Erdal Noyan | Londra’da Shakespeare’i Ararken

ANA SAYFADeneme

Erdal Noyan | Londra’da Shakespeare’i Ararken

Daima Edebiyat yepyeni eserlerle yolculuğuna devam ediyor. Erdal Noyan "Londra’da Shakespeare’i Ararken" adlı denemesiyle Daima Edebiyat'ta.

GÜNLERİN ARDINDAN KALANLAR – II
İspermeçet Balinaları Üzerinden Varoluşumuzun Zorunlu Bağları
Ali Gezginci | Günlerin Ardından Kalanlar

Londra’da Shakespeare’i Ararken
Erdal Noyan

Belleğimi yokluyorum, İspanyol edebiyatında Miguel de Cervantes Saavedra, İtalyan edebiyatında Dante Alighieri, Alman edebiyatında Johann Wolfgang von Goethe, Fransız edebiyatında Victor Hugo, Rus edebiyatında Lev Nikolayeviç Tolstoy en beğendiğim edebiyatçılardır diyebilirim.

İlk anımsadığım Britanyalı edebiyatçılar William Shakespeare, Charles Dickens, Arthur Conan Doyle, Agatha Christie, George Orwell oldular.

Şimdi onların bir zamanlar yaşam sürdükleri Londra’dayım.

Charles Dickens, 1812-1870 yılları arasında yaşayan İngiliz yazar. En bilinen eserleri Türkçeye Büyük Umutlar, David Copperfield, İki Şehrin Hikâyesi, Oliver Twist adlarıyla çevrilen romanıdır.

1859-1930 yılları arasında yaşayan İskoçyalı edebiyatçı Arthur Conan Doyle, ünlü dedektifi Sherlock Holmes’le bilinir. Eser kişisinin bilinirliğinin yazarını aştığı örneklerden biridir. Dedektif Holmes’un arkadaşı Watson bile kanımca hayli eser yazan Doyle’dan ünlüdür.

Agatha Christie, polisiye edebiyatın kraliçesi. 1890-1976 yılları arasında yaşadı. Okumadığım romanı, hikâyesi kalmamıştır. Türkçeye çevrilen kitaplarından bazıları Acı Kahve, Bağdat’a Geldiler, Beş Küçük Domuz, Cinayet Alfabesi, Doğu Ekspresinde Cinayet, Elmayı Yılan Isırdı, Gece Gelen Ölüm, Nil’de Ölüm, On Küçük Zenci, Ölüden Mektup Var.  Özel dedektif Hercule Poirot’ya ve meraklı teyze Mis Marple’la çözdürür cinayetleri.

George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Hayvan Çiftliği adlı romanların 1903-1950 yılları arasında yaşayan büyük yazarı. Paris ve Londra’da Beş Parasız, Burma Günleri, Katalonya’ya Selâm, Daralma, Aspidistra gibi yapıtlar da kaleme almıştır. (Ansızın Sonrası adlı kitabımda Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Hayvan Çiftliği adlı romanlarını irdelemiştim.)

İngiliz edebiyatçılar arasında başı Shakespeare (Şekspir) çeker sanırım.

16’ncı yüzyılın son (1564), 17’nci yüzyılın ilk yarısında (1616) yaşadığı benimsenen ve “olmak ya da olmamak, mesele bu” repliğinin geçtiği Hamlet, Kral Lear, Romeo ve Juliet, Julius Sezar, Othello, Macbeth, Venedik Taciri ve başka yapıtlara imza atan şiir (sone) ve oyun yazarı William Shakespeare İngilizlerin en önemli edebiyatçısıdır. 

Ferit Edgü’nün Tüm Ders Notları kitabında, “Ben bir sözlüktüm, diyebilecek bir tek yazar tanıdım: Shakespeare.” sözcükleriyle övülür.

Neyzen Tevfik’in 1921 yılında kaleme aldığı Şekspir başlıklı şiirinde, “Şekispir’in bütün asarına (eserlerine) değil, birine/ Feda imiş Britanya o hikmet efserine (tacına)” dizeleriyle yüceltilir.

Shakespeare diye birinin yaşamadığı, imzasını taşıyan eserleri Francis Bacon’un ya da Christopher Marlowe’un yazdığı ileri sürülmüş.

(Bacon, 1561-1626 yılları arasında yaşayan felsefeci, hukukçu ve yazar bir İngiliz. Marlowe, 1564-1593 yılları arasında yaşayan İngiliz şair ve oyun yazarı.)

Enelhak başlıklı yazısına “William Shakespeare yaşadı mı?” tümcesiyle başlayan ve konuya dalmayan İlhan Selçuk’a göre, “öyle de olsa, böyle de olsa, Şekspir varlığını sürdürüyor, hayatımızı etkiliyor.”

İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında, “tüm dünya edebiyatının en büyük tiyatro yazarı” dediği otuz dört oyuna imza atan Shakespeare’e geniş yer ayıran Mine Urgan’sa sert tepki koyarak, “hem biçim hem de öz açısından şiir” olan oyunları başkasının yazdığını “ya bilgisiz ya şarlatan ya da dengesi bozuk kişiler” uydurmuşlardır.

Kırk dolaylarında eser kaleme almış yapıtlarından bazılarını yazıldıkları yıllarla birlikte Antonius ve Kleopatra’ya Cevza Sevgen’in yazdığı Giriş yazısından aktarmak isterim: Henry VI 1-2-3 (1589–1592), Richard III (1593), Kral John (1590–1594), Romeo ve Juliet (1594-1596), Richard II (1595), Henry IV 1 (1596-1597), Henry IV 2 (1597–1598), Henry V (1598–1599), Julius Caesar (1599), Hamlet (1600–1601), Othello (1602–1604), Kral Lear (1605–1606), Macbeth (1606) Antony ve Cleopatra (1606-1607), Henry VIII (1612–1613).

Londra’da daha ilk gün Soutwark ilçesinde London Bridge İstasyonu’ndan kıyıya inip dolaşırken Shakespeare Tiyatrosu’nu (Shakespeare’s Globe) gördüm.

Thames Irmağı’nın güney kıyısında, New Globe Walk’ta. Southwark Köprüsü’yle Milenyum Köprüsü’nün arasında. Çimenlerinde insanların uzandıkları Tate Modern adlı sanat galerisinin komşusu. 1599 yılında Kraliçe Elizabeth baştayken yapılanın 1997 yılı Haziran ayında açılan meşeden ve sazdan kopyası. Shakespeare’in de paydaş olduğu Tiyatro üç bin kişilikmiş.

Londra’da Shakespeare’le ilgili neler var merakıyla iz peşine düştüm.

Diğeri de çok yakınımdaydı. Southwark Piskoposluğu’nun Başkilisesi Souhtwark Katedrali’nin içinde.

1954 yılında yapılan ve Shakespeare’in eser kişileriyle rengârenk süslenmiş üç bölümlü vitray pencerenin altındaki girintide Bankside’nin çayırında dinlenen Shakespeare 1912 yılında alçıyla betimlenmiş. Sağ elinde bir bitki. Sanatçı’nın genç yaşta ölen kardeşi Edmund’sa bağlısı olduğu Katedral’de gömülü.

Üçüncü iz de Southwark’ta, Shakespeare Globe yakınında.

Bankside’nin Clink Caddesi’nde Shakespeare’in duvar resmi (William Shakespeare mural).

Sol elinde kafatası tutuyor. Sağ elinde kuştüyünden kalem.

1973 doğumlu Avustralyalı ressam Jimmy C. (James Cochran) 2016 yılında Shakespeare’in 400’üncü yılı kutlamaları çerçevesinde duvar sokak resmini yapmak istemiş, izin verilince isteğini gerçekleştirmiş.

Bir Shakespeare heykeli de Trafalgar Meydanı’na yakın bir yerdeki Leicester Meydanı’nda.

London Bridge İstasyonu’nda metroya binerek Charing Cross İstasyonu’na gittim, geri kalan yolu yürüyerek tamamladım.

Shakespeare, çevresi çiçeklerle süslenmiş havuzlu (çeşmeli) bir kaidenin üstünde ayakta duruyor. Sağ eli çenesinde. Sol elindeki kâğıtta, “Karanlık yoktur, cehalet vardır.” yazıyor. İlgili bilgiler mermerinde yazılı.

Meydan’ın 1874 yılında yerleştirilen Shakespeare Heykeli’ni gölgede bırakan şaşırtıcı bir konuğu daha var. Bir bankta oturan temiz yüzlü, iyi giyimli adam içtenlikle gülümsüyor.

Sanki herkese moral vermek istiyor. Akşamüzeri Şekspir heykelinin olduğu bahçede Bankta bir adam oturmuş. Dizlerini birleştirip ayak uçlarını iki yana açmış. Ellerini birleştirmiş. Sıcak bir şekilde gülümsüyor. Takım elbiseli, kravatlı, temiz yüzlü.

Bugün New Inn Yard’daki Shakespeare heykelini görmek istedim.

Bunun için Milenyum Köprüsü’nden kuzeye geçip hayli yürümem gerekti. Erkenden yola koyuldum.

Shoreditch semti sınırlarına giriyorum.

Çevredeki duvarların çoğunda grafitiler. Önlerine çöp kutuları konulmuş duvarlar bile grafiti tuvali olmuşlar.

Burak’tan edindiğim bilgiye göre İngiltere’de bu işin ustası Banksy adlı biriymiş. Genellikle siyasal grafitiler üreten Sokak Sanatçısı Banksy’nin gerçek ya da açık kimliği bilinmiyor. İş başında da görülmemiş. İlginç resimlerden biri mavi zemin üstünde namlusu yere eğilmiş bir tankı taşıyan traktör. Duvarın maviye boyalı alt yarısında: “Ukrayna’da traktörlerin kısa tarihi”

Mehmet Tez, Milliyet Gazetesi’nin 2010 yılı Ekim ayının 16’sında Banksy Diye Biri başlığıyla yayımlanan yazısında, “Otoriteyle izinle işi yok. Gidiyor ve yapıyor. Kimse tipinin neye benzediğini bilmediğinden engel olmak da zor.” der.

New Inn Yard’da, Shakespeare Heykeli’nin (Shakespeare Statue Shoreditch) yanındayım.

Solundaki duvarı dolduran resimler hayli göz alıcılar.

Shakespeare, bir bankın ucunda oturmuş, elindeki kuş tüyü kalemle sol elindeki kâğıda bir şeyler karalıyor.

Çevresini çocuklar sarmışlar. Heyecanlı bir anlatıcı el kol hareketlerini de katarak anlatıyor. Çocuklardan fırsat bulup ben de oturuyorum, Shakespeare’i başarısından dolayı kutluyorum!

Dönüş yolunda Spitalfields semtinde karşıma bir fil sürüsü çıkıyor!

Umut Sürüsü (Herd Of Hope) başlıklı afişten bilgi ediniyorum: Umut Sürüsü Spitalfields Pazarı’nda dolaşan gerçek boyutlu fillerden oluşan bir aileymiş. Yirmi yavru filden her biri Spitalfields Yaban Hayatı Vakfı’nın bakımındaki gerçek filleri simgeliyormuş.

Ayaklarının dibinde her bir filin özellikleri belirtilmiş. Örneğin Kiasa dişiymiş, 2017 yılı Nisan ayının 15’inde doğmuş, yetimmiş, Ekim ayının 30’unda kendini besleyemeyecek durumdayken iki yabanî boğayla görülmüş, kurtarılmış. Malkia da dişiymiş. 2016 yılı Mart ayının 12’sinde doğmuş, yetimmiş, veteriner annesini iyileştirememiş, Eylül ayının 16’sında kurtarılmış. Musiara erkekmiş, 2016 yılı Aralık ayının 03’ünde doğmuş, yetimmiş, 2017 yılı Ocak ayının 14’ünde kurtarılmış, yalnız ve tükenmiş bir durumda bulunmuş.

Gillie’yle Marc’ın adı sanatsal temsilci olarak burada da geçiyor.

Yüksek kaidenin üstünde bembeyaz bir keçi duruyor. Neden duruyor bilemedim.

Göğe doğru sivrilen Spitalfields Mesih Kilisesi’nin uzağındaydım, şimdi yanına geldim.

Christ Church (Mesih Kilisesi) 1729 yılında açılan, 1004 yılında kapsamlı bir onarım gören beyaz bir Anglikan kilisesi. Kapısı düğünler, yemekler, konferanslar, toplantılar, partiler için açıkmış. Zarif bir tapınak.

Brushfield Caddesi’ndeyim.

Karşılıklı dizilmiş yemek istasyonları. Sol en baştaki Meksika. Sağ baştakinde Doğu Afrika istasyonu (Halal) yazılı. Sokak tıka basa dolu.

Hangi türün canlısı, hangi ırkın insanı olursa olsun beslenmeden yaşayamıyor.

YORUM

WORDPRESS: 0