Öykü editörümüz Serap Kılınçoğlu'nun yazar ve şairlerle gerçekleştirdiği “Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri” serisi devam ediyor. Bu haftaki konuğumuz öykücü Fatma Yavuz
Sözün Ötesinde Edebiyat Söyleşileri | Fatma Yavuz
Bugün yazdığınız metinlere dönüp baktığınızda, çocukluk ya da ilk gençlik yıllarınızdan taşıdığınız hangi duyguların hâlâ satır aralarında yaşamayı sürdürdüğünü görüyorsunuz?
Duygu olarak üzüntü, merak, hayal kırıklığı gibi çok sayıda duygudan bahsedebilirim belki ama benim dikkatimi çeken başka bir şey var. Geriye dönüp baktığımda, yazdığım öykülerde aile kavramını çok yoğun bir biçimde işlemiş olduğumu görüyorum. Bu da bence çok normal çünkü çoğu insan gibi aile her yönüyle benim de çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın merkezinde yer alıyor. Aile kavramının yaşama dair çok fazla şeyi içerisinde barındırıyor olması, bu alanın bir öykücü için çok yoğun bir kaynak ve malzeme alanı olması anlamına geliyor. Oradan beslenerek ele aldığınız bir konunun herhangi bir kişiyi dışarıda bırakma olasılığı oldukça düşük. Belki bu nedenle belki de daha bilinçdışı, duygusal sebeplerle öykülerimin aile kavramı çerçevesinde şekillenmiş olması bana fazlasıyla mantıklı görünüyor.

Edebiyat yolculuğunuzun başında sizi etkileyen yazarlarla bugün yeniden karşılaşsanız, aynı etkileri hisseder miydiniz? Okurluk serüveniniz zaman içinde nasıl değişti?
Etkilendiğim yazarları deyince klasik Türk edebiyatı alanında adı anılan yazarlar aklıma geliyor. Belli bir zaman sonra yeniden okuduğumda bu yazarlara karşı farklı duygular hissettiğim ve farklı düşüncelere kapıldığım elbette oluyor ama bunu kendi yolculuğumda yaşadığım değişimlere bağlıyorum. Çünkü bir metin bence iki defa üretilir. Birincisi yazar tarafından ikincisi okuyucunun hazırbulunuşluğuna bağlı olarak okur tarafından. Bu şekilde düşündüğümde kişisel değişimlerime bağlı olarak her okuyucu gibi aynı metni çok daha farklı yorumladığım zamanlar elbette oluyor. İnsan için yaşadığı sürece değişimin kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünde ilerleyen zamanlarda duygularımın da düşüncelerimin de tekrar değişeceğini biliyorum.
Bir okur olarak bugün klasik eserlerin yanı sıra göze çarpan, dikkat çeken güncel metinleri takip etmeye çalışıyorum. Çünkü hem merak ediyorum hem de alanda yaşanan değişimleri yakından izlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Yazarlık sizin için daha çok bir ilham meselesi mi, yoksa düzenli ve disiplinli bir çalışma pratiği mi? Günlük hayatınızda yazıya nasıl yer açıyorsunuz?
Yazmayı çalışma alanı olarak hissetmiyorum açık söylemek gerekirse. Benim için duygularımı, düşüncelerimi ifade etmenin doğal bir yolu. Uzun zaman önce yazdığım bazı öyküleri okurken “Ne güzel anlatmışım.” demekten alamıyorum mesela kendimi. Bu kulağa kendini beğenmişlik gibi gelebilir fakat burada kast ettiğim şey, o dönemdeki duygu ve düşüncelerimi, söz konusu metin aracılığıyla çok iyi ifade etmiş olduğumu fark etmiş olmak genelde. Bunu seviyorum.
Günün koşturmacasında sadece yazmak için zaman ayırmak çok zor. Yoğun bir çalışma hayatım var. Telefonumdaki not programı aracılığıyla asıl metni fırsat bulduğum zaman dilimlerinde yazıp, daha sonra uygun bir zamanda düzenlemelerini yapıyorum. Şimdi bir şeyler yazacağım, diye oturup zoraki bir şekilde yazdığımda, içime sinen şeyler çıkmıyor genelde ortaya. Ve yazdığım şeyin içime sinmesi benim için çok önemli. Galiba ben daha çok ilham odaklı ilerliyorum.
Bir metin üzerinde çalışırken en çok hangi unsur üzerinde durursunuz: Dil, kurgu, karakter, atmosfer, ritim ya da başka bir şey?
Bir öykü yazarı olarak güçlü ve eksik olduğum tarafları zaman içerisinde öğrendiğimi düşünüyorum. Metinlerimi dönüp bir okuyucu gözüyle değerlendirmeye çalıştığımda yazdığım metnin güçlü bir etki uyandırması benim için önemli. Bunun önündeki engel neyse onu aşmaya çalışırım genelde. Bu da bazen karakter, bazen atmosfer bazen de kurgudur. Bence güzel bir metin için her şeyin uyum içerisinde olması, karakterlerin güçlü, atmosferin etkili ve kurgunun kusursuz olması gerekir. Ben metni bir bütün olarak değerlendirdiğimde neyi eksik ya da zayıf hissedersem onun üzerine eğilmeye çalışıyorum.

Eserlerinizde cevabını aradığınız, fakat henüz tam olarak ulaşamadığınızı düşündüğünüz bir soru var mı?
Evet var. Genel olarak yazarları değerlendirdiğimizde belli yazarların hep belli kurgular ve belli karakterler etrafında dolaştığını görebiliyoruz. Bu bir yazar için kısıtlılık mıdır yoksa kendi evreninde ona uzmanlaşma şansı sunan bir özgürlük mü? Aynı şeyi kendim için düşündüğümde olumsuz bir duyguya kapılıyorum. Sanırım yazma evrenim çok boyutlu olsun istiyorum. Bunun için de yazarın, yaşamın içinde çok yönlü bir varlık göstermesi gerekiyor. İlgi alanları, eylemde bulunduğu konular veya temas ettiği toplumsal kesim bunun için belirleyici olabilir diye düşünüyorum.
İçinde yaşadığımız çağın hangi yönleri sizi yazmaya teşvik ediyor, hangi yönleri ise yazarlık açısından sizi endişelendiriyor?
Ben yaşadığımız çağ konusunda biraz karamsarım sanırım. Açıkçası yeryüzünün, tarihsel bir yaklaşımla, her zaman huzursuz ve sıkıntılı olduğunu düşünsem de bu çağda yaşıyor olmam nedeniyle günümüz sorunlarına dikkat çekmek doğal olarak önemli görünüyor. Hatta bir yazar olarak sıradan insanın yaşadığı sıkıntıları gelecek kuşaklara aktarabilirsem ya da bu sıkıntılara dikkat çekip çözümüne katkı sağlayabilirsem asli görevimi yerine getirmiş hissederim muhtemelen. Dolayısıyla yazmanın gücü ve kalıcılığı göz önüne alındığında, günümüz dünyasının sorunlarını dile getiren metinlerin üretilmesi bir gereklilik diye düşünüyorum. Metnin türü ne olursa olsun.
Endişelendiğim konuya gelecek olursam, sesini duyurmaya çalışan tüm yazarlarla ortak bir sorun olarak, tanıtım olanakları aracılığıyla popüler olan eserlerden çok daha nitelikli eserlerin varlık gösteremeden yok olup gitmesi olasılığı sanırım. Bu bana söz konusu yazarlar kadar okura da yapılan çok büyük bir haksızlık gibi geliyor. Burada yazarlardan ve okurdan daha çok yayınevlerine görev düşüyor. Özellikle, alanda belli bir yer edinmiş yayınevlerinin ekonomik kaygıları ikinci plana atabilmesi, sorumluluk duygusuyla hareket etmeye dikkat etmesi, edebiyatımıza nitelikli eserler ve yetenekli, yetkin yazarlar kazandırmak açısından belirleyici olabilir.
Son yıllarda yayımlanan edebiyat ürünlerine baktığınızda sizi umutlandıran eğilimler nelerdir?
Birbirinden çok farklı alanlardan farklı kişilerin edebiyat alanında şansını deneme imkânı bulabilmesini önemli buluyorum. Edebi çeşitliliğe katkı sağlayan her şey alanı besleyecektir. Ayrıca iletişim ve erişim olanaklarının gelişmesi, okur ve yazar arasında etkileşimin güçlenmesine, okurun yazarla bağ kurmasına ve alana olan ilginin artmasına katkı sağlayabilir diye düşünüyorum.
Günümüzde yazarların görünürlüğü ile eserlerinin niteliği arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Sizce bu denge değişti mi?
Şöyle bir gerçek var: Popüler olan her eser niteliklidir anlamına gelmiyor. Oluşan talepte çoğu kez reklamcılık ve pazarlama koşullarının etkili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çok fazla reklamı yapılan bir eser, hedef kitlede merak duygusunu tetikleyerek talep görebilir. Ya da belli bir kitleye erişme şansı bulsa fazlasıyla beğenilecek bir eser geri planda kaldığı için sönüp gidebilir. Bu belli bir ölçüde eskiden de geçerliydi belki ama günümüzde daha baskın bir gerçek bence. Burada asıl iş bilinçli okuyucuya düşmektedir. Güvendiği kişilerin ya da mecraların tavsiyeleriyle daha doğru kararlar vermesi ve tercihini buna göre yapması okuyucunun alana yapacağı en iyi katkılardan biridir.
Yazarlık serüveniniz boyunca düşünsel ya da estetik anlamda sizi dönüştüren bir kırılma noktası yaşadınız mı? Bu dönüşüm eserlerinize nasıl yansıdı?
İnsan her yaşta öğrenen ve değişen bir varlık. Kendi adıma tek bir kırılma noktasından bahsedemem fakat bazı durumlarda aydınlanma diye tabir edilen durumu sıkça yaşıyorum. Bu bazen küçük bir kırılma noktası bazen anlık gelişen bir farkındalık olarak seyrediyor. Sanırım en çok da öyle zamanlarda yazmak konusunda motive oluyorum. Bunu mutlaka kayda geçirmeliyim duygusu beni ele geçiriyor. Böyle zamanlarda yazmaktan da ve çekinmeden söyleyeceğim, yazdıklarımı okumaktan da büyük keyif alıyorum. Hem zatenbir yazar “Bak burada bir pürüz var. Ben takılıp düştüm, siz düşmeyin.” demeyecekse ya da herkesten önce gördüğü bir arızayı ya da ayrıntıyı işaret etmeyecekse, neden alsın ki o kalemi eline?
Henüz kaleme almadığınız, fakat yazmadan edemeyeceğinizi düşündüğünüz bir karakter ya da tema var mı?
Gerçekten yazmayı çok istediğim bir tema var. Fakat bir konuyu ya da duyguyu ele alabilmek, edebi olarak onu işleyebilmek için o konuyla aranıza sağlıklı bir mesafenin girmesi gerektiğine inanıyorum. Bana göre o mesafe, içime sinen bir metin oluşturabilmek için elzem ve ben henüz o mesafeyi edinemedim. Bunun için biraz zamana ihtiyacım var. Buna ek olarak bahsettiğim bu temanın, bir roman olarak ele alınması konunun kapsamı açısından daha doğru bir tercih olacaktır. Ben biraz da içinde bulunduğum şartlardan dolayı çoğunlukla öykü yazıyor olsam da roman türü üzerine yoğunlaşmayı çok istiyorum. Yakın bir gelecekte bu tema üzerine çalışmaya başlayabilirim düşüncesindeyim. Dilerim her şey istediğim ve planladığım gibi gider.



YORUM