Feride Bozkurt, "İçindeki Işığı Keşfet: Fer Dizisi Üzerine" başlıklı incelemesiyle Daima Edebiyat'ta...
İçindeki Işığı Keşfet: Fer Dizisi Üzerine
Fazilet Bozkurt
Kadınlar başına gelenlere sabreder, üzerine düşen görevleri yerine getirir, didinir, çabalar ama ışığının sönmeye başladığını hissederse gemileri yakmaktan çekinmez. Bu hale geldiyse ne yeniden verilen sözler ne davranışlar onu yolundan döndürebilir artık. Ona çizilen sınırları aşıp yeniden parlamak için önce kendini, sonra etrafını yeniden inşa eder. Ferinin sönmesine izin vermeyen her kadın güçlüdür.
Makyajsız bir yüz, diz altı bol etekler, hâkî hafif şişme kapüşonlu bir mont giyen Dilek çocuklarını okula yetiştirme telaşında ve okula gitmenin önemini kızına anlatmaya çalışan bir anne olarak çıkıyor karşımıza. Aynı gün kendi parasıyla aldığı araçta korsan taksi sürücüsü olarak çalışırken arabasının bağlanmasıyla zaten zor durumdaki hayatı içinden çıkılmaz dolambaçlı yollara giriyor.

Olay, günümüz İstanbul’unun sıradan mahallelerinden birinde, eski bir apartman dairesinde iki çocuğuyla yaşam savaşı veren Dilek ve onun yasal olmayan işlere karışması üzerine kurulmuştur. Bütün evlilikler şarkıdaki gibi “Evli, mutlu, çocukluuu” olamıyor. Kocası Ahmet, Dilek’i aldattığı için boşanma arifesindedirler. Sorumsuz, bir iş yapmayan buna rağmen Dilek’in annesi ve babası tarafından el üstünde tutulan bir damattır. Bunda kayınvalidenin yaptığı yemekleri övmesinin, kayınpederiyle ortak noktaları olmasının etkisi büyük. Kendisini mağdur gösterir, boşanmayı isteyen Dilek’i ortada bir sebep yokken ayrılmakla suçlar. Aldattığını kabul etse de bu ona göre önemsiz bir durumdur. “Canınınız istemiyorsa okula gitmeyin” diyerek çocukların gönlünü fetheder. Boş gezenin boş kalfasıdır, ailesinin ihtiyaçlarını gidermek gibi bir derdi yoktur. Oğlu bilgisayarının değişmesi gerektiğini annesine söyler, babanın umursamayacağını bilir. Ahmet vakti çok olduğundan kızının okuldaki maçına gider, iyi baba rolünü başarıyla yerine getirir. Dizi bu sorumsuz, çalışmayan baba ve çocuklarının ihtiyaçlarını gidermek için çabalayan, hayatı problem çözmekle geçen annenin yurt dışına kaçak pırlanta taşıyarak daha çok para kazanmak istemesiyle karmaşıklaşır.

Dilek, kızının okulda maçı olduğu gün krem üreticisi olarak bildiği Şadi Uluslu’nun makam şoförü olarak Bulgaristan’a gitmiştir. Yaşadıkları yetmez gibi İstanbul trafiği de köstek olunca maça yetişemez ve başta kızı tüm ailenin triplerini çeker. Uykusuzluğunu, yorgunluğunu kimseye belli etmez. Korsan taksicilik yaptığı tespit edilince üç ay bağlanan arabasını ve yeni işini ailesine ve Ahmet’e söyleyememiştir. Ahmet taksiyi satıp yeni işi kurma bahanesiyle parasını almak ister, bu isteği yerine gelmeyince mahkemede nafaka ister dahası karısının korsan çalıştığını söyleyip kızının vekaletini ister. “Boşanacağım dersen her şeyin yarısı benim” diye ister. Hep ister ama bir şey vermez. Hamburger yemeye götürür ailesini, parayı işsiz Dilek’e ödetir. Hakkını teslim etmek gerekir daha önce çok sempatik rollerde gördüğümüz oyuncu (Ferit Aktuğ) bu kez oldukça itici bir karakteri güzel oynamış, bazen elimdeki çay bardağını kafasına atma isteği uyandırdı bende. Sudan bahanelerle çocukları okuldan almaya gitmeyen Ahmet, son dakika haber verince okula yetişme görevi yine Dilek’indir. Bu arada çocukların okulunun adının Fazilet Hanım olması da ilgimi çekmedi değil.

Taksinin bağlanmasıyla çözülen Dilek, patronu Şadi’nin illegal işlerinde yardımcısı olur. Şadi, Arapçada mutlu, gönül ferahlığı, memnunluk; İngilizcede Shady: karanlık işler yapan anlamına geliyor. Sanırım İngilizce anlamını düşünerek bu adı koymuş senarist (Devin Özgür Çınar). Şadi (Ertan Saban) yasal olmayan işler yapsa da itici gelmiyor, kibar bir karakter ama yedinci bölümde sertleşeceğinin işaretini alıyoruz. Dilek onunla çalışırken sürekli annesi arıyor, birçok sorumluluğundan birini hatırlatıyor. Kahramanımız iki arada bir derede koşturup her işe ve annesinin telefonlarına yetişmeye çalışıyor.
Bunca hayat gailesi içinde tek destekçisi, sırlarını paylaştığı arkadaşı Hilal. O da tek başına ayakta durmaya çalışan bir kadın. Minik lokantasının gelirinden çok gideri var. İlk kez bozuk bir musluğu tamir etmeye çalışırken görürüz onu. Gerçi musluğu elinden her iş gelen Dilek tamir eder. Pek iş yapmayan dükkânın masrafları da hiç bitmez. Yüksek elektrik faturasını dert edinirken fırın bozulur, müşteri zeytinyağlılar soğuk diye problem yapar. Bu iki kadın birbirlerinin, sırdaşı, destekçisidirler. Dilek, kanunsuz işlere karışsa da izleyici olarak ondan yana tavır alıyoruz. Dua ediyoruz yakalanmasın diye. Nitekim Dilek görünüşte kimseye zarar vermez, karıştığı karanlık işler hayatını bir süreliğine de olsa aydınlatır. İyi işlenen yapıtta karakter kötü olsa da izleyici ya da okuyucu ondan yana tavır alır. Suç ve Ceza’da katil Raskolnikov, hırsızlık yapan Robin Hood, Guguk Kuşu’nda Hemşire Ratched, Joker… Yönetmen Türkan Derya da oldukça başarılı bu konuda.
Karşıdakinin maddi durumunu düşünmeden tavsiyeler verir insanlar. Şunu al, bunu yap. Kadın marketten aldıklarının parasını ödeyemeyince deterjanı çıkarıyor. Hiç yabancı değil bu sahne bana. Öyle zamanlar olur ki temel ihtiyaçları bile sıralarsınız öncelikli alınması gerekenler, biraz daha bekleyebilecek olanlar, aylarca ertelenenler… Kimse bilmez hayat nasıl idame ettirilir, anneler ne fedakarlıklar yapar. Kızının öğretmeni onu bir pedagogla görüştürmesi konusunda ısrar eder. Deterjan alamayan, çocuklarıyla yeni bir hayat kurmak için taşındığı evdeki eski koltuğa mahkûm Dilek’i bu ısrar çaresiz bırakır. Bir ayağı kırık, kitaplarla desteklenen, oturunca içine göçen koltuk, artık ailenin de çöktüğünü gösterir.

Marka kıyafetlerle yalı ya da köşklerde emir veren, etrafındakilere tepeden bakan, bir partideymiş gibi evin içinde stilettolarla dolaşan dizi karakterlerinden sonra bizden biri Dilek’i görmek iyi geldi. Kadın sorunlarını, sorumluluklarını gündeme getiren dizi, diyalogların gerçekçiliği, oyuncuların doğallığıyla izleyiciyi kendi dünyasına kolayca çekiyor.
Velhasıl güçlü olmaya çalışan, hayata karşı tek başına direnen kadınların işi zordur bu dünyada. Son bölümün yayınlanmasını sabırsızlıkla bekliyorum. İnsan artık mutlu son istiyor. İçimize içimize çektiğimiz nefesler bizi boğmadan Dilek bir “oh” dese hepimiz derin bir nefes alacakmışız gibi.
Kısaca hayat karmaşasında ayakta kalmaya çalışan sıradan insanların anlatıldığı biraz Sait Faik öyküleri, çok para kazanma hırsıyla da bir parça Steinbeck’in “İnci”sini anımsatan dizi, günlük hayatın olanca gerçekliğiyle verilmesi, diyalogların sahiciliği, özellikle Melisa Sözen’in muhteşem oyunculuğuyla mutlaka izlenmesi gerekenler listesine alınmalı.



YORUM