Şölen’de Aşk ve Dostluğun Felsefi Işığı: Birlikte Var Olmanın Erdemi Üzerine

ANA SAYFADeneme

Şölen’de Aşk ve Dostluğun Felsefi Işığı: Birlikte Var Olmanın Erdemi Üzerine

Güllü Zabunoğlu, Platon'un Şölen adlı eserinden hareketle yazdığı "Şölen'de Aşk ve Dostluğun Felsefi Işığı: Birlikte Var Olmanın Erdemi Üzerine" yazısıyla Daima Edebiyat'ta.

Faik Öcal | Haber Güvercinleri
Havanur Taflan | Yaşamdaki Nirengi Noktamız
Muhammet Erdevir | Eskiyor Taş Duvar

Şölen’de Aşk ve Dostluğun Felsefi Işığı: Birlikte Var Olmanın Erdemi Üzerine
Güllü Zabunoğlu

Platon’un Şölen adlı eseri, felsefi bir tartışma metni olmakla birlikte insan ruhunun en eski ve en evrensel meseleleri olan aşkı, dostluğu ve güzelliği birlikte sorgulayan bir düşünce metnidir. Bu eser, sadece bireyler arası çekim ya da duygusal bağları değil, insanın kendini tanıma, başkasında yücelme ve hakikate doğru birlikte yürüme serüvenini konu alır. Şölen, benim için salt bir diyaloglar dizisi olmanın ötesinde aşkın ve dostluğun, düşüncenin ve arayışın birlikte harmanlandığı felsefi bir edebiyat metnidir.

Eserde Sokrates’ten Aristophanes’e, Alkibiades’ten Phaidros’a kadar uzanan çeşitli figürlerin aşk üzerine yaptığı konuşmalar, aslında hem dostluk hem de aşkı bir bütün olarak ele alır. Bu konuşmalar, insanın içsel eksikliğini, tamamlanma arzusunu ve yüce olanı arama gayretini dile getirir. Platon’un, aşkı bedenden ruha, duyusaldan düşünsel olana doğru bir “yükseliş” olarak tanımlaması, hem aşkın hem de dostluğun zamanla olgunlaşan, derinleşen bir deneyim olduğunu düşündürür. Gerçek aşk gibi gerçek dostluk da, ortak zevklerden değil; birlikte düşünebilmekten, birlikte susabilmekten ve aynı hakikati özleyebilmekten doğar.

Bu bağlamda özellikle Aristophanes’in anlattığı o mitolojik hikâye —insanların bir zamanlar küre biçiminde bütün varlıklar olduğu ve tanrılar tarafından ikiye bölündüğü—, aşkın ve dostluğun temelinde yatan “eksiklik” hissine dikkat çeker. Bu anlatıya göre, her insan ömrü boyunca kaybettiği yarısını, yani onu tamamlayacak olan öteki’ni arar. Fakat belki de Aristophanes’in bu şiirsel anlatımı, gerçek anlamda aradığımız şeyin sadece bir başka beden değil, bizim içimizde eksik kalan anlamın ta kendisi olduğunu imler. Aşk burada sadece bir kişiye duyulan özlem değil, bütüne duyulan özlemdir. Dostluk ise bu özlemi paylaşabilme kudretidir.

Diotima’nın Sokrates’e aktardığı “aşkın basamakları” anlatısı, aşkın bedensel güzellikten başlayıp ruhsal ve entelektüel güzelliğe, oradan da “bizzat güzelliğin kendisine” ulaşan bir yolculuk olduğunu ortaya koyar. Bu anlatı, aşkla dostluğun nasıl iç içe geçtiğini de gösterir. Bir insanı sevmek, sadece onun bedeniyle ya da sohbetiyle değil; onunla birlikte daha yüce olana yönelmekle, düşünceye ve anlam arayışına birlikte adım atmakla ilgilidir. Dostluk bu anlamda, aşkın bir devamı ya da aşkın daha sessiz, daha düşünsel bir biçimidir.

Şölen’deki karakterlerin her biri, aşkı kendi deneyimlerine göre tanımlar. Phaidros için aşk, insanı yücelten bir cesaret kaynağıdır. Aristophanes’e göre, aşk varoluşsal bir eksikliğin sonucudur. Sokrates içinse aşk, Diotima’dan öğrendiği gibi, ölümsüzlüğe duyulan arzunun bir tezahürüdür. Bu çok katmanlı anlatılar, aşkın yalnızca romantik bir duygu olmadığını, aynı zamanda bir felsefi arayış, bir varoluş şekli olduğunu ortaya koyar.

Alkibiades’in Sokrates’e duyduğu aşk ise, bedensel arzunun ötesinde, bir hayranlık ve dönüşüm arzusudur. Sokrates’in suskunluğu, bilgeliği ve dinginliği karşısında büyülenen Alkibiades, aslında aşk yoluyla kendi eksikliğini fark eder. Bu anlatı, benim için aşk ile dostluğun kesiştiği en ince çizgide durur. Gerçek bir dostu ya da sevgiliyi sevmek, sırf onunla vakit geçirmek değil; onun hakikatine temas etmek, o hakikatin içinde kendini dönüştürebilmektir.

Günümüz dünyasında dostluk ve aşk, giderek yüzeyselleşen, hızla tüketilen kavramlara dönüşüyor. Herkesin “yakın” olduğu ama kimsenin kimseyi tam anlamıyla tanımadığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden Şölen’i tekrar tekrar okumak, benim için bir tür içe dönüş, bir anlam arayışı, bir yavaşlama pratiğidir. Çünkü Platon’un bu eserinde anlatılanlar, sadece iki insan arasındaki bağlar değil; insanın kendine, hakikate ve evrensel güzelliğe açılan bir kapıdır.

Şölen bana aşkın ve dostluğun yalnızca duygusal değil, aynı zamanda felsefi bir sorumluluk olduğunu düşündürüyor. Bu sorumluluğu taşımak kolay değil. Ama belki de anlamlı olan hiçbir şey kolay değildir. Gerçek dostluk da, aşk da ancak birlikte düşünebilmekten, birlikte yanılmayı göze alabilmekten ve aynı güzelliğe doğru yürüyebilmekten doğar.

YORUM

WORDPRESS: 0