Ali Gezginci, "Günlerin Ardından Kalanlar" başlıklı deneme serisinin ilkiyle Daima Edebiyat'ta.
GÜNLERİN ARDINDAN KALANLAR – I
Ali Gezginci
Entelektüel uğraşları olan insanların muhakkak bir not defteri vardır. Gündelik hayatından, okuduğu kitaplardan, izlediği filmlerden aldıkları notlar Süheyl Ünver’in dediği gibi medeniyetimizi oluştururlar. Büyük yazarların aldıkları notlar ya da karalamalarının medeniyetimize katkıları böylece ortaya çıkar. Not almanın önemini de burada anlatmamıza gerek kalmaz. Zaten bunun cevabı çoktan verilmiştir. Kendi açımdan bu düşünceler etrafında ve özellikle de Süheyl Ünver’e olan hayranlığım not almaya verdiğim önemi artırdı ve bu notaya getirdi. Sizler de kabul ederseniz iki haftada bir olmak üzere buradan “Günlerin Ardından Kalanlar” başlığı altında notlarımı paylaşacağım. İstifade eden olursa bahtiyarlığı bu fakire yeter de, artar bile…
ALAÜDDEVLE’NİN DİLİ OLSA DA KONUŞSA, KİM BİLİR BİZE NELER ANLATACAK?

Mitat Enç’in eserlerini okuyanlar için Gaziantep’in Uzun Çarşı’sının ayrı bir yeri vardır. Gaziantepli olmayanlara da, Uzun Çarşı’yı görmeyenlere de Enç kelimelerle bir tuvalin verebileceği mükemmellikte tasvir eder buraları. Benim gibi Gaziantepli olup da çocukluğundan biriktirdiği anılarla Enç’in eserlerine bakanlar için bambaşka duygular oluşur, Enç’in büyülü girdabına dâhil olursunuz. Ki bende öyle oldum. Çocukluğumdan bugünlere kadar Uzun Çarşı ve çevresine her gidişimde, Alaüddevle (Bozkurt Bey) Camii’ne her bakışımda derin bir hissiyata bürünürüm. Gaziantep’in en güzel camilerinden olan Alaüddevle Camii’nin bir diğer manası da şehrin tarihine olan şahitliğidir. “Ah! Bir dili olsa da konuşsa, neler anlatacak!” dedikleri gibi Alaüddevle’nin bir dili çözülse Gaziantep’in de tarihi sırları açığa çıkacakmış gibi gelir bana. Hatta Alaüddevle’nin gözünden bir tarih yazmayı bile düşünmüyor değilim. Sırlardan bahsettiğimiz noktada Alaüddevle’den Boyacı Camii’ne giden tarihi caddenin eski adı kendisini gösterir. Bu caddenin bugünkü adı tek parti devrinde Gaziantep’te uzun yıllar belediye başkanlığı yapan Hamdi Kutlar’dır. Diyebilirsiniz ki, bunun sırrı nerededir? Sır, bu caddenin eski adı olan Teftiğin’dedir. Bu tarihi caddenin ismi Gaziantep’te bugün sadece ismine erişebildiğimiz Teftiğin Değirmeni’nden gelmektedir. Kelimenin Ermenice olduğuna dair bir inanç olsa da, aslında, Selçuklu komutanlarından Tuğtekin Bey’in isminin bozulmuş hali olduğuna dair güçlü deliller vardır.
ONLARIN DA ADI VARDI!

Millî Mücadele’miz ile ne kadar övünüyoruz değil mi? Tabii, övünelim. Bağımsızlığımız için canlarını feda eden, bizlere bu vatanı bırakan kahramanlarımızla iftihar edelim. Ama isimlerini de bilelim. Bu mücadeleyi verenleri tanıyalım. Uzun zamandır Antep Savunması özelinde Millî Mücadele ile ilgilendiğimden dolayı yüzlerce, binlerce isimle karşılaştım. Beni dehşete düşüren konu aradan yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu isimlerin büyük çoğunluğunun tanınmıyor olması oldu. Bir örnek olarak, tesadüfen ismine denk geldiğim Münir Hüsrev Göle’yi verebilirim. Münir Bey, Millî Mücadele döneminde Birecik’te kaymakam olarak görev yapmış. Görevi esnasında böyle bir mücadelenin ortasında kalınca direkt aktif bir rol almış. Birecik’te “Müdafaa-i Hukuk” teşkilatını kurmuş. Bu faaliyetleri neticesinde İstiklal Madalyası dahi almış. İşin daha da ilginci CHP’nin 9 kurucusundan birisi olmuş ve İçişleri Bakanlığı yapmış. Böyle önemli vazifelerine rağmen kısacık bir biyografisinden başka bir bilgi yok. Olması gereken bu mudur? Futbolcuların bile heykeli dikilirken Münir Bey gibi binlerce kahramanımıza gösterdiğimiz hürmet bu mudur? Burada bizim öz eleştiri yapacak bir özelliğimiz daha ortaya çıkıyor: vefasızlık. Hamaset konusunda liderliği elden bırakmadığımız gibi vefasızlık konusunda da bayrağı kimseye devretmiyoruz. “İsimsiz Kahramanlar” deyip geçiştiriyoruz. Türk milleti için canlarını feda edenler için sadece bu tanımın arkasına sığınıyoruz. Fakat unutmayalım isimsiz olarak nitelediğimiz bu insanların da birer adı, hayali, aşkı, ailesi vardı. İsimsizleri isimli hale getirmek bizim elimizde. Konforlu hayatlarımızdan hiç olmazsa bu gayret onlara çok görmeyelim.
ENTELLERE(!) KARŞI ALERJİMİZ Mİ VAR!
Geçenlerde sosyal medyada çok izlenen bir dizinin bir kesitine denk geldim. Burada dikkatimi çeken ifade şu oldu: “Entel, entel hareketler yapma! Entel misin oğlum sen!” Bu ifadeyi muhakkak gündelik hayatımızda da duymuşuzdur. Repliği duyunca toplumumuzda entelektüellere karşı bir alerjinin olduğunu düşünmeden edemedim. Entellere(!) karşı olumsuz bir algının olduğu muhakkak. Zaten senaristlerde bu sebeple böyle bir repliği yazmış olmalılar. Entelektüel olmak toplumumuz tarafından zayıflık, zayıf erillik ve özellikle de toplumdan uzak olmanın tanımı olmuş gibi. Evet, bu algı yanlış. Ama sadece toplumun genelinin böyle düşünmesinde entelektüellerimizin de bir katkısı yok mu?
“KİTAP OKUSAM DA KİTABA PARA VERMEM”

Kültür ortamlarının içerisinde uzun zamandır vakit geçirince bazı çıkarımlar kendiliğinden oluşuyor. Benim gibi kültürle ilgilenenlerin (dergi çıkaranların, yayınevlerinin, yazarların vs.) duydukları bir ifade var: “Kültür işleri öldü kardeşim. Kimse kültürle ilgilenmiyor ki kültür ilerlesin.” Böyle söyleyenlere baktığımızda ezici bir çoğunluğu kültür işlerine destek vermeyenlerdir. Sadece manevi destekten bahsetmiyorum. Kimse kabul etmese de bu işin bir de maddi tarafı var. En basitinden kendi şehirlerinde çıkan dergiye abone olmaz, yazarın kitabını almaz, kültür programlarına katılmaz. Ama ona göre kültür işleri yapılmıyordur. Bu noktada şuna dikkat edelim: Nasıl bir fırından ekmek alırken fırıncıya “Allah senden razı olsun. Büyük hizmet yapıyorsun, karnımızı doyuruyorsun” diyerek ücretsiz ekmek alamıyorsak bir dergiyi, bir kitabı alırken de aynı şekilde yaklaşmalıyız. Bu işlerle uğraşanlar eğer kültür işlerinden hayatlarını kazanabilseler işte o zaman kültür işleri nasıl ilerliyor, görürüz.



YORUM