Fantastik Mr. Fox Filmine Dair

ANA SAYFASinema

Fantastik Mr. Fox Filmine Dair

Güler Zehra Kurt "Fantastik Mr. Fox Filmine Dair" başlıklı sinema yazısıyla Daima Edebiyat'ta

Persona Filmi Üzerine
Segâh Gümüş | Kusursuzluğa Mahkûm Bir Kuğunun Hikâyesi “Black Swan”
LA LA LAND FİLMİ ÜZERİNE

Fantastik Mr. Fox Filmine Dair
Güler Zehra Kurt

 Fantastic Mr. Fox, yazar Roald Dahl’ın “Yaman Tilki” adlı öykü kitabından uyarlanan stop – motion tekniğinde yapılmış bir animasyon filmidir. Filim, işlenen varoluşsal konular, eksantrik tiplemeler, etkileyici karakterler ve yönetmen Wes Anderson’ın sanatıyla birlikte bir kült olarak sinema tarihinde yerini almayı başarmıştır. Bu yazımda filmi içerik ve biçim bakımdan incelerken filimin usta yönetmeni Wes Anderson’a da değinmeyi ihmal etmeyeceğiz.

Biçim Bakımından Film ve Wes Anderson

Bir auteur yönetmen olan Wes Anderson, filmlerine biçimsel açıdan fazlasıyla önem verir. Onun filmleri, kendine özgü stili ve takıntı seviyesinde kullandığı simetrik açılarla sanatın tanımı olmuştur. Bir tilkinin yaşamını konu alması ile doğayı yansıtan Fantastic Mr. Fox filimi, cesur ve iyi kombine edilmiş renk kullanımıyla adeta empresyonist bir ressamın sonbahar tablosuna benzemektedir. Simetri takıntısına sahip olduğunu belirten yönetmen, her filminde yaptığı gibi bu filminde de ekranın tam ortasına simetrik olarak konumlandırılmış figürlere yer vererek sanattaki itidal hazzını seyirciye sunmuştur. Filimdeki karakterlerin sitili ve kişiliği arasında bağlantı kurulmuş, özellikle pek çok karakterin hayvan olmasıyla birlikte ortaya masalsı görüntüler çıkmıştır. Stop – motion tekniği ile yapılan animasyonda, karakterler ve mekanlar gerçek maketlerle yapılmış ve bu aşamada özellikle karakterlere ait maketlerdeki ince işçilik öne çıkmıştır. Film; şık giydirilmiş hayvan karakterlerle, turuncu, kiremit, kahve ve sarı gibi sonbahar tonlarının yoğun olduğu zengin renk paletiyle, özenli stil ve mekân çalışmaları ile adeta çocukluğumuza ait fabl öykülerinin sıcaklığını taşımaktadır.

İçerik Açısından Film

Filmin baş rolü olan bay tilki, tüm vahşi doğasına rağmen medeni yaşamı benimsemiş ve ailesini geçindirmek için bir gazetede köşe yazarlığı yapmaya başlamıştır. Çocuk sahibi olmadan önce tavuk hırsızlığı yaparak kendi doğasına uygun yaşayan bay tilki, her gün çalışmasına rağmen fakir bir yaşam sürmekte ve eski günleri çok özlemektedir. Kendi doğasına uygun yaşayamamanın verdiği hüzünle kendi var oluşuna dair bir sorgulamaya giden bay tilki, filimde de geçen bir varoluşsal monolog ortaya koyar. “Ben kimim? Neden bir tilkiyim? Neden bir at, kartal ya da hamamböceği değilim? Bunu varoluşsal bir anlamda soruyorum. Ben kimim? Deyim yerindeyse, ağzında bir piliç olmadan bir tilki nasıl mutlu olur?”  Bu duruma son vermek isteyen bay tilki, tekrar hırsızlığa başlama kararı alır ve insanlardan yiyecek çalmaya başlar. Yaptığı şey fazlasıyla tehlikelidir ve yasal değildir. Dolayısıyla bu durumun, insanlar tarafından ödetilen ağır bir sonucu olacaktır. Bay tilki ve ailesi film boyunca kendi doğalarına uygun şekilde yaşamanın bedelini ağır ödeyeceklerdir.

Bay tilkinin ve modern insanın hikayesi birbirine çok benzer. Modern insanda tıpkı bay tilki gibi evrildiği ve ait olduğu dünyanın dışında yaşamaktadır. Üç yüz bin yıldır avcı – toplayıcı olarak doğa da yürüyen, yıldızların altında uyuyan insan, artık ne doğaya dair bir yeşil ne de gökyüzüne dair bir parıltı görememektedir. Hiç ihtiyacı olmayan şeyleri almak için bir ömür çalışmakta ve alamet- i farikası olan bilincini kullanmamak üzeri eğitilmektedir. Yalnızca zil çalınca bilgi ile buluşan ve nasıl öğreneceklerini öğretmek yerine nasıl hatırlayacakları öğretilen modern insan, bir ömür düşünmeden yaşar. Keza düşünmesi de oldukça işlevsizdir. Çünkü tıpkı bay tilki gibi çarkın dışına çıkmaya çalıştığında ödemesi gereken ağır sonuçlarla karşılaşacaktır. Toplumsal açıdan başarısız görülecek, iyi bir statüden ve ekonomik refahtan uzak bir hayat sürecektir. Bu nedenle günümüz insanı, tıpkı ağzında piliç olmayan bir tilki gibi kendisinde hayat barındırmayan birisi olarak yaşamını sürer.

Son Sahne Üzerine

Filimin son sahnesinde bay tilki ve ailesi her nasılsa insanlardan kurtulmayı başarmış ve bir motor üzerinde kaçmaya koyulmuşlardır. Yol kenarında, medeniyetin ulaşamadığı dağlarda, özgürce yürüyen bir kurt görmeleri üzerine dururlar. Kurt gariptir. Onlar gibi kıyafetleri yoktur ve yalnız başınadır. Kurtla iletişim kurmaya çalışan bay tilki, ondan bir dönüt alamaz. Anlaşılan kurt, konuşmayı da bilmemektedir. Kurda uzun bir bakış atan bay tilkinin gözleri dolar, karşısında hep hayal ettiği gibi kendi var oluşuna uygun yaşayan tam bir hayvan durmaktadır. Bay tilkinin hayali ve ızdırabı kurtta toplanmıştır ve bütün ihtişamı ile gözlerini doldurmaktadır.  

Kurda eli ile selam veren bay tilki aynı şekilde karşılık görür ve yoluna devam eder. İnsan, tüm yaşamı boyunca kendi hakikatini selamlar ama onunla hiçbir zaman tanışmaz. Bay tilkinin hikayesi insanın hikayesidir. Bu hikâyenin en güzel tarafı Wes Anderson’ın sanatı ile birleşerek gerçekliğin yetersizliğini lezzetli bir hale dönüştürmesidir. Hem sanat ne için var ki zaten? Nietzsche’nin de belirttiği gibi “Sanat, hakikat karşısında helak olmayalım diye var.”

Hakikatin güzel bir sunuşu olan bu filmi herkese öneririm. Tavsiyem sonbaharda, tarçınlı bir latte eşliğinde izlemenizdir.

YORUM

WORDPRESS: 0