Nesrin Çoruh, Murathan Mungan'ın "Şairin Romanı" adlı romanına dair yaptığı incelemesiyle Edebiyat Daima'da
MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI” OKUMALARI 6: ŞAİRİN KANI
[sharethis-inline-buttons]Okuru kendine hayran bırakmaya devam ediyor bu bölümde de Mungan. Yine ustaca birbirine bağlanmış kurgusu, Odragend’deki Güvenlik Sarayı’nda görevli polis Tauro’nun da eklenmesi ile polisiye tadının daha da hissedilir olması kitabın bu bölümden itibaren daha da hızlı okunmasını sağlamış. Bu bölümde yavaş yavaş sona yaklaşan okur, şair cinayetlerindeki ihtimalleri iyice düşünür oluyor.
Şairin Kanı ana bölümü, “Açık şehir, Siyah kalem, Kan, Yaprak, Kelebek Defteri, Yanından geçip gitmek, Akvaryum, İz ve gölge, Suyun karşılaştırdıkları, Katilin temizliği, Sarı Tebessüm, Çok eski bir günbatımı” adlarını taşıyan alt başlıklardan oluşuyor.
Açık şehir alt bölümünde roman boyunca On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri dolayısıyla birçok kişinin ulaşmaya çalıştığı “Odragend” ile ilgili birçok şey öğreniyoruz. Şehrin kuruluşunun şiir ve yazının bulunuşundan bile eskiye dayandığı söyleniyor. Ata dillerinde “ölü yaşatan” anlamına gelen şehir ayrıca “ortada duran”, “açık şehir” anlamlarını da taşıyor. Hem yaşayan açık bir şehir hem açık bir müze gibidir Odragend, deniliyor şehirden bahsedilirken. Bence Mungan, “gend-kent” ve İngilizce’deki “masal” anlamına gelen “legend”in söyleyiş yakınlığından faydalanmış şehrin adını kurgularken. “Bulunduğu coğrafyanın armağanı olarak yılda bir kez gökyüzünde on üç dolunayın birlikte görüldüğü tek şehirdir.(s.422)” ifadelerine yer verilmiş şehir ile ilgili. Bu da şehrin masalsılığını güçlendiriyor. Şehrin büyük meydanlarının adı Atalagaya’dır. Yedikatlı ve yedi kapılı Şehir Sarayı ise şehrin en görkemli mekânlarından. Odragend’in yönetim tarihi de bu bölümde detaylıca anlatılmış. Odragend’in ilk krallarından Oreganu’nun anıt mezarını görmenin yeri itibarıyla tehlikeli oluşundan da epey bahsedilmiş. Surların dibinde Limon Masası’nda yaşlı bilge kişiler yaşlarının olgunluğuna erişmiş bir şekilde sakin sakin beklerler bu şehirde.
Siyah kalem bölümünde Ulsangeyma, Bendag’ı koruma içgüdüsüyle On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri’ne katılmak için Odragend’e gelir. Önceki yıllarda LuuRa’daki Çizimevi’nde çalışmış, geçen ay nar şenlikleri nedeniyle Tau’da bulunan Woh-Zack adlı bir ressama resmini çizdirir.
Kan bölümünde Moottah ve ikizler Odragend’e girerler. Moottah, “Öteden beri geçmişte çok kan dökülen yerlerin, uygarlığın beşiği olduğu söylenir. İnsanın beşiğinde kan vardır. Kan kaynayan topraklarda büyür geleceğin uygarlıkları.(s.431)” cümlelerini sarf eder Zeey ve Tagan’a, Odragend ile ilgili çokça bilgi de verir. Bölümün son cümlesi “Kendilerini orada bekleyen kaderi önceden bilemezlerdi.(s.433)” merak uyandırıcı.
Yaprak bölümünde Bendag da varıyor Odragend’e. Önüne kalp şeklinde bir yaprak düşüyor. Bakalım Bendag’ı bir aşk mı bekliyor diyerek meraklanıyoruz. Bendag, Limon Masası’nda Ugroja’nın oturduğunu öğrenince tanınma endişesi yaşıyor. Kimliğini gizleme konusunda hâlâ kararlı.
Kelebek Defteri’nde şair Dehemar’ın “Kırda Kelebek Defterleri” adlı ilk kitabı kelebekleri öldürerek oluşturduğu ve bu defteri sergileyeceği bilgisi okuru üzmeye yetiyor. Bölümde Dehamar’ın iç dünyası da detaylandırılmış.
Yanından geçip gitmek bölümünde Gamenn ve Pepqemok’un Odragend’e girdiklerinde Bendag’ın yanından geçtiklerini ve Bendag’ta Ganmenn’i tanıma hissi oluştuğunu, sonrasında ise karşılaşacaklarını öğreniyoruz. Gamenn, Aoi’deki eski Rüya Terbiyecileri’nden Khora’nın Odragend’e taşındığı bilgisini alıyor. Gamenn, çocuk yaşta öldürülen, katilleri bulunamayan kardeşinin büyük anıtın gölgesindeki mezarını ziyaret ediyor. Sonrasında Güvenlik Sarayı’ndaki polis Tauro ile şair cinayetleri hakkında konuşuyorlar.
Akvaryum’da, Bendag ile Ulsangeyma’nın karşılaşmalarını, kralın heykeline gitmek için sözleşmeleri, Elveda Kayası ile ilgili verilen bilgiler bölüme romantik bir hava katmış.
İz ve gölge bölümünde eskiden LuuRa’da Çizimlerevi’nde suçlu portreler ressamı olarak çalışmış, şimdilerde sokak ressamı olan Woh-Zack, Güvenlik Sarayı’na gidip Büyük Kuzey Çadırı’nda çizdiği Remzganan’ım diyen Bendag’ın portresini Tauro’ya gösteriyor. Bendag’ın portresini her yere asmak için çoğaltıyor Woh-Zack. Bir kagemushaya dönüşerek Tauro’ya hizmet için bir gölge haline geliyor.
Suyun karşılaştırdıkları bölümünde, Bendag ve Ulsangeyma şair Dehemar’ın “Kırda Kelebek Defterleri” sergisine gidiyorlar. Sergi bugün bile pek rastlayamayacağımız türde ileri teknoloji ile oluşturulmuş görünümde. Dehamar görmezden geliyor Bendag’ı. Bu bölümün sarsıcı haberleri Agabu’ya hem de Ehiyyu’nun elleriyle Yaşam Boyu Onur Ödülü’nün verilecek olması ve Bendag’ın Ulsangeymanın kaldığı hana döndüğünde Makrakamash’ta Uyku Hanı’nda gördüğü hasta kişiyle karşılaşması. Rüyasında hiç tanımadığı Ümma’yı görüp ondan Gamenn’le tanışması isteği de merak uyandırıcı.
Katilin temizliği’nde yine bilinç akışı ile katilin sağlıksız ruh hali verilmiş. Şu ifadeleri örnek olması açısından alıntılamak istiyorum: … sesler sesler…su, suda, suya, suyun… suyun gözleri dalgın bakıyor bu su o suya saklanıyor suda saklanıyor o su taşıyor onu ondan ona… gözyaşı da su kan da su ter de su su da su…her şey su…(s.463)
Sarı Tebessüm bölümünde Bendag sorguya çekiliyor sarı odada. “Birilerini ele verenlerin, bir şeylere ihanet edenlerin, saklı kalması gerekenleri açıklayanların, gizleri ortaya dökenlerin, yaptıklarını itiraf edenlerin yüzündeki gülümseyişe “sarı tebessüm” dendiği(s.466)” yazıyor. Sorgu’da Bendag, Uyku Hanı’na girerken kullandığı sahte kimlikteki kişinin kim olduğu sorusu üzerine sevgilisi olduğunu söyleyerek hemcins aşkının kurcalanmaması avantajını kullanıyor. Bendag, Ulsangeyma’nın tanıklığı sayesinde kurtuluyor sorgudan.
Çok eski bir günbatımı, yürekleri dağlatan bir bölüm olmuş. Bir mutasavvıf misali iki dervişi yetiştirmek için yollara çıkan Moottah ve ikizlerin başına gelenler… Agabu’nun peşlerine saldığı “İsimsiz Güçler” çapulcular çetesinin karanlık yüzlü adamları… Seyyid Nesimi gibi ne trajik bir ölüm.
Şairin Romanı’nında yer alan altı bölümün değerlendirmesini tamamlamanın gururunu taşırken ayrıca romanla vedalaşacak olmanın burukluğunu yaşıyorum. Son bölüm “Şairin Oyunu” adını taşıyor ve “Yalnızca bir günbatımı, Kafes, Kötülüğün ömrü, Yer değiştiren sırlar, Kötülüğün sabrı, Yazgının çapraz atkısı, Yazgının hızlandırılmış kanatları, Yer değiştiren bulmacalar, Khora’nın izinde, Uçurum ipi, Terazinin sessizliği, On üç dolunaylı yıl, Kapanmayan gözler, Defterlerdeki hayat” alt başlıklarından oluşuyor. Tüm düğümler çözülecek, katil ya da katiller ortaya çıkacak mı?. Agabu Ehiyyu’nun ellerinden “Yaşam Boyu Onur Ödülü”nü alacak mı? Bendag’ın kimliği ortaya çıkacak mı? Ulsangeyma ile Bendag arasında bir aşk yaşanacak mı? Ümma, Lelalu, Gamenn, Pepqemok, Gamenn’in arkadaş tayfası ile ilgili ne gelişmeler olacak? En önemlisi adalet yerini bulacak mı? Okuyup görelim. Sonraki genel bir değerlendirme yazısı ile Mungan’a ve Şairin Romanı’na hep hatırlamak üzere veda edelim.
MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI”NI NEDEN OKUMALIYIZ?
Murathan Mungan’ın ilk olarak 2011 yılında Metis Yayınlarından basılan 582 sayfalık Şairin Romanı’nı hızın, teknolojinin, tüketimin ön planda olduğu çağımızda okumak için sanırım geçerli sebepleri olmalı okurun. Çağı pek de yakalayabildiğimi söyleyemesem de eseri yakın dönemde okumuş bir okur olarak Şairin Romanı’nı neden okumalıyız sorusunu bu yazıda kısaca cevaplamaya çalışacağım.
Murathan Mungan; şiir, öykü, roman, deneme, senaryo, tiyatro, masal ve şarkı sözü gibi birçok türde eser veren çok yönlü sanatçılarımızdan birisi. Sanatının olgunluk döneminde yazdığı Şairin Romanı’nda çok yönlü sanatının yansımaları görülür. Romanın adının yanı sıra ana bölümlerin “Şairin Dönüşü, Şairin Toprağı, Şirin Levhaları, Şairin Gölgesi, Şairin Hayvanı, Şairin Kanı, Şairin Oyunu” adını taşıması, eserin büyük bölümünde şiirsel bir dile, ayrıca adeta şiir teorilerine yer verilmesi, eserde şiir bayraklarının dalgalandığı, şiir kahvelerinin yer aldığı şehirlerin bulunması özellikle şiir seven okurların eseri okumaları için yeterli bir neden bence.
Roman, “Yarın kendileri için yeni bir gün olmayabilirdi, ama bugün burada batan güneş kâinatta başka bir yerde, belki de rüyasından yeni uyanmakta olan dünyada doğacaktı.” cümlesiyle bitiyor. Yani bu romanda yaşananlar içinde yaşadığımız dünyada yaşanmıyor. Dünya ile benzer özellikler gösteren ama biraz daha ütopyaya yakın bir yaşamın olduğu başka bir gezegende hayat, düzen nasıldı? Mungan’ın kurguladığı gezegen oldukça merak uyandırıcı.
Şairin Romanı’nda geleneksel Doğu edebiyatlarında yer bulan rüyaların, eşi benzeri bulunmayan madenlerin, sahibinin yanından ayrılmayan atların, bilge kişilerin, olağanüstü özellikleri olan kuyuların, köprülerin, Dede Korkut’u, Kaşgarlı Mahmut’u andıran kahramanların yer bulmasının yanı sıra dünya edebiyatının fantastik ve polisiye romanlarının, ütopyalarının, distopyalarının da izleri açıkça görülüyor. Doğu Batı sentezini görmek, farklı roman türlerinin tek bir potada eritildiği bir romanı okumak ayrıcalıktır. Şairin Romanı ayrıcalıklı bir okur olmaya fazlasıyla değer.
Yazar ayrıca sinema sanatından da beslenmiş. Eserde birçok yerde kullanılan “kagemusha” Japon film yönetmeni Akira Kurosawa’nın 1980 yılına ait bir filminin adıdır. “Taklit eden kimse” için kullanılan bir terim olan kagemusha romanda da benzer şekilde kullanılıyor. Savunmasız klana saldırmaktan vazgeçirmek için ölü bir kumandanın kılığına girmesi öğretilen düşük sınıftan bir suçlunun hikâyesinin anlatıldığı film Mungan’a da ilham kaynağı olmuş. Agabu’nun babası Yeşilalaylar komutanı Settu, daha uzun yaşamak adına kagemushalar kullanmış. Ardından oğlu Agabu Serhanas’ın, Avona Zeheyra’nın kagemushasına dönüşmüş. Ayrıca, arkeolojiye, dil bilime, folklore, sanat tarihine de yoğun olarak yer verilmiş eserde. Bir söyleşide Murathan Mungan “Ben daha çok bu coğrafyanın malzemesini de taşıdım romana. Mesela Künt kapıları anlatırken Moottah, bilenler aslında onun bir Selçuklu mimari geleneği olduğunu anlarlar, ya da ağaç kesme törenlerini Tahtacıları ve Alevi geleneklerini bilenler anlarlar.” diyor. Farklı sanat dallarının bu şekilde disiplinler arası kullanımından hoşlanan okurların da okuması gereken bir eser Şairin Romanı.
Romanda yer alan kahramanların adları Bendag, Moottah, Zeey, Tagan, Ümma, Lelalu, Ulsangeyma, Remzganan, Dehamar, Tarkusyu, Serhanas, Gamenn, Pepqemok, Remzganan, Qkhanyus, haritacı Kaa, Horad, Dynn, Kuyuhera, Sahremina, Agabu, Settu, Zeheyra, Avona, Ehiyu, Chinhaya, Tauro, Woh-Zack, Yasnura her ne kadar Doğu ve Batılı isimleri çağrıştırsa da yaşadığımız dünyada var olan isimler değildir tıpkı romanda geçen Kohragandt, Makrakamash, Odragend, Cadebra, Naburri, Micla, Aoi, Wynmock, Eddnabari, Samarakad, Pouhwek, Dohanara, LuuRa, Balma adlı mekânlar gibi. Sadece bu ismlerin ahengine kapılıp gitmek için bile romanı okumaya değer.
Eserde tabiata ve şiire hep bir arada yer verilmiş. Eserde geçen bitkiler üzerine bir tez bile hazırlanabilir. Tabiata, özellikle bin bir çeşit bitkilere meraklı okur da okumalı mutlaka eseri.
Şairin Romanı, ayrıca yazarına ödül kazandırmış bir eser. Mungan, 2012 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne , “30 seneyi aşkın süredir tiyatro, şiir, öykü, roman ve deneme alanlarında gösterdiği yaratıcılık, yenilikçilik ve yetkinliği” gerekçesiyle layık görülmüş.” Benim gibi ödüllü eserlere meraklı okurlar için Şairin Romanı, özellikle “Ödüllü hangi eseri okusam?” diye düşündükleri zamanda kurtarıcı olacak bir eser.
Peki, Mungan’ın on beş yılını vererek yazdığı bu eseri okur nasıl okumalı? Şiire ve şaire saygı niteliğinde yazılmış bu romanı okur da saygı ile okumalı mutlaka. Yani, bir an önce bitsin diyerek değil. Sakin bir dönemde, yavaş yavaş, satırların altını çize çize ya da notlar ala ala okumalıdır. Şairin Romanı kesinlikle bunu fazlasıyla hak ediyor.
[sharethis-inline-buttons]

YORUM