Mahmut Aksoy "Mağdurluğun Özerk Cumhuriyeti" başlıklı yazısıyla Edebiyat Daima'da. Aksoy; kültür, sanat edebiyat gündemine dair yazılarıyla her perşembe Edebiyat Daima'da olacak.
Mahmut Aksoy | Mağdurluğun Özerk Cumhuriyeti
Üç ay önce not almışım: “Onlar: Mağdurluğun Özerk Cumhuriyeti’ni kurmak isteyenler. Mağdur olmayı bekleyenler, sonra bu mağdurluktan kendilerine pay çıkarmakla ömürlerini geçirenler, henüz mağdur olmayanlara mağdur olmayı dikte edenler, asıl mağdurların yerini sahte mağdurların aldığı.” Onlar’akimleri sığdırabilirim? Onlar zaten o yakın duran şüphemiz altında ezilmeyen, uzak tarihten beri hep değişen hantal ve çirkin, kirli bir damar yığını. Öyle ki müstakil olana da sıçradılar. Sahte mağdurlar, mağduriyetin işine nail olmadan yer edinmeyi küfür sayarlar kendilerine. Peki akılları bu gürültü haritasında kaybolmayı nasıl göze alıyor? Oysa akılları başlarında ev değil, oda olsa oturur biraz sahte mağdurluklarına çalışmazlar mıydı? – Çalışırdı. Ama onlara vızıltı lazım gibi geliyor bana, gereksizlik vitrinleri, en çok da yararsızlık ve boşluk sokağı…
Ülkemize bakalım. Halktan yana olduğunu (aslında değil) göstermek için hakkında yalan yakalama haberleri yaptıran şairi mi deriz, para havuzunda yüzenlerin kamera karşısında yıl içi hasadın çok kötü olduğuna dair ucuz üzünçleri mi, ayaküstü bir yere uğrar gibi yazdıklarıyla edebiyat kazısı yaptığını zannedenlerin iyi edebiyat insanlarına mağdur maymunluğu yaptığı mı? Deriz de deriz. Ucu açık mağdur pi sayısı.
Notlarımdan uzaklaşamam. Uzaklaşsam da notlarım bana yaklaşır. Konuya ilişkin diğer notumla devam edeceğim (bunun tarihini yazmamışım): “Bir kelime, özellikle zaman içinde güç kazandığında insanların içinde hayalet gibi gezinir. Onu, sadece kalabalığın içinde aramaya koyulanlar görür. Eylemlere sirayet eden kelime kalabalığın kendisi olma özelliği taşıyınca, onu bulanların – bedene, ruha o kadar yapışmıştır ki kelime – simge olarak göstermesi çok güçtür. Bu noktada mağdur maymunluğu oynayanların dansına katılmayan kişinin Beati qui lugent* demesi bundandır.”
***
Yas tutmak içtenliği getirir beraberinde, kederin ortalığına boy göstermeyelim desem de. Bukowski’yi hatırlatayım: “İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar.” Biraz da bundan olsa gerek, hastanın kim hastalığın ne olduğunu kavrayamamış olmamız. Dikkate çekilmese de aşinayız. İnsanlar bebeklerinin onulmaz hastalıkları için internet üzerinden para arayışında. O annelerin – babaların ağladığı içler acısı videolarda çocuklarının sağlığına destek arayışı karşısında kim titremiyor? Diğer yandan ülkenin bir ilçesine-köyüne atanan öğretmenler öğrenci çocuklar için kitap, oyuncak kampanyaları düzenliyor. Bu iki örneğime vagon vagon adalet arayanlar, mağdur maymunluğu oynamadan acılarına sahip çıkacak yetkilileri arayan asıl mağdurlardır (binlercesi de var, buraya yazmakla sığdıramayacağım asıl mağdur). Sahte mağdurlar kül gibi bir üflemede dağılıyorlar. Onları aramak boşuna.
Soruyorum, yetkililerin el uzatması gereken olaylarda, krizlerde yoksul vatandaşın dayanışması nereye kadar çatlamış zemini bir arada tutar? – Bir müddet. Ülkenin genelinde Mağdur Ayıklama Operasyonları düzenlenmeli.
(*) “Ne mutlu yas tutanlara.”




YORUM