Mahmut Aksoy | Durmanın Manifestosu

ANA SAYFAGündem

Mahmut Aksoy | Durmanın Manifestosu

Mahmut Aksoy edebiyat ve sanatın gündemine dair yazılarıyla her hafta Edebiyat Daima'da. Bu haftaki yazısı "Durmanın Manifestosu"

Yelkensiz Şiir Dergisinin 33. Sayısı Çıktı
Serazat Edebiyat Dergisi’nin 10. Sayısı Okurla Buluştu
Mehmet Rauf’un “Aşk Kadını” Adlı Kitabı Yüz Yıl Sonra Raflarda

Mahmut Aksoy | Durmanın Manifestosu

Durmadan birbirimize insanlığı hatırlatıyor olmamızın altında yine insanlığımız yatıyorsa – zulmün yinelenmemesinin portresini çizdirmeye vâkıf bulmamamızla yolumuza boşvermişliğe çıkarıyorsak – beraber motorları maviliklere süreceğimiz çocuklar saflığı madde denizine sattıysa – açtığımız zamanın kutusunda zamansızlığın mutlaklığı varsa – talih cüce kalmakla mükellefse – uykularımızı baygın sabahlar uzatıyor, akşamlarımıza çünkünün siyahı bulaşıyor, biri olmanın devrimi gerektiğini rağmen çokun çöpü kokuyorsa – baba/oğul bir gözde toplanıp eve aş götürmenin gözyaşları akıp duruyorsa – balda kıl çoğaldıysa – toprak, muhabbetini uzatmıyorsa bizimle – eşiklerde toplanıp kararsızlığın/belirsizliğin dumanı içinde ölüyor, bizi birbirimizi ezmeye itenlere savunmanın duvarlarını örmüyorsak – bokumuzla bir arada yaşamanın aşk teriyle yaşamakla aynı olduğunu unuttuysak… Hayır, bizler bugün devrimlerden arta kalan kırıntıları gagalayan kuşlar değiliz, aksine, devrim ekmeğiyle birbirimizi zehirleyen yılanlarız; kuyruğumuzda açılan yaraya para merhemi sürmekle sabahtan akşama kadar yanılgıya sürükleniyoruz: aslın sahteliğe kopyalandığı yanılgı.

Kurbağa bacaklı tarihi kısalttık. Dar açıdan baktıklarımızın cezası: özlenip gelmeyecek günler.

Evcil hatalarla dışarıya kaçarken herkes ben durmanın manifestosunu okuyorum; maddelerin ne sırası var ne etkisi -biliyorum. Bıraktığım ize gitmenin ve kalmanın kınasını eline sürmeyenler bulaşır -biliyorum.

Kanın kırmızı olduğunu unuttum, renklerin kokusunu, nerede çocuk nerede yaşlı olduğumu, kiminle yaşamaya üveydim unuttum.

Böyle böyle vardığımız deniz iyiliğin yosunlarından mahrumsa – dip iltihabına bulanmışsak çoktan – bulanıklık kaçtıklarımızdan bize kalıtımsal bir miras, balıkların bilmedikleriyse ağladıklarımız – karayla aramızdaki keder gemisi demirlenmişse sonsuzluğun mürekkebiyle – ortalıkta kalmanın yollarını ezbere biliyorsak – bat mimlenmiş, birlikteliğin ırmağı kurumaya yüz tuttuysa – suların komşuluğu yoksa – betonda yüzmeyi öğrenmiş, odalarda boğulmaya mani diziyorsak – eteği dağdan, dili ağızdan, ayakları gövdeden, gözü bakmaktan uzaklaştırmış, bütünlüğe tütsü yakmıyorsak… Evet, bizler bugün bembeyaz bir tülbendin lekelenmesi gibi dünyaya üveyiz.

Buna kim itiraz edebilir? Binlerce yıl geçse de tekrar edecek bu: İnsanın kendisi için yarattığı cehennemdeki buz, umudun ateşiyle erimekte olacak! Aynı kaderin ortancasıyız; küçüğümüz ağlamaklı, büyüğümüz ise gözyaşlarını siliyor olacak, daima.

Kışın suya kısım ayırdığı yerde batığa sırnaşan yeşiller olacak sanıyordum oysa yıllardır. Batla yüklü bulutlar şimdi yağıyor dibe.

İlkelliğimiz dön, ilkelliğimiz dön sonra don, ilkellik don da dön önce ama dön.

YORUM

WORDPRESS: 0