Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri | Birgül Kılıç

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri | Birgül Kılıç

Öykü editörümüz Serap Kılınçoğlu'nun yazar ve şairlerle gerçekleştirdiği “Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri” serisi devam ediyor. Bu haftaki konuğumuz Birgül Kılıç.

Muhammet Erdevir | Sesin Rengi, İmgenin Sesi: Uğrun Uğrun
Serap Kılınçoğlu’nun İkinci Öykü Kitabı “Mademki Mavi” Arkaik Kitap’tan Çıktı
Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri | Selman Dinler

Öykü editörümüz Serap Kılınçoğlu’nun yazar ve şairlerle gerçekleştirdiği “Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri” serisi devam ediyor. Bu haftaki konuğumuz Birgül Kılıç.

Bugün yazdığınız metinlere dönüp baktığınızda, çocukluk ya da ilk gençlik yıllarınızdan taşıdığınız hangi duyguların hâlâ satır aralarında yaşamayı sürdürdüğünü görüyorsunuz?

Benim için çocukluk, devamlı bir merak hâliydi. Gördüğümüz şeylerin yansıması, devamlı başka gözlere sahip olmak gibi, yaşamayı çeşitlendiriyor. Bunun yanında empatiyle tanıştığım ve onu merkezime aldığım yaşlar da ilk gençliğimde başladı, hâlâ da sürüyor. Şiir yazmanın, bir çocuk gibi her şeye yeniden ve yabancılaşarak bakabilmekle mümkün olduğunu düşündüğümden bu hislerin o günlerin mirası olarak bende yaşamaya devam ettiği kanısındayım. Yaşadığım her şeyi yazamasam da yazdığım her şeyi bir kez kalbimde deneyimlemiş olmayı diliyorum hep.

Edebiyat yolculuğunuzun başında sizi etkileyen yazarlarla bugün yeniden karşılaşsanız, aynı etkileri hisseder miydiniz? Okurluk serüveniniz zaman içinde nasıl değişti?

Muhtemelen o zamanki benden çok ayrı ama çok daha eleştirel bir yerden yaklaşırdım. Okur değiştikçe metin de değişir bana göre. Sadece bu sebeple dahi, bende yeri iyi hatırlanan bir yazarı öylece bırakmak isterim. Eskiden benden bir şeyler bulmak niyetiyle okurken şimdi daha çok yabancılaşmak için okuduğumu görüyorum. Bu da gösterilmeyen tarafları düşünmeye ya da bir şeylerin hangi yolla aktarıldığına eğilmeye itiyor beni. Hâliyle okurluk serüvenimi, yalnızca okur olmanın lezzetinin yanında birkaç gözle daha anlam aramaya çıkan birinin yoluna benzetebilirim.

Yazarlık sizin için daha çok bir ilham meselesi mi, yoksa düzenli ve disiplinli bir çalışma pratiği mi? Günlük hayatınızda yazıya nasıl yer açıyorsunuz?

İlk yıllarımda, bir yerlerde durmaksızın akan bir şiir nehri vardı; bana her dönüşünde ilhamdan yapılmış sunaklar taşırdı. Sonraları bunun çalışmayla ve istikrarla desteklenmediği noktada sürdürülemeyeceğini anladım. Bir şiir elbette temelini ilhamla atabilir fakat gövdesini daimî bir çalışmayla oluşturur, bence. Günlük hayatımda gözümün gördüğü ve hisse dönüşen her dizeye yer veriyorum; buna okuduğum bir pankart veya bir yabancıyla ettiğim sohbet de dâhil. Dolayısıyla gözlemlediğimiz her şey bize bir dize yazdırabilir fakat bunların uyum içinde metne dönüşmesi için zaman ve çaba gerekir. İlhamı hamur mayasına benzetiyorum o yüzden.

Bir metin üzerinde çalışırken en çok hangi unsur üzerinde durursunuz: Dil, kurgu, karakter, atmosfer, ritim ya da başka bir şey?

Türkçenin başka birçok dilde karşılık bulamayan büyülü bir fonetiği var bence. Bunun yanı sıra çok çeşitli bir ekleşme sistemi var; birçok kökle birçok eki birleştirerek sayısız olasılıkta kelime türetebilme imkânı beni eğlendiriyor. Dili oyunlaştırarak kullanmayı seviyorum bu yüzden. Diğer seçeneklerin de hepsini şiirim için çok önemli buluyor ve üzerlerinde çalışıyorum. Her zaman bir hikâye anlatmıyor şiirlerim; çoğunlukla da anlaşılması zor, çok katmanlı şiirler yazdığımı fark ediyorum. Aldığım yorumlar da bu yönde. Bu yüzden en çok dil ve atmosfer açısından güçlü metinler üretmeye çalışıyorum.

Eserlerinizde cevabını aradığınız, fakat henüz tam olarak ulaşamadığınızı düşündüğünüz bir soru var mı?

Doğrudan bir soru veya bir mesele ile şiir yazma gayretinde değilim. Tabii sembolik olarak değindiğim sosyal hayattan örnekler ya da yaptığım göndermeler var ama bunlar, yaşama düzenimizi sorgulama ve anlamlandırma çabasının ötesinde değil. Türkiye’de yaşayan birçok genç gibi, ilk gençliğimde binlerce soruyla muhatap olmuştu zihnim ve her gün onlarcası da türüyor. Spesifik bir sorudan ziyade insan olma becerisi ve herkesin bununla nasıl baş ettiğini görmek, bunu merakla izlemek şiirimi besliyor diyebilirim. Dilerim hayata sorduğumuz soruların cevaplarına şiirde rastlamayız — ki rastlayamayız da. Zihnimiz devamlı kurcalanmalı ki yazmaya hep bir meylimiz olmalı.

İçinde yaşadığımız çağın hangi yönleri sizi yazmaya teşvik ediyor, hangi yönleri ise yazarlık açısından sizi endişelendiriyor?

Bugünün edebiyat algısını hem metin hem de sanatçı üzerinden değerlendirmek lazım. Birçok parametre devreye giriyor bu değerlendirmeye ister istemez: yayınevlerinin sistematiği, süreli yayınların çeşitliliği ve yöntemleri, bir eserin okur tarafından alımlanma biçimleri, hangi kuram çerçevesinde incelendiği veya bir sanatçının bütün bu süreçten ne beklediği gibi.

Çağ ilerledikçe yolunu yırtarak gelen yenilikler görüyoruz, göreceğiz de. Modern şiirin ilk gününden bugünü görebilen şairler de vardı elbet; bir tavrı ilelebet sürdüren şairler de. İçinde yaşadığımız çağın en güzel tarafı, çoksesli bir koro olabilmesi bence. İçerik olarak her şeyin şiire artık yakışması müthiş bir gelişme. Bir açıdan en tartışmalı tarafı da bu. Beni endişelendiren taraf ise kabul gören “kanon”ların ve yaklaşımların kutsallığı. Şiirde tek bir anlayışın baskın hâle gelmesinin ne kadar sınırlayıcı olabileceğini hatırlamak gerekiyor; kaldı ki divan şiirinin kendi içinde dahi birçok üslup vardı. Her zaman tek doğrunun bizim doğrumuz, tek şiirin bizim şiirimiz olmadığını hatırlamalıyız belki. Bir süreli yayında yazmış olmak kimseyi bir tarafa ait kılmamalı mesela ya da kimliği hakkında peşin bir hüküm vermemeli. Bu yüzden kutuplaştıran bir bakış açısını sağlıklı görmüyorum. Şiir okumaktan çok şair avlamaya dönüyor çünkü iş.

Son yıllarda yayımlanan edebiyat ürünlerine baktığınızda sizi umutlandıran eğilimler nelerdir?

Son yıllarda şiirde sosyal meselelerin eskiden olduğu gibi yalnızca hikemî bir üslupla değil, estetik bir yolla da konuya dikkat çekerek yer alması okurken beni keyiflendiriyor. Bunun dışında yeni ifade biçimlerinin aranması gerek kelime oyunlarının gerekse eksiltili cümle kalıplarının kullanılması ilgimi çekiyor. Disiplinlerarası yaklaşımların, her alanda olduğu gibi burada da şiirimizi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Gerçeküstü varlıkların ya da mitolojik karakterlerin sokaktan çıkar gibi karşımıza dikilmesi, bugünün şiirini yansıtan bir ruh bence. Samimiyetiyle ya da kapalılığıyla uçları zorlayan metinler de okuyoruz. Hepsinden öte, çok cesur söylemler ve — ifadem garipsenmezse — icatlar var. Karşılık bulur ya da bulmaz; bunların var olabilmesi bile ileriye dönük umutlar taşımalı.

Günümüzde yazarların görünürlüğü ile eserlerinin niteliği arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Sizce bu denge değişti mi?

Ben bu dengenin belli bir dönemden itibaren hiç kurulmadığını ve kurulamayacağını düşünüyorum. Bir yazarın görünür olana kadar yapıp ettikleri onu görünür kılmışsa elbette kıymetlidir fakat her mecrada görünen birine önyargılı yaklaşmak da acımasızca geliyor. Tabii gayreti yalnızca görünmek üzerine olan yazar da vardır; hatta yazdıklarını yayımlamak ve karşılık görmek isteyen her yazarda bu isteğin bir miktar bulunduğunu düşünüyorum. Bunun niyeti metnin görünürlüğünden ziyade sanatçının görünürlüğü üzerine olmaya başlayınca tartışmalı taraflar ayyuka çıkıyor. Burada asıl bakılması gereken, niteliğin mi yoksa yazarın mı parlamasının amaçlandığı. Çok görünür yazarlardan niteliksiz metin de okuyabiliyoruz, görünürlüğün hakkını veren metinler de. Belki burada o yazarı neyin, ne sebeple görünür kıldığı sorusu sorulabilir; bu da birçok sorunun cevabını doğurur.

Yazarlık serüveniniz boyunca düşünsel ya da estetik anlamda sizi dönüştüren bir kırılma noktası yaşadınız mı? Bu dönüşüm eserlerinize nasıl yansıdı?

Düşünsel ve estetik anlamda beni geliştiren ve iştahımı kabartan birçok şey oldu ama bunları kırılma noktam olarak değerlendiremem sanıyorum. Henüz uzun soluklu bir yazı serüvenim olduğunu iddia edemem; bundan yıllar sonra da edemeyebilirim hatta. Tam olarak şuradan itibaren dönüştüm demek, o güne dek yaşadıklarımı ya da düşündüklerimi değersiz kılmak gibi hissederdim sanırım. Her şey tam zamanında, olması gerektiği şekilde oluyor bana göre. Eğer bir gün bundan daha büyük bir şeyle karşılaşırsam, eserlerime de yansıyacaktır, kuvvetle muhtemel.

Henüz kaleme almadığınız, fakat yazmadan edemeyeceğinizi düşündüğünüz bir karakter ya da tema var mı?

Daha önce de belirttiğim gibi, ben bir şiirde birçok konudan birçok hâliyle bahsedebilirim; şiirlerim çok katmanlı bir yapıya sahip. Hem düşünsel hem de duygusal bir bağlamı yakalamaya çalışıyorum. Ne imgeyi ne de sesi tek başına merkeze oturtmaktan kaçınırım. Benim için kadın meselesi ile üçüncü dünya ülkelerinin siyasi yalnızlığı aynı şiirde işlenebilir mesela. Şiirde bütüncül olma kaygımı bir noktada geride bıraktım sanırım. Bu sebepten insan olmaya dair tüm keşifleri yazmadan edemem; bunların en başında, dünyanın birçok yerinde çok farklı düzenlerde yaşayan kadınlar gelecektir her zaman.

YORUM

WORDPRESS: 0