Daima Edebiyat, yepyeni eserlerle yolculuğuna devam ediyor. Halil Yiğit Gök "Pakdil ve Kansu'nun Gelenek Tartışması" adlı incelemesiyle Daima Edebiyat'ta.
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatı çeşitli edebi meseleler hakkında değerlendirmelerde bulunan yazarların tartışmalarına sahne oldu. Yayımlanan neşriyatların hemen hepsi polemik ayırt etmeksizin yazılanları sayfalarına taşıdı. Nuri Pakdil ve Ceyhun Atuf Kansu arasında yaşanan “gelenek” tartışması da bunlardan biriydi. Siyasal, toplumsal ve sosyolojik değişimlere dünya görüşlerinin getirdiği farklılıklarla yaklaşan iki yazar, geleneklerin işlevi üzerine fikirlerini dile getirerek yeni bir tartışma başlattı. Edebiyat ve gelenek hakkında öne sürülen telakkiler, edebi tavırların “gelenek” kavramına bakışını gözler önüne serdi.
EDEBİYAT DERGİSİ
Türk edebiyatındaki önemli düşünce temsillerinden biri olan “Edebiyat Dergisi” ilk kez 1969 yılında Nuri Pakdil tarafından yayımlandı. Pakdil’in fikri külliyatı olarak adlandırılabilecek dergi, Arif Ay, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu gibi isimlerin eserlerini edebiyata kazandırdı.
Pakdil, derginin esas amacını, “Yerli Düşünce” olarak isimlendirdiği edebiyat akımının yayılması ve yaşatılması olarak belirtti. Sürdürülen mücadelenin öze dönüş çabası olarak anlamlandırılması gerektiğini vurguladı.
Edebiyat Dergisi 1969-1984 yılları arasında kesintilerle yayımlanmış olsa da dönemin edebiyatçıları üzerinde büyük etkiler bıraktı.
BİAT’TA BAŞLAYAN TARTIŞMA
Nuri Pakdil, 1973-1981 yılları arasında “Biat” üçlemesini yayımladı. Edebiyat Dergisi Yayınları arasında basılan kitaplarda Pakdil’in, edebiyat ve düşünce tarihi yazıları yer aldı. Pakdil yazılarında deneyimlerini, gözlemlerini ve savunduğu fikriyatın tarihsel köklerini yansıttı. Eserde yer alan “Ceyhun Atuf Kansu’yla Bir Söyleşi” isimli yazı, Kansu ve Pakdil arasında gelenek tartışması başlattı. Yazının başında Pakdil, Nurullah Ataç’ın “Günce” eserini aralıklarla okuduğunu söylerken, Günce’de alıntılanan bir cümleyi yadırgadığını belirtti. Kansu’nun 1954 yılında Türk Dili Dergisinde yazmış olduğu yazı da “Gelenekler ölü hayatın ta kendisidir” dediğini fark eden Pakdil, bu fikre şiddetle karşı çıktı.
Nuri Pakdil reddiye niteliği taşıyan yazısına Ceyhun Atuf Kansu’yu selamlayarak başlamayı tercih etti. Büyük bir nezaket sergileyen yazar, Kansu’nun şiirlerinden, yazılarından beslendiğini, ozanlığına derin bir hayranlık duyduğunu bir paragrafla vurguladı. Edebiyatçılar arasında yaşanan bir tartışmanın, kavgaya, kine, yersiz tartışmalara kurban edilme çabalarına engel oldu. Farklı fikirler taşıyan insanların birbirlerine göstermesi gereken saygı ve nezaketi, tüm incelikleriyle gösterdi. Uzun bir süredir “gelenek” tartışması yürüten bir yazar olduğunu da belirten Pakdil, Kansu’nun bugünde aynı fikirde olup olmadığını sorarak tartışmaya başladı. Ayrıca fikri dünyası açısından geleneklere dönük olarak sergilenen bu tavrın yetersiz bir anlayıştan ibaret olduğunu iddia etti. Gelenekleri bir ulusun “öz suyu, can suyu” olarak adlandırdı. İnsanın yaşam yolculuğunun gelenekler olmadan sürdürülmesinin imkânsızlığına dikkat çekti. Ayrıca “Önemli olan geleneği evrensel bir bilinçle algılayabilmek, yorumlayabilmek, içimizde özümleyebilmektir” diyerek, geleneklerin farklı fikriyatlarda farklı konumlarda bulunduğunu sezinletti. Başka bir açıdan ise insanın tarihsel bir birikim olduğunu yazdı. “Ceyhun Atuf Kansu ne der bu dediklerime?” cümlesiyle yazısını bitirerek muhatabına cevap hakkı verdi.

Yayımlanan yazıdaki düşüncelere binaen Ceyhun Atuf Kansu, Edebiyat Dergisine yanıt mektubu gönderdi. Mektup, Edebiyat Dergisi’nin Ağustos 1976 sayısında tek bir kelimesine dokunulmadan Nuri Pakdil tarafından yayımlandı.
KANSU’NUN MEKTUBU
Ceyhun Atuf Kansu mektubuna Pakdil’in gösterdiği nezakete uygun bir yaklaşım sergileyerek başladı. Edebiyat Dergisinin her sayısının kendisine iletildiğini söyleyen Kansu, gösterilen değere teşekkür etti. Hemen ardından Pakdil’in geleneklerle ilgili savunduğu fikirleri eleştirmeye başladı. Ataç’ın yazısında geçen cümlenin “Avrupa uygarlığı ve gelenekler” isimli yazıda geçtiğini belirten Kansu, yazının temel fikrinin oluşmasında kişisel hayatındaki sorunların etkisine dikkat çekti. Yıllar önce yazılmış bir yazının, yıllar sonra gündem haline getirilmesine ufak bir sitem etti.

Kansu yazısında kullandığı kesin yargıyı Anadolu’da hekim olduğu sırada yazdığını belirtirken, günün şartları içinde aynı fikirleri taşımayı sürdürdüğünü söyledi. Bahsedilen gerçeklere ek olarak, Pakdil’in sunduğu gelenek anlayışına destek veren bir tutumda sergiledi. Geleneklerin, birikim olarak anlaşılması noktasında Pakdil’le aynı fikirleri taşıdığını özellikle vurguladı. “Güzel olan doğruya duyduğumuz özlemin kapısını açık bırakmaktır” cümlesiyle, edebiyatın getirdiği hakikat arayışının altını çizdi.
Nezaketini tüm yazısı boyunca koruyan Kansu, yazısının sonunda Pakdil’in nezaketini büyük bir olgunlukla selamladı. Kullandığı ifadeler Pakdil’in tavrını gözler önüne sermesi açısından oldukça elzemdi. Kansu yazısını “İnsana saygıyla, hoşgörüyle dolu yazınız için teşekkür ederim. Saygılarımı – ve geleneklerin belki hiç eksilmeyeni: sevgilerimi- sunarım” diyerek bitirdi.

EDEBİYATIN GETİRDİĞİ NEZAKET
Edebiyat insanların birbirini anlaması için önemli bir araçtır. Kavga konusu edilemeyecek kadar kıymetlidir. Büyük yazarlar, edebiyatın insan üzerindeki bıraktığı saygıyı yaşam serüvenlerinin her anında hissederler.
Pakdil ve Kansu arasında yaşanan polemikte dikkat edilmesi gereken ana mesele tartışmanın içindeki fikirlerden ziyade takındıkları tavırdır. Hem Pakdil hem de Kansu, dünya görüşleri birbirine çok uzak iki isim olmasına rağmen, birbirlerine karşı duydukları saygı ve sevgiyi yazılarında asla yitirmemiştir.
Fikirlerine dönük eleştiri getirdiği yazarın Kemalist olması, Nuri Pakdil gibi İslamcı görüşler taşıyan bir yazarı alt etme duygusuyla harekete geçirmemiştir. Aksine Pakdil, kendi gibi düşünmeyen bir edebiyat insanının metinlerine katkı sunma çabası taşımıştır. Onun yeteneklerine, birikimlerine, fikirlerine gösterdiği değeri her bir satırıyla hissettirmiştir.
Kansu ise Pakdil’in kendisine duyduğu derin saygıya, içten bir nezaketle yanıt vererek, meslektaşını yaftalamamıştır. Onun fikirlerine odaklanarak, almış olduğu tavrın kendince doğru ve yanlış taraflarını değerlendirmiştir. Ayrıca nezaketine atıf yaparak olgun kişiliğini ön plana çıkarmayı başarmıştır.
Burada hepimiz adına örnek alınması gereken bir davranış söz konusudur. Farklı fikirlerle karşılaştığımızda takındığımız tavır, bizim kim olduğumuz konusunda belirleyicidir. Pakdil ve Kansu arasında yaşanan tartışmadan çıkarılacak en önemli sonuç nezaketimizi, empati gücümüzü korudukça kıymetimizin artacağıdır.



YORUM