Gülşah Ak, Bir Başka Tiyatro ekibi tarafından sahneye konan "Burası Burada Değil" adlı oyun üzerine yazdı.
Gülşah Ak | “Burası Burada Değil”den “Her Şey Yerli Yerinde”ye Yolculuk
Prömiyeri 27 Ekim 2019’da yapılan, Mehmet Fatih Eminoğlu tarafından yazılıp yönetilen ve birçok kez farklı sahnelerde oynanan “Burası Burada Değil” en son 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Bir Başka Tiyatro’nun samimi bir sahnesi olan Samimiyet Sahnesi’nde seyircisiyle buluşuyor. İki perdelik ve yaklaşık iki saat süren, yönetmenin de “Behçet” karakteri olarak yer aldığı oyunda “Hanım, Rezzan, Kâmil, Hostes Aslı, Emin ve Nejdet”in birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri ele alınıyor.
S. Kierkegaard’a göre “komik olan” hayatın her safhasında mevcuttur. Nerede yaşam varsa orada çelişki vardır ve nerede çelişki varsa, komik orada yer alır. Komedi yazarlığının ve çelişkileri aynı anda bir arada bulundurmanın güçlüğü düşünüldüğünde, oyun yazarının başarısı göz ardı edilemeyecek derecede önemlidir. Romalı komedya yazarları Plautus ve Terentius’un eserleri; hayatın gerçekliğinin, günlük yaşamdaki sahnelerle ve ev ilişkilerinde ortaya çıktığını gösterir niteliktedir. “Burası Burada Değil” oyunu da günlük yaşamdaki çelişkileri bir komedi unsuru olarak sunmaktadır.
Oyun, Behçet ve Hanım’ın ev içi hâllerini ve diyaloglarını yansıtan bir sahneyle başlıyor. Çocukları yurt dışında yaşayan bu çift, onları özlediğinden yakınıp duruyor. Bu ailenin birbirleriyle ve komşularıyla olan ilişkileri oyun kurgusunun odağında yer alıyor. Oyunun neredeyse her sahnesinde kapı çalınıyor ve eve gelen kişinin bakış açısıyla ilişkiler üzerine konuşuluyor, olması gerektiğine inanılan toplumsal kalıplar ironiyle birleşerek sunuluyor.
Rezzan, ailenin evlenmemiş olmaktan dolayı son derece mutsuz olan komşusudur ve sürekli yakındığı şey evinde bir erkeğin olmayışıdır. Hanım ve Rezzan arasında geçen diyaloglar toplumsal kabullerin, kadın- erkek rollerinin toplum tarafından belirlenişinin bir örneği olarak sunuluyor. Rezzan, ne olursa olsun evinde bir erkeğin olması gerektiğine, erkek olmadan bir kadının ayakta durmakta zorlanacağına vurgu yaparken, Hanım da evliliğin alında çok da kolay ve gerekli bir şey olmadığına vurgu yapıyor. Hatta Behçet ve Hanım aralarındaki tartışmalarda da evli olma durumundan sürekli yakınıyor. Buna rağmen oyun boyunca, Hostes Aslı’nın ve Hanım’ın kardeşi olan Kâmil’in evlenip yuva kurmaları gerektiğiyle ilgili sıklıkla telkinde bulunuluyor. Bu durum aklımıza Baudelaire’nin “Nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir.” sözünü getiriyor.

Oyunda kendinde olmayan şeye özenen ve onu elde edince mutlu olacağını sanan insanların yaşamlarından kesitler sunuluyor. Kâmil bu anlayışın dışında bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Geleneksel Türk tiyatrosundan bildiğimiz “külhanbeyi” havasını, çalışmaya karşı duran bir “Oblomov” edasıyla bozuyor. Kâmil adeta oyun boyunca arka planda inceden inceye işlenen kapitalist sisteme ve toplumsal dayatmalara bir direnişi simgeliyor. Behçet, Kâmil’in çalışıp para kazanması için ona öğütler verirken Kâmil çoğu zaman, eniştesinden cep harçlığı alma peşinde oluyor. Zıtlıklarla, anlam ve anlamsızlığın bir aradalığıyla grotesk bir anlatımın olduğu oyunda Kâmil ve eniştesi arasında geçen, birbiriyle bağdaşmayan ifadeler, komedi unsuru olarak seyirciyi canlı tutuyor.
Arada kapıyı tıklatıp eve rahat bir tavırla giren mahallenin çocuklarından Emin, kendisinden neredeyse on yaş büyük bir üniversite öğrencisine aşık bir karakter. Emin üzerinden bir yandan toplumun aşkla yaş arasındaki ilişkiye nasıl baktığı komik unsurlarla anlatılırken bir yandan da Emin’in Behçet’le arasındaki konuşmada Behçet’i komşularının nasıl gördüğü üzerine düşüncelere yer veriliyor. Behçet, başkalarının kendisi için ne düşündüğünü merak ediyor. Onun merakı ve Emin’in ona para karşılığı bu bilgileri vermesi de yine mizahi bir üslupla sahneleniyor.
Oyunun en can alıcı ve seyircinin dikkat kesildiği sahneler Behçet’in arkadaşı Nejdet’le olan sahnelerdir. Bu sahnelerde seyircinin dikkati eleştirel mizahı sıradan olanla kullanıp sürekli tutuluyor. İronik olanı yakalarken başvurulan gündelik olana yakın durma ve gündelik dili kullanma eğilimi oyunu daha renkli hâle getiriyor. Nejdet, her şey hakkında bir fikri olan halktan bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Diyaloglar kimi zaman öyle bir şekle bürünüyor ki bir şey anlatılıyor gibi görünmesine rağmen aslında hiçbir şey anlatılmıyor. Nejdet’in DNA üzerine kurduğu birbirinden anlamsız cümleleri bir şey ifade ediyormuş gibi dinleyen seyirci, konuşmanın sonunda “hiçbir şey anlatmayan bir adam”ın düşdüğü gülünç duruma gülmekten kendini alamıyor. Bu kısımlarda mizahi üslupla ve seyirciye yaşamın içinden kesitler sunan benzetmeci sahneleme tekniğiyle oyuncu- izleyici arasında ironiye dayalı bir bağ oluşuyor.
Bazı sahnelerde duygusal bir moda geçiş yapıldığını görüyoruz. Işık karartılıyor, seyircinin nabzı düşürülüyor ancak tam o sırada beklenmedik bir mizah unsuruyla sahnenin hızlı akış içinde devam ettiği görülüyor. Bu kısımlar izleyiciye bir komedi izlediğini yeniden hatırlatan teknikler olarak sunuluyor. Tüm bu heyecan veren unsurların yanında oyunun küçük bir sahnede oynanmak için biraz uzun olduğu düşüncesi de oluşmuyor değil.
Kronolojik bir akışta seyreden oyunda zaman geri dönüş teknikleriyle genişletilmiş, oyuncular başlarından geçen hikâyeleri anlatarak geçmiş hakkında seyirciye bilgi vermiştir. Işığın, dekorun ve sahne aralarında kullanılan müziğin oyunun samimiyetiyle uyumlu olması, oyunla bütünleşmesi noktasında önem arz ediyor. Son sahneye gelindiğinde, oyunun en başından sonuna kadar işlenmiş olan modern hayatın insanlar arasındaki bağları koparmasıyla ve insanların birbirlerine zaman ayıramamalarıyla ilgili eleştiriler yüzünden “burada olmayan” unsurlar ya da şahıslar, yavaş yavaş olması gerektiği yere gelmeye başlıyor. Rezzan evlenmeden de mutlu olacağını fark ediyor, Emin kendi yaşının gerektirdiği bir yaşama yaklaşıyor, Behçet ve Hanım’ın aylardır görmedikleri çocukları eve dönmeye karar veriyor. Ayrıca Behçet çocukluktaki hayali olan kırmızı arabasına kavuşuyor ve çocukluk masumiyetinin zamansal yolculuğu “Burası Burada Değil”den başlayıp Tanpınar’ın “Her Şey Yerli Yerinde”sine varıyor. Seyirciyi bir an bile sıkmadan, heyecanı sürekli tutan oyuncuları, Gaziantep’in yüz akı olan Bir Başka Tiyatro ekibini tebrik ediyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz.



YORUM