Lavinya Öz | Safahât Üzerine – II

ANA SAYFAİnceleme

Lavinya Öz | Safahât Üzerine – II

Lavinya Öz, Mehmet Akif Ersoy'un Safahât'ı üzerine yazdığı incelemenin ikinci bölümüyle Daima Edebiyat'ta.

Bir Dil Ustası: Refik Halid Karay
Büşra Ünal | İsmail Gaspıralı ve “Bela-yı İslam”
Kurmaca Eserleri Eleştirel Okur Gözlüğüyle Okumak

“Şöyle bir gözden geçse bir hilkat temâşâ-hânesi
Çıkmıyor bir zerre fa’âliyyetin bîgânesi.
Âsümânî, hâkdânî cümle mevcûdât için
Kurtuluş yok sa’y-i dâimden, terakkîden bugün.”[1]

Safahât’ın içinde öyle bir tema vardır ki, neredeyse eserden ayrılıp kendi başına bir kitapçık olacak kadar geniştir: Çalışmak. Çalışkanlık. Sa’y.

Mehmet Âkif, yalnızca Safahât’ta değil; vaazlarında, yazılarında ve bütün fikrî dünyasında aynı düşüncenin etrafında tekrar tekrar dolaşır:

“Çalışmazsak, araştırmazsak, öğrenmezsek ilerleyemeyiz.”

Âkif için çalışmak yalnızca geçim sağlamak yahut dünyada bir mevki edinmek değildir. Çalışmak, insanın kendisine, milletine ve hatta yaratılışın düzenine karşı sorumluluğudur.

“Yola devam et, durmayıp git, yolda kalma sakın!
Azimli insan için neymiş uzak, neymiş yakın?
Hangi zorluktur ki gayret edince kolaylaşmasın?”

(Durmayalım)

Âkif, düşüncelerini ortaya koyarken çoğu zaman delil olarak Kur’an-ı Kerim’e başvurur. Bu yüzden onun söyleyişindeki tavır için “deliller ile konuşur” diyebiliriz. Şöyle seslenir:

“Diyor Kur’an: Bilenler bilmeyenler bir değil… Heyhat!
Nasıl yeksan olur zulmetle nûr, ahyâ ile emvât!
(Nasıl bir olur karanlıkla nur, dirilerle ölüler)”

(Hasbihal)

Âkif’in zihninde bilmek, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Bilmek; araştırmayı, araştırmak; azmi, azim ise hareketi beraberinde getirir, “Durmayalım” isimli şiirindeki düşüncelerini başka bir şiirinde şöyle tamamlar:

“Tevfîk, taharrîye, taharrî de ona âşık;
Azmin de emel, azm ü taharrîye mukârin;
Tevfîk zuhûr eylemesin sonra… Ne mümkün!”

(Azim)[2]

İnsan bazen birkaç başarısızlıkla ümidini kaybedebilir, Âkif: “Ba’zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd…” derken bunu da bilir fakat tam da burada sözleri sertleşir:

“İnsân o zaman etmelidir azmini teşdîd (sağlamlaştırma).”

İnsan ümitsizliğe kapılıp vazgeçmek yerine, azmini daha da güçlendirmeli çünkü Âkif’in dünyasında başarısızlık, durmanın gerekçesi değildir, aksine insanın yeniden doğrulması, daha çok araştırması, daha çok çalışması ve yoluna devam etmesi gereken yerdir.

Bu muazzam bir felsefî görüştür! Belki de bu yüzden onun “çalışmak” dediği şey, yalnızca bir eylem değil; bir ahlâk meselesidir ve Âkif’in asıl itirazı da burada başlar:

Çalışması gereken insan neden bekler?
Araştırması gereken insan neden hazırda olana razı olur?
İlerlemesi gereken bir millet neden yerinde sayar?Âkif, yerinde saymayı ve miskinliği ruhsal bir intihar olarak tanımlar. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” inancıyla, umutsuzluğu ve tembelliği reddederek sürekli bir gayreti öğütler.  

“Ölmeden olsun mu ey miskin, bu çöller medfenin? (mezarın)
İntihar etmek değilse yolda durmak, gitmemek .
Gökyüzünden Refret[3] indirsin demektir bir melek!
Allah, ‘Leyse li’i-insani illâ mâ seâ’[4] derken.
Anlamam hiç, miskinlikten ne beklersin daha sen?”

(Durmayalım)

Mehmet Âkif Ersoy’un şiirleri; bitmek tükenmek bilmeyen bir eylem çağrısını, derin bir toplumsal vicdanı ve süsten uzak, çarpıcı bir gerçekçiliği harmanlar. Mısraları, onun; “edebiyat”ı; bir sanat gösterisinden ziyade; hayatın, toplumsal dertlerin ve inancın doğrudan bir aynası olarak gördüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Şiirlerinde zayıfın, yetimin ve haksızlığa uğrayanın da daima yanında saf tutuyor:

“Yetimin hakkını yağmur duası zannetme:
O sayra ra’d-ı kazâdır ki gönderir ademe!”
(O çığlık, bir gök gürlemesidir ki gönderir ölüme!)

(Kocakarı ile Ömer)

Seyfi Baba’da komşusuna kendi elleriyle ıhlamur kaynatan şefkatli bir dost, Köse İmam[5]’da; karısını döven İhsan Bey’e hicv ederken; eşine şiddet uygulayan zihniyete ve dini kendi çıkarına alet edenlere karşı gürleyen sarsılmaz bir sestir: “On kadın dövse yorulmaz, benim İhsan Bey’imi bilirim ben ne tosundur.” Devamında İhsan Bey, bu kez kendini Kur’an-ı Kerim ile savunur: “-İşte meydanda kitap! Hem alırız, hem boşarız!”

Köse İmam’ın ona da cevabı vardır:

“-Dara gelince şeriat! Sus ulan İz’ansız!
Ne zaman camiye girdin? Hani tek bir hayrın!”

Safahât’ın en can yakıcı kısımları, şairin elinden bir şey gelmediğinde hissettiği o derin çaresizliktir. Parasızlıktan darda kalana yardım edememesi, bir hastayı kurtaramaması, “Ya yardımsever olmayaydım, ya param olsa idi!”/ (Seyfi Baba) hüznü ve aczinin gözyaşlarını ifade eden şu alıntı mısralar oldukça çarpıcıdır:

“Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
İlel’ebed çekecek dûş-i ıztırârında
(Taşıyacak çaresiz, ömür boyu omuzlarında)
O yük değil, kaderin bir cezası masuma…
Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkuma”

(Küfe)

*

“Devam edip gidiyordum ben ictihadımda
Ne oldu hastaya bir şey mi oldu anlayamadım
O beth içindeki kızdan kemal-i şiddetle,
Şu sayha koptu ki hâlâ inleyişi yâdımda:
‘Ne taş yüreklisiniz… Ah gitti evladım!’”

(Selma)

*

“Bet beniz kül gibi olmuş uçarak nûr-i şebâb (gençlik ışığı)
O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb!
O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi
Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi!
Kafa bir yük kesilip boynuna, çökmüş bağrı;
İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı.”

(Hasta)

*

“Ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın.
‘Açız! Açız!’ diye feryat eden çocuklarının,
Karıştırıp duruyorken pişen yemeğini;
Çıkardı yuttuğu yaşlarla çırpınan sesini:
-Bekleyin yavrularım, işte şimdicek pişecek…
Fakat ne hal ise bir türlü pişmiyordu yemek!”

(Kocakarı ve Ömer)

Anlaşıldığı üzere “empati” kelimesinin; sözlükteki karşılığı olan “bir başkasının duygularını, düşüncelerini ve içinde bulunduğu durumu anlama ve paylaşma yeteneği” ifadeleri laf Âkif’e gelince sözlükteki bir kelimeden ziyade kendisine has bir içgüdü olarak varlığını gösterir.

“Musalla Taşı” kelimesi de bir kelimeden çok daha fazlasıdır; dünyevi hırsların, yıkılmaz sanılan saltanatların eninde sonunda mutlak gerçeğe çarpıp ufalanacağını hatırlatan güçlü bir metafordur onun için:

“Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
(Musalla: Donmuş bir dalgasıdır yetim gözyaşlarının)
Musallâ: Âhıdır, berceste, mâtemzâr-ı dünyanın;
(Musalla: Benzersiz âhıdır, dünya denen matem evinin)
Musallâ: Minber-i tebliğidir dünyada, ukbânın;
(Musalla: Dünyada tebliğ edildiği minberdir, öte dünyanın)
Musallâ: Ders-i ibrettir durur pîşinde irfânın
(Musalla: Bir ibret dersidir ki durur önünde anlayabilenin)”

Ve dahi:

“Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
(Saltanat tahtları devrilir, dünya alt üst olur)
Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ
Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş eyler istihzâ;
(En sağlam burçlar kaleler düşerde bir bir, bu taş zamanın yıkıcı eliyle, hâlâ alay eder)
Bütün mevcuda hâkim bir adem timsalidir gûyâ.
(Sanki tüm varlığa hâkim yokluk simgesidir)”

(Ahiret Yolu)

Yazılarında: “Müslümanlar önce gitmek, aramak, araştırmakla sonra da ümitsizliğe düşmemekle görevliyiz. Ümitsizlik haramdır, küfürdür. Çalışalım… Çalışalım… Çalışalım…” vurgusu yaparken, hayatı bir eylem alanı olarak görürken, ölümü de korkulacak bir son değil, ilahi bir döngünün doğal evresi olarak kabul eder.

“Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışın, yarın ölecekmiş gibi ibadet edin.” Tam da bu Hadis-i Şerif’in taşıdığı anlam üzere kuruludur fikir ve beden dünyası.

“Zevâl, o emr-i tabî’î kemâle der-peydir:
(Yok olmak, doğal olarak kemalin ardından gelir)
Fezâya yükselen encüm olur ufûle karîn
(Uzayda yükselen yıldızlar da sönüp kaybolur)”

(Bir Mersiye)

“Henüz on dokuz yirmi yaşındayken bu karanlık dünyaya veda ederek, Allah’ın nurlu dünyasına yükselen can dostum Hilmi hakkında” notunu düştüğü bu “Bir Mersiye” isimli şiirinde:  “Bu dünyaya tenezzül etmedi, döndü ilahi aleme” diyerek teskin eder kendini.

Bu kadar basit, düz, süssüz mısralar  yazıp da bu denli derin anlamlar verebilen nev-i şahsına munhasır, bedi’ bir hatiptir Mehmet Akif.

Makalelerinden birinde şiirlerini öğrencilerine anlatırken kendi deyimiyle  “taşa taş, tahtaya tahta” der. Şiirlerini ulaşılmaz hayallerle süslemek yerine, hayatın sert, bazen acımasız ama tamamen gerçek yüzünü okura doğrudan yansıtır. Mısralarının zamanı aşan gücü de tam olarak bu süssüz sadelikten beslenir:

“Benim şiirlerimde öyle yüksek hayaller bulunmaz. Ben şiirde hayale dalmam. Ben basit şeylerden bahsederim; mesela bu taş, ona taş derim, Hacer-i Semavi demem. Bu tahta ona tahta derim; taht demem. Eşyanın hakikatlerini hayal kuvveti ile değiştirip, mâ-fevka’t- tabî’a[6]bir şekle koymam. Her şeyi olduğu gibi görür, göründüğü gibi tasvir ederim.”[7]

Peki, sizce Âkif’in bu çok boyutlu felsefesinde bizi en çok etkileyen yönü hangisidir; pes etmeyi reddeden mücadeleci ruhu mu, yoksa hayatın acılarını hiçbir filtreye sokmadan aktaran o çıplak gerçekçiliği midir?

Yoksa musalla taşına tüm varlığa hâkim yokluk simgesi” demesine benzer eşsiz tasvirleri midir?

Bu seri hiç bitmesin isteyenlere ve Âkif’e susadıkça susuzluğu daha çok artan okurlara bildiririm ki Ragîf[8] isimli tarihi romanımda, Mehmet Âkif Ersoy’un çocukluğundan ölüm anına kadar olan hayatını, Kurtuluş Mücadelemiz içindeki gerçeklere dayanarak kurgulayıp yazarken, henüz 10’lu yaşlarında neden toplumsal şiirler yazmayı seçtiğini anlatmakla ile başlıyorum.[9]

Üçüncü Kısım’da görüşmek dileğiyle.


[1] Günümüz Türkçesiyle:

“Yaratılışın şu seyir yerine şöyle bir dikkatle bakılsa,

Çalışıp çabalamaktan uzak tek bir zerre bile görülmez.

Gökteki ve yerdeki bütün varlıklar için

Bugün sürekli çalışmaktan ve ilerlemekten başka kurtuluş yolu yoktur.”

[2] Günümüz Türkçesi ile:

“Tevfik araştırmanın, araştırma da onun âşığıdır;

Azim ve emel, arayış ve gayretle yan yana yürür.

Allah’ın yardımı bütün bunların ardından tecelli etmesin, mümkün mü?”

[3] Peygamber efendimizin Mirac’a çıkarken üzerine oturduğu manevi binek

[4] Necm suresinin 39. Ayeti. Meal: “Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.”

[5]  “Kardeşim Ali Şevki Efendi Hoca’ya” ithafıyla başlayan bu şiirde anlatılan kişi Âkif’in babası Tahir Efendi’nin talebesi olan Ali Şevki Efendi’dir./ Mehmet akif Ersoy, Kronolojik Hayat Hikayesi, Mustafa Özçelik, s.41

[6] Tabiatın, maddiyâtın aksi olan şeyler.

[7] Hasan Basri Çantay/ Âkifnâme

[8] Ragîf/ Rabia Görmez/ KDY

[9] 2025 Emine Işınsu Roman yarışmasında ilk 10’a girmiştir.

YORUM

WORDPRESS: 0