Mahmut Aksoy | Türkiye’ye Nostalji Pornografisi Üzerinden Bakmak

ANA SAYFAGündem

Mahmut Aksoy | Türkiye’ye Nostalji Pornografisi Üzerinden Bakmak

Mahmut Aksoy "Türkiye'ye Nostalji Pornografisi Üzerinden Bakmak" adlı yazısıyla Edebiyat Daima'da: "Türkiye bakkal olmaktan vazgeçmiyor – nostalji nüfusu çok. Dolayısıyla bilim aksıyor. Sanat, eğitim tümseklerinde atlayabilmek, ilerleyen bir çağdaş olmak çok zor. Taşralılar romantik birer kırılgan, kentliler ise nihilizm bunalımı içinde."

Mahmut Aksoy | Dönmüş Ama Gelmemiş Olanın İkizi
Mahmut Aksoy | Sezai Karakoç’u Ben Öldürmedim
Mahmut Aksoy | Azınlığa Bir Rapor Örneği

Mahmut Aksoy | Türkiye’ye Nostalji Pornografisi Üzerinden Bakmak

Saadetin Boynuzlanışı

Bugün dünyayı kazanmış olanlarla aramdaki en nitelikli fark, benim dünyayı en azından kazanma eğilimi bile göstermemiş olmamda yatıyor. Türkiye’de eskiyi özlemek şimdiye kayıtsızlığı beraberinde getirir diye durduğum yer, geçmişteki yavaşlığın masumiyet mezarlığına övgü siteleri yaptıranlardan uzak. Niye uzak? Yakın olma ihtimalini kendim baltaladım, ondan.

Bir kere teşekkür çağında olmadığımızı, ama bu olmadığımızı, bugünün geleceğe bağlanmasını tümden nostaljiye atıfta bulunmamakla kabul edelim. Hazırlığın hep düne bakılarak belirleneceği yerde öznelliğin çürümediğini kim, hangi kanıyla savunabilir? Arkada kalmış filozofa, şaire, aydına, bileme takılı kalıp bugünün şiirini kaçırıyor olmamız, bugünün dinamiğini koruyan fikir ve sanata göz kapatmamız, ne kadar inkâr edilirse ve “ama şu”, “ama şöyle”ler sunulursa da geçmişin uğultusundan kurtulmamamızla ilişkili. Geride koskoca bir boşluk formunun peşimizi bırakmadığını ileri sürüyor olduğumu varsayan birine, dur, vazgeç bundan diyemeyeceğim. Çünkü çoktan bu kişi de nostaljinin pornografisinde rolünü ezberlemiş, yarın tekrar çıkacağı sahnede geçmişi alkışlamakla kalacak, bugünden habersiz, yarının başında duracak şüpheyi kendinde yer edindiremeyecek.

Ama yine de geçmişin eskizlerinin etkisinden kurtulamayacağımızı biliyor, dolasıyla dünden alınanın da bugünle yarına geçenin de eskizden ibaret olacağına atıfta bulunuyorum. Zaman hikâyesinde baştakilerin ya da sondakilerin değil, ortada kalanların kahraman olacağı yine hiç meselesi. Öyleyse batmaya, kazanmamaya, zamana direnmemeye özen göstermeli. Süreç denizinde hepimiz boğulacağız sonuçta.

Bakkal

Türkiye bakkal olmaktan vazgeçmiyor – nostalji nüfusu çok. Dolayısıyla bilim aksıyor. Sanat, eğitim tümseklerinde atlayabilmek, ilerleyen bir çağdaş olmak çok zor. Taşralılar romantik birer kırılgan, kentliler ise nihilizm bunalımı içinde. Doğrusu bu durum dünya adı altında toplandığında da aynı (eksik ihtimalle) – tek farkla: Batı otantik olana sahip çıkmakla yetiniyor, Doğu ise onu işlevsel hale getirip bugünü küle çeviriyor. Ateş imgesi “şimdi” ile bağdaşır diyebilirim, öyleyse, yanmak gavurun işi, külleri karıştırmak Orta Türkiyelinin.

Bakkal kodu deyip geçmek bir tür bakamamayı mimler! Bu kodu Rönesans dönemindeki asilin burjuva kavramına transfer olmasına kadar, oradan ilk yerleşik hayata geçen toplulukların panayırlarına kadar taşıyabiliriz, ama bu, Orta Türkiye’ye bakmaktan uzaklaştırabilir, şimdi.

Çemberi daraltayım, bakkal olmaktan cayan bir süpermarket zinciri göremeyiz. Örneğin Macro Center müdürleri hâlâ Anadolu insanına özgü karşılama töreni sergiler. Mesai saatleri içinde marketin girişinde dururlar, müşteri memnuniyeti için – yağlı zenginler için. Hayır, sadece kapitalizmin ön koşulu olarak değil, bakkal formundan çıkamadığı için eskinin anıtı olarak dikilmeye zorlanır bu ete kana bürünmüş figür.

Kurbanlığı kabul ederek diğer örnekleri oluşturan katmanlarda rol oynayacak müdür diyelim ki evli. Ezberlediği nostalji pornografisindeki rolü çocuğuna, çocuğu büyüdüğünde eşine miras kalmaz mı? Kalır. Tekrar edip duracak olan bu pornografiye miras gözüyle bakmamayı yeğlerim, diyecek olan şimdinin mahremini nasıl korusun? Korunaklığı çürümüşe “Her çağın uğradığı mutasyona ayak uydurmalı. Önüne geçilemez mutlaklık: Uygarlığın kanunu toplumun değer yargılarını parçalar. Kişinin biyolojisini müzeye çeviremeyiz. Bugünle kişide diktasını doğuran, yeni şekliyle zihnin kimyasına, oradan bedenin her yerine dağılan uygarlığın önüne kimse geçemez.” denilebilir.

YORUM

WORDPRESS: 0