bir lavanta kokusuyla benliğimizi sarıp içimizi sızlatır. Lavanta Kokusu öyküsünde annesini evde yalnızken düşüp beyin kanaması geçirdiğini ve buna sebep olanın kendisi olduğunu düşünen karakterin iç hesaplaşmasını okuruz. “İşten çıkıp direkt eve gelseydim belki de hiç yaşanmayacaktı bu talihsizlik. Ambulansın evin önüne yaklaşırken çıkardığı o siren sesi yok mu hâlâ kulaklarımda…” (s.72)

Kitaba adını veren Tahta Bacaklı At öyküsünde baba sevgisinin büyülü gerçekliğe yakın bir teknikle yazıldığını görürüz. Tahta atın canlanarak gökyüzünde uçtuğu, atın üstünde ölen babasının genç hâlini gören Hüma’nın onunla birlikte yolculuk yaptığı o anların büyüsüne kapılıyoruz. ”Babası çakır gözlü bir melek gibi yeniden atın üzerindeydi… Kişneme, motor sesini bastırdı… Gümüş bir parıltı aracın tepesinden aktı. Kamyondan inen üç kişi, uzaklaşan parıltının ardından el sallayan Hüma’ya şaşkınca bakakaldı.” (s.60) 

Yazar, öykülerinde toplumsal gerçekçi konuları ele alırken imge ve metaforları yerli yerinde kullanıyor. Böylece öykü bitse de sonrasında okurun zihninde canlı bir biçimde hayat sürdürmeyi başarıyor. Tahta Bacaklı At kitabı, okuduktan bir zaman sonra sayfalarını yeniden gözden geçirme gereği duyacağınız kitaplardan.     

YORUM

WORDPRESS: 0