Mustafa Everdi | Yalova Öykü Günleri

ANA SAYFAGündem

Mustafa Everdi | Yalova Öykü Günleri

Mustafa Everdi "Yalova Öykü Günleri" adlı yazısında Yalova Atatürk BİLSEM tarafından düzenlenen Yalova Öykü Günleri Festivali'ne dair izlenimlerini yazdı.

Zey Kitap, Yetişkin Edebiyatı Yayınlarına Güçlü Bir Başlangıç Yapıyor
Turan Duman’ın “ Zifiri, Karanlıkta Bırakılan İz” kitabı Çıktı
VEYSEL ALTUNTAŞ GAZİANTEPLİ OKURLARIYLA BİR ARAYA GELİYOR

Mustafa Everdi | Yalova Öykü Günleri

Segâh Gümüş, Dört Mevsim Gazozu öyküsünde karakterin “gölgesini kucaklayıp beklediği”nden bahseder. Gölgeni kucaklamak önemli bir imge. Karakter ya başkasının gölgesine sığınmıştır ve gölgeye kaçanın gölgesi olmaz. Ya gece olmuştur, bir karanlıktasın ve gölgen olması için ışığa muhtaçsın. Aydınlanmış üstadın gölgesinde sesini duyurmaya çalışırsın.

Benim gibi kenarda köşede kalmış bir yazar; ülkenin imkânlarından istifade edebilirse varlığını devam ettirebilir. Sesini duyurabilir. Yoksa gölgesini kucaklar ve mağarasında yokluğa mahkûm edilir. Bunu içgüdüleri ile bilenlerin nasıl bir ‘dayanışma’ içine girdiklerini gözlemek engin bir tecrübedir.

Yalova Öykü Günleri Festivali, Segâh Gümüş projesi olarak Yalova Atatürk BİLSEM tarafından düzenlendi. Valilik ve Milli Eğitim desteği ile finanse edildi. Beni de dâhil etmiş Segâh Gümüş, diğer muhterem ve büyük yazarlardan oluşan heyete. Birbirine sokulan ve gölgesinde kaldığının izin verdiği kadar ilişki kurabilen ve ancak müsaade edilirse sesi çıkan bir koronun içinde solist düşünceler temkinli bir söylemle dile gelebilir. Cins olduğunu ve farklı yaklaşımlarını dile getirmek isteğini, ortak kanaat ve atıflara başvurmak zorunda kalarak anlatabilirsin.

Türkiye kaotik bir görünümde. Ancak bu ortamda umut veren yeni bir nesil var. Bilsem(Bilim ve Sanat Merkezi )lerde, piyano ( ve diğer müzik aletleri) çalabilen, deney yapmak için gerekli malzemenin emrine sunulduğunu gören, yeteneğinin farkına varacak özel ilgilere (resim, edebiyat, icat, keşif gibi) teşvik edilen bir nesil.

Benim gibi soğuk savaş nesli değil. Öteki olmadan kendisini tanımlamak zorunda değil. İdeolojik önyargılara yüz vermeyen, çatışmaktan çok üretmeye yönlendirilmiş bir nesil. Öyle umut verici bir nesil ki, ortaokul ve lise çocukları üniversiteye giden gençlerden daha bilinçli ve bilgili göründü bana. Akademisyen Hocalar da itiraf ettiler bunu. Öğrencilerin konuşmalara, kitaplara gösterdiği ilgi ve özellikle soruları bu kanaati bir kelam rüşveti değil gözlenebilecek bir olgu haline getiriyor.

Yalova Öykü Günleri benim gibi bir ayağı çukurda yaşlı birini, genç umutlar aşılayan yolun başında kararlı, azimli ve merak ve hayreti canlı bir neslin heyecanına ortak eyledi. Özellikle bilimkurgu öykü yarışmasında derece alan öykü metinleri ve öykücülerin edebiyatı ‘yazar’lardan öğrenme isteği gözle görünür bir çoğalmaya şahit kıldı herkesi.

Yeni nesil gölgesini kaybetmemek için ışığa koşan kelebekler gibiydi. Benim kör kandilim ne kadar ışık verdi tartışılır ama öğrencilerdeki iştiyak kuşku götürmez. Okur olmam güzeldi, burada yazar olmak daha güzelmiş. Yazmak, çölde vaaz etmekti, burada yankı gelince yazar olduğuma inanmaya başladım. Yoksa ağaç katliamı, doğaya verilen zarar görüyordum kitaplarımı.

Böyle toplantılar, dostlarla buluşmak, yeni tanışıklıklarla çoğalmak imkânı da bahşediyor insana. Yazarlar bir odaya kapanıp yazmak için masa başında ömrü geçen asosyal insanlar. Böyle günlerde hayata karışıyorlar. Yoksa günlerimiz muktedir oldukları açık olan garip tiplere boyuna hürmet etmekle geçecek. Birbirimizle konuşurken başkasına bakacağız. Bürokratik törenlerde kendimi Akakiy Akakiyeviç hissetmem de ayrı bir trajedi.

Bu daraltılmış entelektüel alandan Yalova’ya açılmak ne mutluluk. Üstelik Yalova’nın güzelliklerini yaşamak da büyük ikramiye. Bana bu imkânı sunan Segâh Gümüş’e, Türkan Ayyıldız’a, BİLSEM Müdürü Osman Arıcan’a ve Yalova Valisi Muammer Erol’a teşekkür ve tebriklerimi sunarım.

Şehrin Öyküsü Şehrin

Şehirlere bir geliş anı vardır, ilk tanışma. Otogara inersin sabahın 7’sinde.
Her hikâye şehre bir yabancı gelir diye başlar. Benimle bir hikâye başlamadı. Düzenlenen Öykü Günleri festivaline iştirak etmekle var olan bir hikâyeye dâhil oldum sadece.

Sonra bir de ayrılış saati vardır akşam vaktinde. Otobüsün hareket saatini beklerken ilk izlenimleri yazmak istersin. Gölgeni yanına alıp beklerken. Kısa bir ziyaretle şehre aşina olduğumuzu sanıp iri laflarla tanıtacak değilim. Belki ilk izlenim ve algı.

Dostların muhabbetinden ve yeni güzel insanlarla tanışmaktan şehrin ruhuna dokunmaya fırsat bulamazsın. Bisiklet kiralayıp gezmene rağmen. İlle şehirden bir rehberin kılavuzluğu ister. Bazı şehirler görünmez perdelerle saklar güzelliklerini. Ancak aşina birinin öncülüğünde göz önüne serer, azar azar.
İl özel idaresi yazan bir otobüs diğer katılımcılarla birlikte sana da şehri gezdiriyor. ‘Devlet’ bağrına basmış beni ve yazar olduğum kanaati ile imkânlar sunmuş. Termal, Çınarcık, Armutlu gezisinde anlıyorsun ki cennet bu dünyada da var.

ve iktidar mübarek bir şeydir. Canının istediği yerde kendine bir köşk yaptırabilirsin. Bohemya kristal ve fincanları Karlovi Vary’den, muslukları ve su şebekesi Fransa’dan, fayansları İtalya’dan. İstersen Ahlat’ı saraylara boğarsın. Mezarları ile bu toprakların tapusunu ispatlayan beldelere.

ve biz halk olarak kenarda köşede hem çalışarak hem ibadet ederek cenneti kazanmayı umarız.

İstanbul’dan Osmanlı döneminde sultanlar, şehzadeler, prensesler, hanım sultanlar zaten Yalova’ya termale geliyorlardır.

Cumhuriyet döneminde de Devlet Büyükleri Cumhurbaşkanı Bakanlar Yalova’yı yok sayamaz. Bu nedenle de Yalova’da her an çok yüksek rütbeli devlet adamları bulunur, Köşkü vardır, Yürüyen Konutu ile şehre bir derinlik ve kutsallık katar. Elbette devletin yüksek katlarındaki bu ziyaretler Yalova kaymakamına esamisi okunmaz bir iktidar bahşeder. Esprilere konu olur.

İyi ki İl oldu ve artık bir valisi var. Hem mütevazı hem Kayseri Bünyanlı ve edebiyata ilgi gösteren ve destek veren bir vali. Konuşma bile yapmadı. Her idarecinin vesile aradığı böyle bir toplantıya iştirak ve ödül dağıtımına nezaretle yetindi. Bir an önce entelektüel edebiyatçılar tezlerini sunsunlar diye. O kadar anlayışlı yani.

Yalova’da yaşayanlar gerçekten nimetlerin içindeler. Özellikle Termal, çiçekler arasında yeşillikler içinde, göz, mide, kaynak suları ve kaplıca ile şifa imiş seçkin insanlara. Ancak bu cenneti yaşamak için zengin olmanız gerekiyor. Ya da devletlu.

Halk olmak çok zor. Benim gibi sonradan görmeler ucuz menü seçmeye devam ederler, çünkü yemeği aç kalmamak için yeriz ve yiyeceğin “gerçek” tadını yoksulken aldığımız tat sanıyoruz. Zengin olsan, bir ömür ibadet ve iyi olma çabası ile kendini telef etmez, Yalova’dan ankaribüzzaman bir mülk alırsın. Geleceğe öte dünyaya ertelemezsin cenneti.

Sana da Devletlilerin ve zenginlerin yaşadığı Bu imkânı 3 gün de olsa lütfeden dostlara görevlileri amirlere, valilere elbette şükranlarını sunarsın. Bu yazarlığın bir faydasını görmedin bugüne kadar, işte senin ödülün de bu. Bu şükrüme fakir yazar tesellisi diyenler, bak bühtan içindesiniz. Benim gibi nankör olmayınız yeter.

Nietzsche Hıristiyanlık taşralılığının ne olduğunu ifade etmek için alternatif bir metafor ararken İslam’a ulaşır. Edward Said’in terimiyle “doğu” Nietzsche’de herhangi önemli bir eleştirel ilgi uyandırmamıştır. Ben bu eksikliğin farkında olarak ‘imaj in, iman out’ diyenlerin bühtan içinde olduğuna inanarak döndüm Yalova’dan.

Batıda olduğu için Yalova, eleştirilerimi kendime saklıyorum. Doğuda olsaydı belki acımasız eleştiriler yapardım. Onun yerine bir gerçeğin beyanını bırakayım buraya:

“Yarabbim, kaç yıldır uzun yaşamış bir Türk’ün kendini inkâr etmeden ölümünü göremiyoruz.” Bkz., Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, s.79.

YORUM

WORDPRESS: 0