Edebiyatın Aynası Kırılırken

ANA SAYFADeneme

Edebiyatın Aynası Kırılırken

Yusuf Alpaslan Özdemir, Edebiyatın Aynası Kırılırken başlıklı yazısında tanıtım çağında edebiyatın çöküşünü gündemine alıyor.

Muhammet Erdevir | Şiirli, Şarkılı, Çiçekli Yazı
Anlatının Gergin Yayı ve Deneyimin Oku
Aristoteles Üzerinden Ruh ve Ölüm: Üçlemenin Sonu

Türkiye’de edebiyat eleştirisinin geri çekilişi en çok konuşulan meselelerimizdendir. Halbuki edebiyat dergilerimiz çoğaldı, Memet Fuat’ın dediği; “Hacimli dergilerde uzun yazılar çıkmadıkça eleştiri gelişmez.” dileği gerçekleşti, yani edebiyat dergileri çoğaldı, kitap sayısı arttı, yayınevleri büyüdü, edebiyat festivalleri düzenlendi. Buna rağmen eleştirinin sesi giderek kısıldı. Ortaya çıkan manzara dikkat çekici, yanı sıra acı verici: Ortalık kitap tanıtımıyla dolu, amma velâkin eleştiri neredeyse yok. Özellikle geliştiği sanılan, halbuki yığılmaya maruz kalan hikâye türünde birileri kendilerini eleştirmen diye dikte ediyorlar, genç kalemlerde henüz yolun başında sapmalara neden oluyorlar. Edebiyatta bir çeteden söz edeceksek işte bu türün belli gruplarından söz etmeliyiz. Neyse, konudan sapmayayım, devam edeyim asıl mevzuya.

Diyelim ki bir kitap yayımlandı, hafta boyunca sosyal medyada fotoğrafları dolaşır, kısa tanıtım yazıları çıkar, dergilerde övgü cümlesi gırla gider. Sonra mı? Sonra, kitap sessizce raflarda kaybolur. Kitap hakkında ciddi bir tartışma yaşanmaz da. Eserin edebiyat içindeki yeri, estetik değeri, başarısı ya da zayıflıkları üzerine kapsamlı değerlendirmeler nadiren görülüyor.

Oysaki, Türk edebiyatının yakın geçmişinde eleştiri geleneği açısından güçlü örnekler ziyadesiyle çoktur. Hangi birini anayım; Hüseyin Cöntürk, Fethi Naci, Memet Fuat, Mehmet H. Doğan, Asım Bezirci, Mehmet Kaplan, Tanpınar vs.

Edebiyatın Kayıp Mesleği: Eleştirmen

Cumhuriyetin ilk yarısında eleştiri, edebiyatın merkezinde yer alırdı. Dergilerde yayımlanan yazılar yalnızca tanıtım niteliği taşımaz; eleştirmenler metni masaya yatırır, cümle yapısını, anlatı tekniğini, dilin kullanımını, yazarın dünya görüşünü ayrıntılı biçimde tartışırdı.

Misal, Nurullah Ataç’ın yazıları bu geleneğin çarpıcı örneklerinden biri sayılır. Ataç bir kitabı değerlendirirken metnin dilini didik didik ederdi. Sevdiği yazarlara karşı dahi sert eleştiriler yöneltirdi. Bir romanın zayıf tarafını açıkça söylerdi. Okur Ataç’ın yazısını okuduğunda sadece kitabı tanımaz, edebiyatın nasıl çalıştığını da öğrenirdi. Yazarlar da Ataç’ın gözünün içine bakarlardı.

Benzer bir tavır Fethi Naci’nin eleştirilerinde görülür. Fethi Naci romanları incelerken toplumsal arka plânı da dikkate alırdı. Bir romanın hangi tarihî bağlam içinde yazıldığını gösterirdi. Dil, kurgu, karakter derinliği, anlatı gücü gibi meseleleri ayrıntılı biçimde tartışırdı. Birçok romancı onun yazılarından rahatsızlık duyardı. Buna rağmen eleştirinin etkisi büyüktü. Çünkü o yazılar edebiyatın nabzını tutuyordu. Fethi Naci’nin eleştireceği romanları üç kez okuduğu bilgisi hatırımdan hiç çıkmadı örneğin.

Bugün aynı sertlikte eleştiri metinlerine rastlamak zor. Sayfalarca süren yazıda hiç mi değerlendirilen eserin eksik yahut yanlış yönlerine değinilmez yahu! Tanıtıcı ve övücülerin kenara çekilip esaslı tenkitçilerin yolunu daha ne kadar bekleyeceğiz? Bir Osman Özbahçe ve birkaç isim hangi meseleye derman olacak?

Edebiyatın En Sessiz Krizi

Eleştirinin geri çekilmesinin arkasındaki somut nedenlerden belki de en belirgini, edebiyat çevresinin daralması diyebiliriz. Ülkemizde edebiyat dünyası sanıldığı kadar geniş bir alan sayılmaz. Yazarlar, editörler, çevirmenler, eleştirmenler, dergi yöneticileri ve yayınevi çalışanları çoğu zaman aynı çevre içinde dolaşır. Aynı toplantılarda buluşur, aynı dergilerde yazı yayımlar, aynı yayınevleriyle ilişki kurar. Bu dar çevre içinde sert eleştiriler yazmak kolay bir iş olmasa gerek. Bir romanı açıkça eleştiren yazar ertesi gün aynı yayınevinin düzenlediği bir etkinlikte o romancıyla karşılaşabilir. Eleştirmen o yayınevine kitap çevirisi yapıyor olabilir. Bir başka dergide birlikte çalışıyor olabilir.

Bu tür ilişkiler eleştirinin tonunu yumuşatır. Yani çevrenin geniş olmasıyla birlikte herkesle geçinmek nereye kadar?

Eleştirinin geri çekilmesinde yayınevlerinin büyümesinin de etkisi bulunmaktadır. Yayıncılık sektörü artık ciddi bir ekonomik alan. Büyük yayınevleri her yıl yüzlerce kitap yayımlıyor. Bu kitapların satışa ulaşması görünürlük derecesine bağlı. Dergilerde çıkan tanıtım yazıları bu görünürlüğün önemli araçlarından biri haline geldi. Kendisine ücretsiz gönderilen kitapları eleştirmek kolay iş mi, bir daha gönderilir mi? Zor, o yüzden zaten üç beş aydın da yayın satın almazsa kim alacak, hediye kitap işi kalkmalıdır kanaatindeyim.

Bu noktada tanıtım ile eleştiri arasındaki sınır giderek silikleşiyor.

Birçok dergide yazılar dikkatle okunduğunda ortak bir dil göze çarpar. Yazı, kitabı övüyor, yazarın önceki eserlerini hatırlatıyor, romanın temasını anlatıyor. Son paragrafta birkaç övgü cümlesi daha yer alıyor. Yazı bitiyor.

Kitabın zayıf tarafları neredeyse hiç konuşulmuyor. İsterseniz bu tür yazıcıların kaleminden çıkan sözde eleştiri yazılarına, gerçekte övgü yazılarına bir de bu gözle bakın derim.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil elbette. Dünya edebiyatında da benzer bir eğilim görülüyor. Büyük gazetelerde yayımlanan kitap yazıları çoğu zaman tanıtım ağırlıklı. Yine de Anglo-Sakson dünyasında eleştiri geleneği hâlâ canlı. Örneğin London Review of Books ya da New York Review of Books gibi dergilerde yayımlanan yazılar romanı ciddi biçimde tartışır. Bir eleştirmen, kitabın güçlü yanlarını anlatırken aynı zamanda zayıf noktalarını da açıkça gösterir. Türkiye’de bu tür yazıların sayısı maalesef oldukça sınırlıdır.

Dergilerimizin kiminin Batı edebiyatına ağırlık veren içerikleri yahut bazı dergilerin ekleri Batı edebiyatını da yakından takip etmemizi sağlamaktadır.

Tanıtım Çağında Eleştirinin Çöküşü

Medya düzeninin değişmesi de olumsuzluklara kapı araladı eleştiri alanında. Gazetelerin kültür sanat sayfaları neredeyse tarihe karıştı. Edebiyat sayfaları kapandı.

Birçok eleştirmen yazılarını yayımlayacak alan bulmakta zorlanıyor. Dijital mecraları gelebilir hatıra, ama orada da yoğunlaşma ve kalıcılık/karışıklık etkeni ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Nihayetinde, edebiyat dergileri bu boşluğu doldurmaya çalışıyor. Yine de dergilerin ekonomik gücü sınırlıdır yazık ki. Yazarlara düzenli telif ödeyebilen dergi sayısı az, hatta yok denebilir. Bu koşullar eleştiriyi meslek hâline getirmeyi güçleştiriyor. Bazı dergilerin sabit kadrolarının dışına pek çıkmamaları da ciddi sorundur.

Sonuçta eleştirmen çoğu zaman başka bir iş yaparak geçimini sağlıyor. Akademisyen, çevirmen, editör ya da yazar olarak çalışıyor. Bu durum eleştirinin bağımsızlığını dolaylı biçimde etkilemektedir.

Bir başka sorun eleştiri kültürünün yerini giderek tanıtım kültürüne bırakmasıdır. Sosyal medya bu dönüşümde önemli rol oynuyor. Instagram ve X gibi platformlarda kitaplar fotoğraflarla paylaşılıyor. Kısa yorumlar yazılıyor. Okur kitabı birkaç cümleyle tanıyor. Ah, kimsenin uzun yazılar okumaya mecali yok!

Bu tür paylaşımlar edebiyat tartışmasının yerini tutmaz doğal olarak.

Bir eserin dilini, anlatı tekniğini, kurduğu dünyayı anlamak için uzun ve dikkatli okumalar yapmak şarttır. Eleştiri yazısı bu okumalar neticesinde zuhur eder. Okur eleştiriyi okuduğunda metnin farklı katmanlarını görebilmelidir. Bugün birçok kitap bu tür bir okuma sürecinden geçmeden gündeme geliyor ve gündemden düşüyor.

Gölgede Kalan Yıllar

Edebiyat tarihinde güçlü eleştiri dönemleri çoğu zaman yaratıcı patlamalarla birlikte görülmüştür. Fransız edebiyatında Sainte-Beuve’un eleştirileri, Rus edebiyatında Belinski’nin yazıları bu duruma örnek gösterilir. Bu eleştirmenler sadece kitapları değerlendirmez, edebiyatın yönünü de tartışırlardı.

Bizde de böyle bir eleştiri atmosferinin uzun süre etkili olduğuna yukarıda değinmiştim. Cumhuriyet dönemi dergileri bu tartışmaların merkezindeydi. Varlık, Yeditepe, Yeni Dergi gibi süreli yayınlar edebiyatın canlı bir tartışma alanı oluşturmasını sağlardı.

Bugün bu tartışma ortamı belirgin biçimde zayıflamış durumdadır.

Eleştirinin geri çekilmesinin edebiyat için ciddi bir kayıp anlamına geldiğinin bir kez daha altını çizelim. Eleştiri edebiyatın aynasıdır. Bir romanın güçlü tarafını da zayıf tarafını da gösterir. Okur eleştiri sayesinde metni daha bilinçli okur. Yazar eleştiriden beslenir.

Eleştirinin olmadığı bir edebiyat ortamında kitaplar hızla çoğalır, tartışma giderek azalır. Okur raflarda yüzlerce roman görür, hangisinin gerçekten önemli olduğunu ayırt etmek zorlaşır.

Edebiyatın canlı kalması için eleştirinin yeniden güç kazanması olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu güç yalnızca eleştirmenin cesaretinden doğmaz. Aynı zamanda edebiyat çevresinin eleştiriye alan açmasıyla oluşur.

Bir kitabın/metnin açıkça tartışılabildiği bir kültür ortamı oluştuğunda eleştiri yeniden etkili hâle gelecektir. O zaman tanıtım yazısı ile eleştiri yazısı arasındaki fark yeniden belirginleşir. Tanıtım kitabı okura gösterir. Eleştiri kitabın içini açar.

Edebiyatın ilerlemesi için ikinci yol her zaman daha verimli bir yol sunar.

YORUM

WORDPRESS: 0