Öykü editörümüz Serap Kılınçoğlu Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri serimiz kapsamında yazar ve şairlerle konuştu. Konuğumuz Mehmet Sezgin Sarı.
Bugün yazdığınız metinlere dönüp baktığınızda, çocukluk ya da ilk gençlik yıllarınızdan taşıdığınız hangi duyguların hâlâ satır aralarında yaşamayı sürdürdüğünü görüyorsunuz?
Çocukluğumun bir bölümü anne-babamdan ayrı geçti. Onların çalışmak zorunda olduğu kapital bir dünyada ben yazları anneannesiyle yaşamanın dayatıldığı bir çocuktum. Anneannemi çok seviyorum. Fakat o küçük çocuğun anne – babasından ayrıldığında duyduğu kırgınlığı unutmam. Bu, yazdıklarıma da yansıyor tabii. Bir şiirimde “…annemden ayrılalı unuttum nasıl dolar bir evin odaları…” yazmıştım.

Edebiyat yolculuğunuzun başında sizi etkileyen şair ve yazarlarla bugün yeniden karşılaşsanız, aynı etkileri hisseder miydiniz? Okurluk serüveniniz zaman içinde nasıl değişti?
Bu durum bende biraz farklı gelişti. Öğrencilik dönemimin başından sonuna kadar nasıl denk geldiyse öğretmenlerim şair/yazardı. Sadık Yaşar, Devrim Dirlikyapan, Elmas Şahin gibi isimler edebiyat yolculuğumun başlangıçlarıdır. İlk onlardan etkilendim. Hâlâ görüşürüm hepsiyle. Hâlâ hayranı olduğum kalemlerdir.
Yazmak sizin için daha çok bir ilham meselesi mi, yoksa düzenli ve disiplinli bir çalışma pratiği mi? Günlük hayatınızda yazıya nasıl yer açıyorsunuz?
İlham perilerine inanmıyorum. Yazma işi; okumak, farklı okumalarla düşün dünyamızı geliştirmek, biraz da yetenekle birleştirmek sanıyorum. Bir de mutlu şiire inanmıyorum. Şiir mutsuzluktan doğar. Bu etkenler birleşince ortaya güzel ürünler çıkıyor.
Günlük yaşamda, örneğin alelade yolda yürürken bile bir dize düşebiliyor aklıma. Her an cebimde bulunan not defterime, yani telefonuma not alıyorum o dizeyi. Zamanı gelince her dize şiirde kendine bir yer bulabiliyor. Çünkü her dize de aynı biz insanlar gibi kendi zamanını bekliyor.

Bir metin üzerinde çalışırken en çok hangi unsur üzerinde durursunuz: Dil, kurgu, karakter, atmosfer, ritim ya da başka bir şey?
Bir dilbilimci olarak “Elbette dil.” demek isterdim. Fakat şiirde, öyküde ya da romanda en dikkat ettiğim şey kurgu oluyor. Zihnin sihirli bir çalışma alanı kurgu. Yazarın hayal gücünün sınırsızlığı içinde kaybolmak beni çok etkiliyor.
Eserlerinizde cevabını aradığınız, fakat henüz tam olarak ulaşamadığınızı düşündüğünüz bir soru var mı?
Eserlerimde soruların cevaplarını aramaktan çok o soruların sonuçlarını verdiğimi düşünüyorum.
İçinde yaşadığımız çağın hangi yönleri sizi yazmaya teşvik ediyor, hangi yönleri ise yazarlık açısından sizi endişelendiriyor?
Çok kötümser düşünmek istemesem de çağın gerçekliği içerisinde zaman zaman umutsuz kalabiliyoruz. Bu da bizdeki duyguyu yazıya dökmek için ana sebep sanıyorum. Yazmasaydık çıldırır mıydık, yazanlar için cevabı evet olan bir soru bu. Bu soruya Devrim Dirlikyapan’ın bir dizesiyle cevap verirsem: “…artık beni bu çağdan topla kalbim…”
Son yıllarda yayımlanan edebiyat ürünlerine baktığınızda sizi umutlandıran eğilimler nelerdir?
Tür bazında cevaplamak yerinde olur diye düşünüyorum. Roman zaten sınırsız bir alan. Öyküde ise aynı temleri çokça gördüğümüz bu zamanda kendi sesiyle farklı söyleme sahip yazarları görmek, eser niteliğinin gelişimi açısından mutlu ediyor beni. Şiirde ise çağdaşım şairlerin kalıpları yıkan bir şiir anlayışı var. Öncekilere benzemeyen cümleler, daha basit görünen fakat gücü bu basitliğe gizleyebilecek yetenekler…
Günümüzde şairlerin ve yazarların görünürlüğü ile eserlerinin niteliği arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Sizce bu denge değişti mi?
🙂
Yazma serüveniniz boyunca düşünsel ya da estetik anlamda sizi dönüştüren bir kırılma noktası yaşadınız mı? Bu dönüşüm eserlerinize nasıl yansıdı?
Bir “kırılma noktası” diyebileceğim sürecim olmadı. Sadece, ilk kitabımın çıkması için çok hevesliydim. “Artık bir kitabım var.” diye bağırabilirdim o zamanlar. İlk kitabın acemiliğini zaman geçtikçe anlıyoruz. İnsan yaşadıkça değişiyor, dönüşüyor. Anladığımız ve yaşadıklarımızla harmanladığımız düşüncelerimiz bugünkü yazınımızı oluşturuyor.
Henüz kaleme almadığınız, fakat yazmadan edemeyeceğinizi düşündüğünüz bir karakter ya da tema var mı?
Kendi soyumun geçmişinde, tehcir zamanları bir Türk askeri ile bir Ermeni kızının aşkını anlatan gerçek bir olay var. Romanını yazmak için heyecanlanıyorum. Fakat uzun bir zaman daha bende demlenmesi gerekiyor bunun. O da zamanını bekliyor.



YORUM