Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat

Ahmet Şahin konuştu: Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat

Osmaniye’de Süreli Yayıncılığın Serencamı
Ahmet Şahin | Türk Basın Tarihi Üzerine
Afyonkarahisar’da Yerel Basının Tarihsel Gelişimi: Prof. Dr. Turan Akkoyun ile Bir Değerlendirme

Vilayet Matbaasından Fikir Hayatına: Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat
Konuşan: Ahmet Şahin

Ahmet Şahin: Kastamonu’da süreli yayın geleneğinin oluşumu ve gelişim süreci hakkında genel olarak bilgi verebilir misiniz?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: II. Mahmut devrinde ilk Türk gazetesi Takvim-i Vekâyi’nin yayınlanmasından sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve II. Abdülhamit zamanında önce İstanbul’da sonra taşrada neşredilen gazetelerde zamanla hızlı bir artış olmuştur. Makine, kâğıt gibi giderleri resmi yollarla temin edilen gazetelerin pek çoğu Konya, Aydın, Ankara, Kastamonu, Trabzon gibi neşredildikleri vilayetlerin ismini almıştır. Fakat Erzurum’daki Envâr-ı Şarkıyye ve Meşrutiyet döneminde Kayseri’de çıkan Erciyes gibi farklı isimlerle anılan resmî il gazeteleri de vardır. Kastamonu’da ilk matbaa, Vali Mehmet Reşit Paşa tarafından 1868 yılında kurulan vilayet matbaasıdır. Vilayet matbaasının kurulmasından sonra ilk vilayet salnamesi 1869 yılında basılmış bunu sonraki yıllarda salnameler, kitaplar, gazete ve dergiler izlemiştir. 1888 yılında Vali Abdurrahman Paşa döneminde matbaa modern bir teknolojiye kavuşturulmuş ve İstanbul’dakilerle aynı seviyeye ulaşmıştır.

İstanbul dışında taşra gazetecilik hayatında 1864 Vilayet Nizamnamesi ve vilayet teşkilatındaki yeni düzenleme ile bir hareketlilik başlamıştır. 1871 tarihinde yayınlanan vilayetlerin genel idaresine ilişkin bir yönetmeliğin yürürlüğe konulması ile vilayet matbaalarının yönetimi ve vilayet gazetelerinin yayınlanması işi bizzat vilayet mektupçularının görevleri arasında sayılmıştır. Taşradaki vilayet matbaaları Kastamonu örneğinde görüldüğü üzere çoğunlukla vilayetlerin adı ile bir gazete yayınlama, vilayet hakkında genel ve istatistik bilgiler veren il yıllıkları olan salnameleri basma ve yayın konusunda özel teşebbüse yardımcı olacak bir konumda olmuşlardır.

Osmanlı toplumunda sosyal ve siyasal açıdan II. Meşrutiyet döneminin ayrı bir yeri bulunmaktadır. Sosyal hayatta söz konusu dönem cemiyetleşme sürecinde bir hareketlilik ve örgütlülük anlayışını geliştirirken, özellikle hürriyet kavramı etrafında şekillenen siyasal hayatta ve daha pek çok alanda etkili olmuştur. Doğal olarak bu etki kendisini basın hayatında da hissettirmiştir.

1908 yılına kadar büyük oranda resmi vilayet gazeteciliği ve anlayışı etrafında şekillenen bu gelenek, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra daha hareketli, rekabete açık, eleştirel yayınların da yer bulduğu, siyasal anlayışlara paralel olarak siyasal parti yayın organı konumundaki gazeteciliğin arttığı bir alana doğru kaymıştır. Merkezle aynı doğrultuda olan taşradaki siyasal hareketlilik etrafında basının araçsal rolünün artması sürecinde hükümet tarafından zaman zaman muhalif görülen gazete ve dergilerin vilayet matbaalarında basılmasına ruhsat verilmemiş, ruhsatı iptal etme yoluna gidilmiş veya bu tür yayınların basım işlemleri geciktirilmiştir. Kastamonu’da bunun en güzel örneği Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı olan Zafer gazetesinin vilayet matbaasında basılmak istenmemesi üzerine Samsun’da baskı işlemlerinin gerçekleştirilmiş olmasıdır.

İlk süreli yayın olan Kastamonu gazetesi Tanzimat edebiyatının meşhur simalarından İbrahim Edhem Pertev Paşanın valiliği döneminde Mart 1872’de yayın hayatına başlamıştır. II. Meşrutiyet dönemi öncesinde Kastamonu’daki tek süreli yayın Kastamonu gazetesi iken Meşrutiyetin ilanı ile birlikte süreli yayınlarda büyük bir artış olmuş ve Kastamonu, Köroğlu, Serbaz, Nazikter, Şule, Ilgaz, Zafer ve Yeşil Ilgaz gazeteleri yayınlanmıştır. Söz konusu dönem içerisinde bir de Tiraje isimli bir edebiyat dergisi yayınlanmıştır. Tiraje, Süleyman Nazif’in Kastamonu valiliği sırasında, onun desteğiyle yayınlanmıştır. Ayrıca bu dönemde birkaç sayı yayınlanmış, basılıp yayınlandığı şüphe götüren, basım izni alınıp da yayın aşamasında veya yayınlanması düşünce aşamasında kalan İştirak, İbret, Kurultay, Bîperva, Kastamonu Polis ve Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi unvanlı basın faaliyetleri de bulunmaktadır.

Kastamonu gazetesinden sonra II. Meşrutiyet devrinin Kastamonu’daki en önemli süreli yayınlarından birisi Köroğlu olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı olan Köroğlu gazetesinin 17 Aralık 1908 tarihinde yayına başlaması ve 31 Ekim 1918 yılında kapanması, İttihat ve Terakki’nin ülke genelinde uyguladığı basın politikasının Kastamonu’ya özgü bir örneğini oluşturmaktadır. Köroğlu, vilayetin haftalık olarak yayınlanan, on yıllık bir sürede 485 sayı çıkan ilk özel gazetesidir.

Köroğlu’nda aralıksız denilebilecek on yıllık yayın hayatı boyunca; Abidin Binkaya, Fazıl Berki (Tümtürk), Hasan Hami, Hayrettin Giridi, Hasan Fehmi (Turgal), Hüseyin Hüsnü, Mehmet Besim, Nurettin Dede, Tahir Karauğuz, M. Ziyaeddin (Demircioğlu), Binbaşı Kazım, Mehmet Vahdeti, M. Ragıp, Ahmet Talat (Onay) Süha Zahir müstearıyla, Ahmet Behzat, Yusuf Niyazi, İsmail Habib (Sevük) gibi isimlerin makale, şiir ve haber gibi konularda yazıları yayınlanmıştır.

Kastamonu ve Köroğlu gazetelerine göre Meşrutiyet dönemi diğer süreli yayınlarının kısa ömürlü oldukları görülmektedir. Vilayet Nafıa Başkâtibi ve eski matbaa müdürü Hüseyin Hüsnü’nün damadı olan Giritli Hayrettin Bey tarafından yayınlanan Serbaz isimli gazete 14 Mart 1909 tarihinde yayın hayatına başlamış, iki ay kadar yayın hayatını sürdürebilmiş ve 21 Mayıs 1909 tarihinde kapanmıştır.

Nazikter isimli bir diğer gazete Yusuf Niyazi tarafından 30 Mayıs 1910 tarihinde yayınlanmaya başlanmış ve 1929 tarihinde kapanışına kadar 198 sayı yayınlanabilmiştir. Kastamonu’da yayınlanan kısa ömürlü gazetelerden birisi de Ilgaz’dır. Sahip ve sorumlu müdürlüğünü Fransızca öğretmeni olan Ahmet Süreyya’nın yaptığı Ilgaz gazetesi Mart ve Mayıs 1911 tarihleri arasında beş sayı yayınlanabilmiştir.

Kastamonu’nun parti mücadelelerine tanık olduğu 1911–12 yıllarında yayın hayatına başlayan Zafer gazetesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden ayrılmış olan Sofuzade Mehmet Tevfik Safoğlu’nun sahipliğinde, Hersekli Mehmet İzzet’in sorumlu müdürlüğünde 27 Aralık 1911 tarihinde yayına başlamıştır. Tam bu sırada her yerde olduğu gibi, Kastamonu’da da Dursunzade Mehmet Hilmi Efendi ve Hersekli Avukat İzzet tarafından Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuştur. Bu dönemde İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasındaki çekişme Kastamonu basınında Köroğlu ve Zafer gazeteleri aracılığıyla sürdürülmüştür. Zafer gazetesi seçim dönemi sonunda 1912 yılında yayın hayatına son vermiştir. Zafer 1919 yılında tekrar yayına başlamışsa da kısa ömürlü olmuştur. Ulaşabildiğimiz son sayısı 19 Nisan 1919 tarihli 24 numaralı sayısıdır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda İttihatçıların siyasetten çekilmeleri sürecinde Köroğlu gazetesi kapatılmış fakat onun bir devamı gibi algılanabilecek olan Yeşil Ilgaz isimli bir gazete yayın hayatına başlamıştır. İlk sayısı 24 Kasım 1918 tarihinde yayınlanan Yeşil Ilgaz gazetesi haftalık ve düzenli olarak 13 sayı yayınlanmıştır. Bu dönemde İttihat ve Terakki Fırkası nasıl Teceddüt Fırkasına dönüşmüşse, Köroğlu’nun da ismi Yeşil Ilgaz’a çevrilmiştir.

İkinci Meşrutiyet devrinde Kastamonu’da yayınlanan tek dergi ise Tiraje’dir. Tiraje dergisi meşhur Süleyman Nazif’in Kastamonu Valiliği döneminde onun himayesinde, teşvik ve desteği ile yayınlanmıştır. 25 Şubat 1910 tarihinde ilk sayısı yayınlanmış olan derginin sahibi Ahmet Talat Onay, sorumlu müdürü ise Muharrem Celal Bayar’dır. Tirâje, Süleyman Nazif’in dört ay kadar Kastamonu’da kaldıktan sonra Trabzon Valiliğine atanarak vilayetten ayrılması üzerine 19 Ağustos 1911 tarihinde kapanmak durumunda kalmıştır.

II. Meşrutiyet döneminde 1908–1918 yılları arasında geçen on yıla bakıldığı zaman matbuatın gazeteler başta olmak üzere daha canlı olduğu göze çarpmaktadır. Bu dönem Kastamonu Vilâyet Matbaasında basılan yayınların sayısı gazeteler hariç otuzdan fazladır. Basılan yayınlar konularına göre sınıflandırıldığında bu yayınların yedi dinî yayın, bir sözlük, üç ticarî sözleşme ve yönetmelik, üç şiir kitabı, bir gramer kitabı, bir anayasa, iki sağlık, bir hayvancılık, bir vilayet meclis görüşme ve kararı, iki vilâyet bütçesi, bir arıcılık, iki ziraat, bir saat kılavuzu, iki tarih, iki eğitim (yönetmelik ve broşür), astronomi konusunda bir tercümenin olduğu anlaşılmaktadır.

Kastamonu’da Millî Mücadele Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi’nde eski harfli süreli yayınlara bakılırsa yine Kastamonu gazetesinin yayın hayatına devam ettiği görülmektedir. Bu dönemin en önemli gazetesi Millî Mücadele ile özdeşleşen Açıksöz gazetesidir. Milli Mücadele dönemi Anadolu basını içerisinde Açıksöz gazetesi önemli bir yere sahiptir. Açıksöz gazetesi Kastamonu’da 15 Haziran 1919 tarihinde yayınlanmaya başlamış ve 14 Aralık 1931 yılında kapanmıştır. Kastamonu’da süreli olarak 12 yıl hayatını sürdüren Açıksöz’ün son sayısı 2770 numaralıdır.

Ahmet Şahin: Kastamonu’da 1869’da vilayet matbaasının kurulması ve 1872’de Vilayet Gazetesi’nin yayımlanması, taşrada devlet-toplum ilişkileri açısından nasıl bir zihniyet dönüşümüne işaret eder

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Osmanlı Devleti modernleşme hareketi içerisinde değerlendirilen saat kulesi yapılması, vilayet matbaalarının kurulması gibi hususlar taşrada devleti görünür kılan faaliyetlerdir. Vilayet Matbaasının kurulması ile kitap, gazete ve broşür gibi yayınlarla matbuat hayatının canlanması yönetimin aldığı kararların, tebaaya veya halka ulaştırılmak istenen mesajların, tebliğlerin yaygın etkisinin artmasına sebep olmuştur. İkinci Meşrutiyet döneminden itibaren ise Kastamonu’da özel gazete ve dergiciliğin başlaması, çok partili siyasi hayat süreçleri basın yoluyla propaganda kültürünü de toplum hayatına sokmuştur. Osmanlı toplumunun aydınlanmasına vesile olan matbuat başlangıçta resmî gazete ve evrak basımı, tebliğ vazifesinin ötesine taşmış, edebi ve kültür hayatının da gelişmesini sağlamıştır. Örneğin Ahmet Talât Onay’ın öncülüğünde yayınlanan Tiraje isimli dergi Süleyman Nazif’in valiliği döneminde, 1910–1911 yılları arasında yayımlanmaya başlamış, 18 sayı çıkmıştır. Kastamonu’nun ilk dergisi kabul edilen Tiraje, ağırlıklı olarak edebiyat ve kültür içeriklidir. Köroğlu gazetesi ise 1908 yılında yayınlanmaya başlamış olup İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı konumundadır. Bu özel gazetede vatandaş mektupları, kamu yönetiminin eleştirilmesi, eksik ve aksaklıkların ifade edilmesi, siyasi faaliyetlerin duyurulması gibi hususlar göz önüne alındığı zaman Osmanlı son döneminde toplumda siyasi hayatın gelişmesine katkı sunduğu, iktidar muhalefet ilişkileri için tecrübe dönemi olduğu söylenebilir.

Ahmet Şahin: Sizce Kastamonu basını, Osmanlı taşrasında “merkezin sesi” olmaktan ne ölçüde çıkabilmiştir? Bu çıkış hangi dönemlerde daha belirgindir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Kastamonu gazetesi vilayet gazetesi olması sebebiyle daime merkezi yönetimin sesi konumunda olmuştur. Valiliğin kontrolünde yayına devam etmiştir. Resmi hüviyeti haiz olduğu için veya bir anlamda vilayetin resmî gazetesi kabul edildiği için çeşitli toplum kesimlerinin, örneğin, gençlerin, edebiyat alanında ürün veren kimselerin veya şairlerin yazılarını yayınladığı bir alan sunamamıştır, bu da normal karşılanmalıdır. Gazeteye vilayet memurlarının abone yapılması, abone olmaya zorlanması zaman zaman şikâyet konusu da olmuştur. Kastamonu basınında merkezin sesinin yanında çok seslilik diyebileceğimiz dönem ikinci meşrutiyet dönemi olmuştur. Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Köroğlu gazetesi, Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti’nin Zafer adlı gazeteleri sayılabilir. Bir diğer dönem Millî Mücadele dönemi olmuştur. Bu yıllarda da İstanbul Hükümeti’nin karşısında Açıksöz gazetesi 15 Haziran 1919 yılında yayına başlamıştır.

Ahmet Şahin: Kastamonu’nun coğrafî konumu (İnebolu hattı, Karadeniz bağlantısı) basının gelişimini ve dolaşımını nasıl etkilemiştir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Osmanlı döneminde kara yolundan ziyade Kastamonu’nun İstanbul le bağlantısı deniz yoluyla yapılmaktaydı. Karadeniz’e açılan en önemli limanı olan İnebolu, vilayetin İstanbul ve diğer Karadeniz limanlarıyla doğrudan bağlantı kurmasını sağlamıştır. Bu durum basının gelişimi üzerinde önemli etkiler meydana getirmiştir. İstanbul’da basılan gazete ve dergiler düzenli olarak İnebolu yoluyla Kastamonu’ya gelmekteydi. Buradan Kastamonu merkezine ve çevre kazalara dağıtılmaktaydı. İkinci bir konu telgraf hatlarının yapımı ve telgraf haberciliğinin gelişmesi de vilayetin ve basının gelişimine katkı sunmuştur. Örneğin Birinci Dünya Savaşı yıllarında Milli Osmanlı Telgraf Ajansı’nın yurt ve dünyadan çeşitli konularda cephe haberlerini düzenli olarak sabah ve akşam olmak zere günde iki defa ulaştırdığı bilinmektedir. Telgraf metinleri Kastamonu Matbaasına gönderilerek merkez ve ilçelerdeki idari birimlere dağıtılmak üzere belirli sayıda çoğaltılmaktaydı. Dolayısıyla basın da bu bilgiden faydalanmaktadı.

Ahmet Şahin: II. Meşrutiyet’in ilanı Kastamonu basınında yalnızca niceliksel bir artış mı doğurmuştur, yoksa içerik ve dil düzeyinde de nitel bir kırılma yaratmış mıdır?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu soruya vereceğim cevabın daha iyi anlaşılabilmesi için Kastamonu’da yayınlanan eski harfli süreli yayınların bir listesi aşağıda sunulmuştur.

Kastamonu Eski Harfli Süreli Yayınları

SıraYayın AdıYayınlandığı YıllarYayınlandığı Sayı
1Kastamonu1872-19383923
2Köroğlu1908-1918485
3Serbaz1909-190913
4Nazikter1910-1929198
5Tirâje1910-191018
6Şûle1910-19112
7Ilgaz1911-19115
8Zafer1911-191918
9Yeşil Ilgaz1918-191915
10Açıksöz1919-19312770
11Gençlik1920-192118
12Sebilürreşad1920-19203
13Türkiye1921-19213
14Türkeli1921-19212
15Doğu1921-19218
16Güzel İnebolu1925-193145
17Birlik1925-192620
18Çalçene1927-192919
19Tosya’da Dilek1927-1936187

Görüleceği üzere II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında tabir yerindeyse mantar gibi süreli yayın sayısı artmıştır. Bunların bir kısmı kısa ömürlü olmuş, bir kısmı ise daha uzun süre yayın yapabilmiştir. Bu süre içerisinde gazete ve dergi yayıncılığı çıkış gayesine uygun olarak tarihi, edebi, ilmi, fikri ve siyasi alanda faaliyet yürütmüşler, topluma hemen her konuda rehberlik etme gayretinde olmuşlardır. Tarım alanında patates ziraatı, arıcılık, ipek böcekçiliği gibi konularda, sağlık alanında bulaşıcı hastalıklar gibi toplum sağlığını ilgilendiren konularda neşriyat artık toplumu hem bilgilendirme hem de çeşitli konularda eğitmek gibi bir rol üstlenmişlerdir. Tefrika halinde yayınlanan romanlar ve hikayeler, şiirler, sosyal konulardaki haberler örnek verilebilir. Hatta kadın eğitimi, kadının cemiyet hayatındaki yeri gibi konular da dile getirilmeye başlamıştır. Ayrıca basın üzerinden eleştirme veya sataşma diyebileceğimiz hadiseler de vukua gelmiş ve eleştiriler zaman zaman mahkemelere konu olmuştur. Sosyal ve kültürel alanda ise o dönemin lise öğrencilerinin yazı ve şiirlerinin özel gazete ve dergilerde yayınlanması, yayına teşvik edilmesi önemli bir konudur. Ayrıca resmi bayram programlarının gazeteler vasıtasıyla konuşma metinleri yazı ve şiirlerin yayınlanması gazete aracılığıyla daha geniş kitlelere bilginin ulaşmasını sağlamıştır. Bu durum taşrada entelektüel anlamda bir zenginlik meydana getirmiştir.

Ahmet Şahin: Köroğlu ve Zafer gazeteleri etrafında şekillenen İttihatçı–muhalif ayrışmayı, taşrada siyasal kamunun doğuşu açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu soru etrafında Kastamonu iyi bir örnek teşkil etmektedir. Her şeyden evvel Türk düşünce hayatında basın yoluyla tartışma kültürü oluşmuş, siyasi anlamda ise çok partili siyasi hayata hazırlık anlamında iyi bir tecrübe elde edilmiştir. Türkiye Cumhuriyet’inin kurulması sürecinde bu laboratuvar danemi diyeceğimiz tecrübeden oldukça yararlanılmıştır. Kastamonu, İstanbul’da meydana gelen siyasi gelişmelerin taşra basını vasıtasıyla iktidar ve muhalefet anlamında en iyi gözlenebildiği yerlerden birisidir. Bu basın tecrübesi ve birikimi daha sonra Millî Mücadele yıllarında yetişmiş gazetecilerin etrafında Açıksöz’ün kurulup gelişmesine katkı sunmuştur.

Ahmet Şahin: Serbaz gazetesinin vali eleştirileri, Osmanlı taşrasında basın özgürlüğü sınırlarının fiilen nerede başladığını ve bittiğini gösterir mi?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu konu basının neyi ne kadar yazıp ne kadar eleştiri getirebileceği, karşı tarafın tahammül sınırları gibi bağlamda değerlendirildiğinde ilk tecrübelerin edildiği durumlardır. Eleştiri hürriyet havasının getirdiği rüzgâr ile sınırları kolayca çizilemeyecek kadar genişlemiş, buna karşın eleştirilen veya idare unsuru da elindeki imkanları kullanmaktan çekinmemiştir. Özel bir gazete olan Zafer’in Kastamonu Matbaasında işlerin yoğunluğu gibi bir bahane ile bastırılmaması gibi. 

Ahmet Şahin: II. Meşrutiyet dönemi Kastamonu gazetelerinde “siyaset dışı” yazıların (eğitim, ziraat, sağlık, ahlâk) yoğunluğu bize nasıl bir toplumsal hedef gösteriyor?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu durum idarenin ki taşrada valilik anlamına gelmektedir, basın yoluyla halkı eğitmek veya halka öğretmek gibi bir inisiyatifi ele aldığını göstermektedir. Örneğin, frengi illetinin yaygınlaşması ve önlem alınması konularında toplumun bilgilendirilmesi konusunda basın önemli bir hizmet görmüştür. İttihatçılar da gece dersleri ve konferanslar gibi etkinliklerle kamuoyu oluşturma ve halka yönelme faaliyeti içinde olmuştur. Bu durum bir devlet politikası, eğitim ve kültür politikası olarak görülme se de öncül olması bakımından dikkate değer. Halka doğru hareketi Türkiye Cumhuriyeti ile toplumsal alanda gelişmeyi, modernleşmeyi, vatandaşlık kültürünün oluşmasını amaçlamıştır.

Ahmet Şahin: Kastamonu basınında öğretmenlerin ve lise çevresinin belirleyici rolü, taşrada entelektüel üretimin sosyolojisi hakkında ne söyler?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Kastamonu İdadisinin kuruluş tarihi 1885 yılından itibaren Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar genel olarak bakıldığı zaman lise etrafında bir entelektüel birikimin varlığı dikkati çeker. Anadolu’da lise sayısının azlığı eğitim almak üzere kayıt olan öğrencilerin o dönem için gelişmeye açık oluşları bu tespiti görünür kılmaktadır. Öğretmenlerin öğrencileri teşvik edici rolleri, yazmaya yönlendirmeleri, dergi çıkarmaları ve muhiti de tenvir etme çabaları dikkate alındığında taşrada bir üniversite misyonu üstlendikleri söylenebilir.

Ahmet Şahin: İsmail Habib Sevük, İsmail Hakkı Uzunçarşılı gibi isimlerin hem basında hem eğitim alanında aktif olması, “çok yönlü aydın” tipinin taşradaki karşılığı mıdır?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın ilk görev yeri olduğu söylenebilir, 1921-22 yıllarında genç bir öğretmen hakikaten araştırma yeteneği kuvvetli, gayretli. Okul etkinlikleri dışında hemen her hafta Açıksöz’de tarih ağırlıklı olmak üzere çeşitli konularda yazılar yazmıştır. Şiir de yazmıştır. Kastamonu Belediye Teşkilatı, Kastamonu Meşahiri başlığı altında meşhur aile tarihlerini bile yazmıştır. İsmail Habib Sevük ise daha öğretmenliğin yanı sıra ideolojik kimliği öne çıkan bir şahsiyettir. İttihat ve Terakki Ffırkası’nın belirgin isimlerindendir. “Milliyet Hakkında Konferans” gibi konferans ve yazılarıyla önce Köroğlu’nda sonra Açıksöz’de Türklük bilincinin oluşması ve Osmanlıcılıktan Türkçülüğe geçiş sürecinde taşrada fikirleri takip edilen ve benimsenene şahsiyetlerden birisi olmuştur. Tabii her bir öğretmenin farklı bir özelliği bulunmakta, bu durumun öğrencilerin akademik gelişimine müspet katkı sağladığı anlaşılmaktadır. Ayrıca dönemin şartlarının da aydınların aktif olmasındaki rolünü ifade etmek gerekir.

Ahmet Şahin: Sizce Kastamonu basını bir “okul” işlevi görmüş müdür? Eğer öyleyse, bu okulun müfredatı neydi?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Evet, Kastamonu basını bir “okul” işlevi görmüştür. Yeni yazar, şair, kişilerin yetişmesinde katkısı olmuştur. Buna basın kuruluşlarının da ihtiyacının olduğunu belirtmek gerekir, karşılıklı bir etkileşimin kurulabilmesi, toplumda karşılığının olması önemlidir. Dönem içinde yayınlanan Kastamonu gazetesi resmi hüviyeti haizdir. Bu sebeple Köroğlu, genç şairlerin şiirlerini yayınlayabildiği ilk özel gazete olmuştur. Sultanî Mektebi öğrencileri gazetede şiirler yazmıştır. Örneğin Köroğlu’nda tespit edebildiğimiz gençlerden, öğrencilerden kısaca bahsedelim. Bu konuda lise öğrencilerinin akademik gelişilmesine katkı sağladığı söylenebilir. Kastamonu Sultanisi’nde öğrenci olan Tahir Karauğuz’un otuz sekiz şiiri vardır. Mekteb-i Sultanî on birinci sınıf öğrencisi Hulki Âmil, Mekteb-i Sultanî öğrencilerinden Hüsnü, Kastamonu Sultanisinden A. Aydoğlu gibi öğrenci yazı ve şiirleri bulunmaktadır. Ahmet Talat Onay’ın öğrencilik yıllarında ilk yazısı, Köroğlu’nda yayınlanan “İttihat Edelim” adlı yazısıdır. Dr. Fazıl Berki (Tümtürk), Abidin, Türkoğlu Türk, Müderris Arif Efendizade Ziyaeddin, Araç Tahrirat Kâtibi Refik, Taşköprülü Osman Nuri, Kaya Alp, Ali Nihat, Talat, Ali Kemal, Daday’dan Zeki, Ahmet Refik, Çatal, T. Oğuzhan, M. C., M. Sadi, Ziya, Adil Giray, Ebû Kemâl, A. Kazım, Geredeli Salih Cahit, Ahmed Ferid, Avni, İstinaf Ceza Reisi Ali Rıza, Müftüzade ve Fatma Zehra bulunmaktadır. Fatma Zehra Hanım gazetede tespit edebildiğimiz tek kadın şairedir, bir şiiri vardır. Bu gazete milli ve manevi şiirler etrafında vatanseverlik ve milliyetçilik düşüncesinin gelişmesine katkı sunmuş, daha sonra Açıksöz etrafında toplanan ve Millî Mücadele hareketine destek veren yazarların yetişmesine akademik ve kültürel zemin hazırlamıştır. Karauğuz, Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi şair ve düşünürlerden etkilenmiştir. Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin?” adlı şiiri gibi Karauğuz’un da millî şiirlerinden birisi ders kitaplarına girmiş olsaydı, Karauğuz günümüzde çok daha iyi tanınmış ve anlaşılmış olabilirdi.

Müfredat sözcüğü tabi formal planlı eğitimi ifade eden bir terim. Burada eğitimde “hidden program” olarak ifade edilen örtük programdan bahsedebiliriz. Yani planlanmamış bir alandan söz ediyoruz, sosyolojik olarak öğretmenin rol model olması, gazetede yazı, şiir yazıp onu sınıfa taşıması, bir iki öğrenciyi de cesaretlendirmesi, yani eğitimcilerin okul içi ve ders dışında öğrencilerle çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetler bağlamında ilgilenmeleridir. Bu ilginin Kastamonu’da okul dışında gazete dergi merkezli bir kültür muhiti meydana getirdiği söylenebilir. Bir diğer ifade ile öğretmen okul dışında da öğretmendir ve eğitim çeşitli yaşantılar yoluyla devam etmektedir. Bunun farkında olmak ve öğrenciye okul dışında da zaman ayırmak bir gerekliliktir. Günümüzde bu durum zannederim eğitim sisteminizin önemli bir problemidir. 

Ahmet Şahin: Kastamonu basını, şehirde bir “mensubiyet bilinci” ve kent kimliği inşa edebilmiş midir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: İsmail Habib Bey, “O Zamanlar” adlı kitabında “Yeni devirler, yeni fikirler ister” diyor. Türk İnkılabını tarif için sembol olarak başlığı seçip “Kavuk ümmetliğimiz, fes Osmanlılığımız, kalpak ihtilalimiz, şapka inkılabımızdır” diyor. Kastamonu’da basın hemen her dönemde güçlü olmuştur. Daha önce bahsetmiştim, matbaanın 1869 yılında gelmesinin, Tanzimat döneminin beş edip, beş paşasından birisi olan İbrahim Edhem Pertev Paşa gibi birisinin valiliği ve öncülüğü elbette önemli bir etkendir. Basının kent kimliğinin oluşumuna katkı sağladığı söylenebilir. Kent kimliğinin oluşumu sadece basının değil, şehir eşrafı ve mülkî idare gibi farklı unsurların el birliğini de ifade eder. Basına bakıldığında ve haber yapma, itidal ve eleştiri kültürü gibi konular dikkate alındığında basın geleneğinin oluştuğu, basının kent kimliği konusunda duyarlı olduğunu söylemek fazla iddialı olmaz.

Ahmet Şahin: Gazetelerde yer alan bağış listeleri, yardım kampanyaları ve dernek faaliyetleri, basını bir tür sivil toplum aktörü hâline mi getirmiştir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu durum basında bir dönem hem teşvik hem de görünür kılmak anlamında kullanılan bir olgudur. Cemiyet faaliyetleri her dönem basında ilgi görmüş ve cemiyet faaliyetlerine ilişkin haberler yayınlanmıştır. Bu durum günümüz Kastamonu basını için de geçerlidir. Bağış listelerinin yayınlanması il ilk defa İkinci Meşrutiyet döneminde başlamıştır. Örneğin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kulüp binası yapımı için 1916 yılında yapılan yardımlar peyderpey Köroğlu’nda yayınlanmıştır. Bu durum toplumu harekete geçirmek, yardıma teşvik etmek ve mensubiyeti güçlendirmek gibi amaçlarla yapılmıştır. Çünkü yardımda bulunmak demek cemiyete destek vermek anlamına geliyordu. Bütün bu yardım ve sair dernek faaliyetlerinin basında yer almasını basını sivil toplum aktörü haline getirmekten ziyade basının sivil topluma destek ve bilgi verme görevi olarak görüyor öyle değerlendiriyorum.

Ahmet Şahin: Gayrimüslim yazarların Kastamonu gazetelerinde yer alması, birlikte yaşama kültürü açısından nasıl okunmalıdır?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Toplum içinde gayrimüslim nüfusun oranı ölçüsünde meslek alanda, eğitim ve basın hayatında yer bulmasını tabii bir seyir olarak görüyorum.

Ahmet Şahin: II. Meşrutiyet basın tecrübesi olmasaydı, Açıksöz gibi Millî Mücadele gazeteleri ortaya çıkabilir miydi?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bu soru öncelikle matbaanın kurulmasıyla ilgilidir. Matbaanın kurulması Kastamonu gazetesi ve diğer özel gazete dergilerin yeşermesine, basının gelişmesine imkân sağlamıştır. Basın tecrübesi ve insan unsuru olarak bir birikimin olması Millî Mücadele döneminde Açıksöz gazetesi etrafında çok çabuk bir araya gelme imkânı oluşturmuştur. Dolayısıyla Meşrutiyet deneyiminin büyük etkisi olduğu söylenebilir.

“Mandandan Evvel İstiklal” diyen Hüsnü Açıksöz ve Hamdi Çelen başta olmak üzere dönemin Kastamonu’da bulunan aydınları, öğretmenleri, çeşitli dairelerde görev yapan memurların katkısıyla yayın hayatına atılan Açıksöz 1919-1931 yılları arasında Kastamonu’da önemli bir boşluğu doldurmuştur. Milli Mücadele hareketine destek veren gazete tam bağımsızlık yanlısı çizgisini korumuştur. Açıksöz’ü çıkaran kadro 15 Haziran 1919 tarihinde henüz Kastamonu Kuva-yı Milliye ile birleşmeden önceki zor dönemde taşın altına elini koymuş ve milli harekete açık destek vermiştir. Bu yönüyle Açıksöz, yerel görüntüsüne rağmen bölgesel hatta ulusal nitelik taşıyan bir hüviyete sahiptir. İsmail Habib ve Ahmet Talat gibi eğitimci kişilerin öğrencileri tarafından yayınlanan Açıksöz, Osmanlı son döneminde toplum üzerinde, kamuoyunda öğretmenlerin rolünü gösteren iyi bir örnektir. Açıksöz’ün eğitici bir özelliği de vardır. Ziraat, sağlık, eğitim gibi alanlarda öğretici yazılar yazılmış, çeşitli alanlarda halkın bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. 

Kastamonu, Köroğlu, Yeşil Ilgaz, Zafer, Tiraje gibi basın faaliyetleri Kastamonu’da basın geleneğinin oluşması ve köklü bir hale gelmesinde önemli bir aşama olmuştur. II. Meşrutiyet dönemi Kastamonu’da bir alt yapı meydana gelmiştir. Açıksöz, bu birikimin değerlendirilmesine bir örnektir. 1920’li yıllarda Kastamonu’daki öğretmenler, çeşitli dairelerde görev yapan memurlar alan uzmanlıklarına göre Açıksöz’de yazılar yazdılar. Yazar kadrosu çok engin ve çeşitliydi. Devrin şartları içerisinde, o günkü imkânlarla toplumun kültürlenmesine hizmet ediliyordu. Bugün Kastamonu’da bir üniversite ve pek çok da lise bulunmakta. Bugün toplumun kültürlenmesine eğitimli kesimin katılımının o günle mukayese kabul etmeyecek düzeyde olduğunu da belirtmek gerekir. 

Ahmet Şahin: Kastamonu’nun Millî Mücadele yıllarında bir basın ve fikir merkezi hâline gelmesinde önceki dönem birikimin payı nedir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Bir önceki soruda değinildiği üzere Meşrutiyet birikiminin önemli bir payı bulunmaktadır. Yalnız Millî Mücadele döneni için fikir merkezi oluşunda bir etken daha vardır. İstiklâl Savaşı süresince İnebolu-Kastamonu-Ankara hattı bir anda önem kazanmış, adeta bir hayat damarı haline gelmiştir. İnebolu, Ankara için denize açılan en yakın ve en güvenli pencere olmuştur. İstanbul’dan Ankara’ya istiklâl mücadelesine katılmak için hareket eden önemli devlet erkânı ve aydınların büyük kısmı, İnebolu yolunu tercih etmişlerdi. Kocaeli mıntıkasının Yunanlılar ve İngilizler tarafından denetim altına alınmasından sonra Milli mücadeleye katılmak için Ankara’ya geçişler Karadeniz limanları vasıtasıyla yapılmaya başlanmıştır.

Kastamonu’ya gelip geçen bazı isimler şunlardır: Trabzon Valisi Hamit Bey, Nurettin Paşa, Tunalı Hilmi, Eşref Edip, Osman Ağa, Mustafa Sagir, Hüseyin Hüsnü, Galip Paşa, Konya eski Valisi Semih Rifat, İzzet Paşa, Salih Paşa, Mithat Bey, Rauf Bey, TBMM Temsilcileri: Ali Fuat Paşa, Bekir Sami, Rıza Nur, Hamdullah Suphi, Refet Paşa, Mehmet Akif, Tunalı Hilmi, Yusuf Kemal Bey. Ayrıca Mehmet Akif Ersoy (19 Ekim 1920), Ağaoğlu Ahmet, Yakup Kadri, Mehmet Emin, Yusuf Akçura, Fransız gazeteci Gaulis. Dış ülkelerden gelenler arasında (Şeyh Sunusî temsicisi, Afgan Sefiri Ahmet Han, Buhara Heyetleri, Azerbaycan Sefaret Heyeti, Gürcistan Sefiri, İtalyan Murahhası, İran elçilik Heyeti bulunmaktaydı. Güvenli bir liman olan İnebolu Limanı’nda Malta Sürgünleri ile karşılıklı esir değişimi yapılmıştır. 1 Kasım 1921 tarihinde gerçekleştirilen bu değişimde 59 kişi Anadolu’ya geçmiştir. Millî Mücadeleye destek için Hindistan’dan gelen 11 gönüllü, Zonguldak’ta Fransız birliğinden firar eden 15 Cezayirli asker gibi askerî ve sivil personel 1920-1922 yılları arasında İnebolu-Ankara hattını kullanmışlardır. Açıksöz gazetesinde gelip geçen heyet ve kişilerle mülakatlar yapılmıştır. Örneğin Malta’dan gelen Ağaoğlu Ahmet Bey’le ilk mülakat Açıksöz’de yapılmıştır.

Ahmet Şahin: II. Meşrutiyet Devri Kastamonu Basın Tarihi’ni kaleme alırken sizi en çok zorlayan kaynak sorunları nelerdi?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: II. Meşrutiyet Devri Kastamonu Basın Tarihi adlı çalışma aslında yüksek lisans tez çalışmam sırasında tasarlanıp gelişmiştir. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarih Enstitüsü’nde yüksek lisans tez çalışmamın başlığı “Kastamonu Basınında Köroğlu Gazetesi” idi. Tez, gazete ve gazete etrafında dönemin hakim iktisadi ve siyasi fikirlerinin nasıl ifade edildiği, yine gazete etrafında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kastamonu’da faaliyetleri ve kamuoyundaki etkisi üzerine bir incelemeydi. Bu sırada yerel basın ile ilgilenmeye başladım. Kaynak olarak en önemli veriler Kastamonu İl Halk Kütüphanesinde süreli yayınlar bölümündeki Osmanlı Türkçesi gazete ve oldu. Bu arada bir bilgi de vermek gerekir, Kastamonu’da 1925 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Kastamonu seyahati sırasında 500 lira bağışta bulunarak kitap alınmasını istediği Kastamonu Memleket Kütüphanesi kurulmuştur. Memleket Kütüphanesi daha sonra İl Halk Kütüphanesi adını almış, 2013 yılında Kastamonu Yazma Eserler Kütüphanesi’nin kurulmasından sonra ise yazma ve basma eserler bu kütüphaneye devredilmiştir. Osmanlı Türkçesi süreli yayınlar da günümüzde bu kütüphanede bulunmaktadır.

Araştırma sırasında ulaştığım bu gazete ve dergiler iyi korunabilmişti, araştırmaya açıktı, erişimi kolaydı, kütüphane görevlileri ilgiliydi. Zor olan bu süreli yayınların tek tek okunup fişlenerek tasnif edilmesi süreciydi. Bir diğer kaynak da Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı olmuştur. Çünkü matbuat işleri, gazete ve dergilerin yayın izni almaları konusundaki yazışmalar bu arşivdeydi. Bir diğer kaynak da döneme ışık tutan, dönemi yaşayanların kaleminden çıkan verilerdir. Gazetecilik yapmış isimler, Ahmet Ziyaeddin Demircioğlu, Aziz Demircioğlu gibi kişilerin kitap ve gazetelerdeki basın tarihi konusunda ışık tutan yazıları olmuştur. Aziz Demircioğlunun “100 Yıllık Kastamonu Basınında Kim Kimdir? 1872-1972” ve 100 Yıllık Kastamonu Basını (1872-1972)” gibi eserler dönemi anlamakta faydalı olmuştur.

Ahmet Şahin: Taşra basını çalışırken salnameler, gazeteler ve hatıratlar arasında nasıl bir hiyerarşi kurulmalıdır?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Taşrada basın tarihi çalışmak bazı dikkatleri gerekli kılıyor. Örneğin bir gazete yazarının cemiyet içindeki konumu, sivil toplum ilişkileri, memuriyet durumu, diğer idari ve gönüllü görevlerini bilmek yazarken çok yararlı oluyor. Bu bakımdan çalışılan yer ve dönemle ilgili diğer kaynakların içerik itibarıyla da bilinmesi önem arz ediyor. İyi okuma yapmak gerekiyor, bir anlamda bütünü görmeye çalışmak gerekiyor.

Ahmet Şahin: Sizce Türkiye’de basın tarihi yazımı hâlâ “merkez ağırlıklı” mı? Kastamonu örneği bu ezberi ne ölçüde bozuyor?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Basın tarihi yazımını merkezden bağımsız düşünmemek gerekir. Yerelde basın tarihi yazmak için o muhitte yaşamanın, o muhitte yazılanları okumanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmem gerekir. Muhitle beraber mekânı da görme imkânı tarih yazımı için son derece önemli. Sonra yakın dönem için sözlü tanıklıklara ulaşma imkânı gibi hususların yazımda merkezden daha rahat imkanlar sunduğu aşikârdır.

Ahmet Şahin: Bugünün yerel basını ile II. Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet dönemi Kastamonu basını arasında zihniyet açısından temel farklar nelerdir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Basın geleneğinin dijital alana kaydığı, internet gazeteciliği diyebileceğimiz yeni mecralar etrafında bu soruyu anlamlı buluyorum. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Kastamonu basını arasındaki temel zihniyet farkı mukayese edildiği zaman, basının dönemsel olarak yüklendiği toplumsal misyon ve kamu işlevi anlayışında görülmektedir.

II. Meşrutiyet döneminde Kastamonu basını, hürriyet, meşrutiyet havasında bu bilincin geliştirilmesi amacıyla hareket etmiş, gazeteler yalnızca haber veren araçlar değil, aynı zamanda kamuoyu oluşturan ve siyasal tartışmaları yönlendiren fikir platformları olmuştur, özellikle de fırka gazeteleri. Erken Cumhuriyet döneminde ise bu misyon, Cumhuriyet inkılaplarının halka benimsetilmesi, modernleşme, eğitim, sağlık, ekonomi ve millî konuların ön plana çıktığı vatandaşlık eğitiminin bir aracı gibi de düşünülmüştür. Yerel gazeteler umumiyetle devlet politikaları ile toplum arasında bir köprü görevi üstlenmiştir. Bu anlamda Kastamonu basınının, toplumu dönüştürmeyi hedefleyen eğitici ve yönlendirici bir yayın politikasına sahip olduğu söylenebilir.

Günümüz yerel basını değerlendirildiğinde, haber anlayışı olarak daha çoğulcu, daha çok günlük gelişmeleri, yerel vilayet haberlerini, belediye faaliyetlerini, yerel ekonomi, kültür, spor ve asayiş haberleri üzerine yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Dijital medya ve sosyal ağların etkisi habercilik üzerinde etkili olmuş, haber üretim hızı ve yaygınlaşması süreci artmış, derinlikli fikir yazıları azalmıştır.

II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet ilk dönemlerinde gazeteler düzenli abone ağlarıyla çoğu zaman ideolojik, kültürel veya toplumsal konular etrafında yayın yaparken, günümüz yerel basını reklam gelirleri, dijital erişim, okuyucu sayısı ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi kaygılarla hareket etmek mecburiyetinde kalmaktadır. Örneğin, 2018 yılı itibarıyla Kastamonu il merkezinde Nasrullah, Kastamonu, Açıksöz, Doğrusöz, Gündem37, Kastamonu Sözcü unvanlarıyla altı günlük gazete yayın hayatını sürdürmekteydi, bu gazeteler basılıp dağıtılıyordu. Yine çağın dijital teknolojisini kullanan internet gazeteleri de bulunmaktaydı. Ayrıca ilçelerde faaliyet gösteren gazeteler bulunmaktadır. Haber37, İnebolu Postası, Yeni İnebolu, Bozkurt Gündem, Taşköprü Postası, Abana Haber, Daday Haber, Araç Haber, Cide Gazetesi gibi gazeteler.

Günümüzde basılı günlük gazete yayınlamak ciddi bir maliyet işi, çevrimiçi gazete ve ajanslar vasıtasıyla haber akışının hızlanması da matbu yayıncılığa büyük bir darbe vurduğu anlaşılıyor, meslek olarak gazeteciliğin klasik şartlarda sürdürülmesi zor bir haline gelmiş durumda. Tasarruf tedbirleri kapsamında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne göre kamu kurumlarında gazete alımını kısıtlayan bir düzenleme yapılmıştı, değişiklik oldu mu hatırlamıyorum. Bu genelgeler doğrultusunda günlük gazete alımının durdurulması ve basını izleme birimleri ve kütüphaneler hariç olmak üzere hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılamamasını yerinde buluyorum, suistimaller olabiliyordu, belirli gazeteler özellikle belediyelerde ön plana çıkabiliyordu. Ancak vilayetlerdeki yerel gazetelerin bu genelge kapsamı dışında tutulması yerine olurdu. Çünkü yerel basın için kamu kurum ve kuruluşlarının aboneliği önemliydi.

Çankırı’da, il merkezinde süreci yönetemeyen ve mali sıkıntı içine giren Bizim Çankırı, Çankırı’da Yeni Gün, Anadolu’ya Tercüman, Doğruyol ve Karatekin gazetelerinin yöneticileri 2024 yılı sonunda bir araya gelip tek bir yeni gazete çıkarma kararı aldı. Çankırı adıyla bu gazete 2025 yılından itibaren yayınlanmaya devam ediyor.

Kastamonu’da da aynı durum gerçekleşti. Altı gazeteyle Nasrullah, Kastamonu, Açıksöz, Doğrusöz, Gündem37, Kastamonu Sözcü gazeteleri ile devam eden günlük gazeteler değişime ayak uydurdu, Nasrullah, Kastamonu gibi uzun dönem yayın hayatını sürdüren aile mesleği ve geleneği de olan gazeteler kapandı. Günümüzde il merkezinde Kastamonu Açıksöz, Kastamonu İstiklâl ve Kastamonu Gündem adlı günlük gazeteler yayın hayatını sürdürmektedir.

Ahmet Şahin: Kastamonu basın tarihinin henüz yeterince çalışılmamış hangi dönemleri veya yayınları genç araştırmacılar için özellikle önemlidir?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Kastamonu basın tarihi bakımından il merkezinde yakın döneme ilişkin çalınmaların yapılması gerekmektedir. Aziz Demircioğlu kısa kısa da olsa 1972 yılına kadar basın tarihini derli toplu ele almıştır. Ayrıca ilçelerde yayın faaliyeti sürdürmüş olan süreli yayınlar için de müstakil çalışmaların yapılması gereklidir. Kastamonu’da bu konuda Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi emekli öğretim üyesi Dr. Mustafa Eski yakın dönem Kastamonu basın tarihi alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Hemen her gün Kastamonu İl Halk Kütüphanesi süreli yayınlar bölümünde çalınmalarını sürdüren Eski’nin, derli toplu son yılları da içine alan bir çalışma içinde olduğunu biliyorum. Eski ayrıca basında yazı ve şiirleriyle yer almış şahsiyetler hakkında da çalışmalar yapmaktadır.

Ahmet Şahin: Kastamonu basın tarihi, size göre yalnızca yerel bir hikâye midir; yoksa Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin “küçük ama yoğun bir modeli” olarak mı okunmalıdır?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Kastamonu basın tarihi yalnızca yerel bir yayıncılık hikâyesi değildir, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinin yerel ölçekte gözlemlenebildiği temsil gücü yüksek bir örnektir. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan dönemde gazeteler, siyasal dönüşümleri, Millî Mücadele’yi ve Cumhuriyet inkılaplarını halka aktaran, aynı zamanda yerel kamuoyunu şekillendiren önemli araçlar olmuştur. Çok partili siyasi hayat döneminde, iktidar muhalefet ilişkilerinin zaman zaman gergin geçtiği dönemlerde basın bir propaganda ve ifade aracı olarak önem kazanmış, uzun ve kısa ömürlü parti gazeteciliği için de uygun bir ortam bulmuştur. Bu nedenle Kastamonu basını, ulusal düzeyde gelişmelerin yereldeki yansımalarını göstermesi bakımından Türkiye’nin modernleşme sürecinin göreceli olarak taşrada örnek bir modeli olarak değerlendirilebilir. Kastamonu’da gazeteler içinde uzun ömürlü olanları bulunmakla beraber en uzun süre yayın yapan gazete vaktiyle Kastamonu’ya bağlı bulunan Bartın’da 1924 yılında yayına başlayan Bartın gazetesidir. Bartın’ın Türkiye basın tarihinde yüzüncü yılını tamamlayan tek gazete olması dikkate değer, bu gazete hakkında da bir doktora çalışması Kastamonu Üniversitesi Tarih anabilim Dalında yapılmaktadır.

Ahmet Şahin: Son olarak ne eklemek istersiniz?

Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz: Kastamonu Vilayet Matbaası’nın kurulmasından bugüne kadar basın yayın faaliyetlerinin yürütüldüğü Kastamonu’da basın kültür unsurunun gerek müzecilik gerekse basın kültürü aktarımı açısından hakkettiği değeri yeterince bulduğu söylenemez. 1984 yılında kurulan Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti, köklü geçmişiyle Kastamonu basınının gelişimine öncülük eden bir meslek kuruluşu olarak faaliyetler yürütmektedir. Şehrin gazetecilerini aynı çatı altında buluşturan cemiyet, basın özgürlüğünü savunmak, meslektaşlar arası dayanışmayı güçlendirmek ve yerel basının kalitesini artırmak amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca 2022 yılında bir de Kastamonu Gazeteciler Derneği kurulmuştur. Her iki dernek de Kastamonu’nun sosyal, kültürel ve ekonomik hayatına da katkı sunmakta, sunmaya gayret etmektedir.

Kastamonu’da bir ilk olarak, 10 Ocak 2009 tarihinde Kastamonu basın hayatı konusunda “Kastamonu Basın Sempozyumu” düzenlenmiştir. Kastamonu Valiliği tarafından düzenlenen sempozyumda geçmişten günümüze basın hayatı konusunda yirmi yedi bildiri sunulmuş ve kitaplaştırılmıştır. Anadolu’da matbuat ve basın tarihi alanında bir müzenin Kastamonu’da kurulması isabetlidir. Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti tarafından Kastamonu basın tarihi alanında bir “Basın Müzesi” kurulmuş olup geliştirme çalışmaları da sürdürülmektedir, ancak yeterli değildir. Kurumsal olarak daha geniş bir mekânın, müze teknik altyapısıyla, kadrosuyla oluşturulması gereklidir. Burada hem matbuat hayatını gösteren objeler, matbaa marinaları sergilemeli hem de 1872 yılından itibaren ilçeler de dahil Kastamonu basınından gazete ve dergiler sergilenmelidir, aynı zamanda basına hizmet etmiş şahsiyetler tanıtılmalıdır.

Son cümle olarak Kastamonu Üniversitesi bünyesinde 2010 yılında kurulan Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Gazetecilik, Radyo-Televizyon ve Sinema olmak üzere üç bölümü bulunan İletişim Fakültesi’nin birimleri ve akademik birikimi ile yerel basın faaliyetlerine katkısının azami seviyeye çıkarılması için çalışmalar yapılmalıdır.

YORUM

WORDPRESS: 0