“Biri, Hiçbiri, Binlercesi”nde İnsan ve Kusurları

ANA SAYFAKitaplık

“Biri, Hiçbiri, Binlercesi”nde İnsan ve Kusurları

Zeliha Tamer Uçar, Luigi Pirandello'nun Biri, Hiçbiri, Binlercesi romanını incelediği yazısıyla Daima Edebiyat'ta.

FYODOR DOSTOYEVSKİ’DEN FYODOR PAVLOVİCH KARAMAZOV’A
Muhammet Erdevir yazdı: Bir Yaşam Övgüsü Olarak Mitat Enç’in Bitmeyen Gece’si
Yoğunluğun Estetiği: Yekta Kopan’ın Kediler Güzel Uyanır Kitabında Öykü Poetikası

BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİNDE İNSAN VE KUSURLARI
Zeliha Tamer Uçar

“Ne yapıyorsun?” diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce.
“Hiç,” diye karşılık verdim. “Kendime bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine. Basınca biraz acıyor da.”
Karım gülümsedi:
“Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım,” dedi.
Kuyruğuna basılmış bir köpek gibi döndüm:
“Çarpık mı? Benim burnum mu?”
Karım, dingince:
“Elbette, canım. İyi bak: sağa doğru çarpık.”

O güne kadar burnundaki eğriliğin farkında olmayan Moscarda başkalarının gözünden bakınca, kendini zannettiği kişi olmadığını anlar. Üstelik karısı bedeninde başka kusurlu gördüğü yerleri de sayıp döktükten sonra alay eder gibi pek üzülmemesi gerektiğini, çünkü, önünde sonunda bu kusurlarıyla da yakışıklı olduğunu söyler. Aldığı bu beklenmedik eleştiriler karşısında aslında kendini hiç tanıyamamış olduğunu fark eden karakterimizde iç çatışmalar başlar.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi

Eğer başkalarının gözünde bugüne kadar olduğumu sandığım kişi değilsem, kimdim ben? Kendimi onların beni gördüğü gibi görmek istiyordum. Ama herkes bir başkasını, kendi dünya görüşü içinde yaratıyordu. Ama benim kendime ait bir gerçekliğim yoktu. Sahip olduğum bankaya para yatıranlar için “tefeci” idim, Paramı dağıttığım zaman “deli, deli” diye bağırıştılar. Karım için “Genge” idim. Budala ama tatlı biri. Hayatım bir oyuncak bebeğin oyununa dönmüştü. Demek içimde başkalarının gördüğü binlerce Moscado yaşıyordu. Ben “birisiydim” ama ben kimdim, kim?

Vitangelo, ya da karısının seslendiği ismiyle Genge, yirmi sekiz yaşında, tefecilik yaparak zengin olan babasından kalan mirasla geçinen,  kendini ve yaşadığı hayatı o güne kadar sorgulamamış bir insan olarak karşımıza çıkar. Moscarda, başkalarının gözünden nasıl göründüğünü, hayatını ve kimliğini sorgulamaya başladığında yıkıcı bir sarsıntı geçirir.” Kendine yeniden bakmaya, yakından incelemeye başlar. Yıllardır kendisi için farklı, eşi için farklı bir Moscarda olduğunun ayrımına varır. Bu farkındalık, onu bambaşka düşüncelere iter. Üzerine düşünmeye bir kez başlayınca aile ilişkilerinden iş hayatına, dostluklarına varıncaya kadar bir kişilik sorgulamasının içine düşer. “Ya kendisini böyle gören sadece eşi Dida değilse,” sorusu aklına takılır ve “Karımın keşfinden sonra, başkalarının da bu kusurlarımı fark etmiş olabilecekleri; dahası, bana baktıklarında bu kusurlardan başka şey görmeyecekleri geldi aklıma,” diye düşünür. Moscarda’nın kendi fiziksel görüntüsüyle ilgili sorgulamalarıyla başlayan süreç delilikle nihâyete ermekte. Bu delilik beklenmedik bir şekilde Moscarda’yı başkalarının yargılarından bağımsızlaştıran bir özgürlük sunar karakterimize.

Luigi Pirandello (1867-1936)

Sicilyalı yazar Luigi Pirandello (1867 – 1936), İtalyan ve dünya edebiyatının en önde gelen isimlerinden biri. Pirandello, ekonomik durumunun bozulması, evliliğindeki çalkantılar, eşinin deliliği, yaşadığı dönemin I. Dünya Savaşı’na denk gelmesinin hayatına getirdiği zorluklar gibi yaşamındaki maddi ve manevi sarsıntıların etkisiyle daha çok psikolojik ağırlıklı eserler kaleme alır. Bu eserlerinde “gerçek nedir” düşüncesini sorgular. Pirandello’nun bakış açısına göre, “gerçek” sürekli değişir. Kişiden kişiye her zaman farklı şekillerde algılanıp yorumlanabilir. Bu bakışından yola çıkarak kaleme aldığı eserlerinde yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan hiçbir özel anlam ifade etmemektedir. Asıl önemli olan olanı biteni algılayışımızdaki çeşitlilikler sonucu yorum ve değerlendirmelerimizdeki farklılaşmadır.

Karısının hastalığı, Pirandello’yu psikanaliz üzerine çalışmalarıyla ünlü Avusturyalı nörolog Sigmund Freud’un teorilerini araştırmaya, zihin mekanizmalarını anlamaya ve akıl hastalığı sürecinde hastaların sergilediği davranışları izlemeye sevk eder. Eşi hastalığı ilerledikçe yazarı tanıyamamaya hatta Pirandello’ya farklı bir isimle seslenmeye başlar. Eşinin bu durumu, Pirandello’da değişik düşüncelerin oluşmasına neden olur. Pirandello çocukları ve eşinin gözünde bambaşka iki karakterdir. Bunlardan ilki çocuklarının gerçeği, diğeri ise eşinin gerçeği olan Pirandello’dur. İki taraf da bu gerçeğe farklı açılardan bakar. Görecelik fikrini farkına vardığı gerçekliklerin çeşitliliği üzerinden geliştirir. Romanın bir yerinde bu görüşünü şöyle dile getirir: “Nesneleri başka gözlerin onları nasıl gördüklerini bilemeyen gözlerle görmek. Kendi kendisi için bir şey olmanın hiçbir değeri yoktu artık.”

Nobel ödüllü Luigi Pirandello’nun, kaleme aldığı Biri Hiçbiri Binlercesi isimli romanı yazarın son ve belki de en iyi romanlarından biri. İlk olarak La fiera letteraria adlı dergide parçalar halinde yayımlanan roman, daha sonra 1926 yılında tek cilt halinde yayımlanır. Roman, yazarın eserlerinin birçoğunda bireyin yaşamının kaçınılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkan gerçeklik olgusunu, arayışını varoluşsal bir kimlik bunalımı üzerine kurgular. Pirandello, eserini belirsizlik ve görecelik kavramları çerçevesinde ele alarak, bireyin bu kimlik bunalımı sonucunda ortaya çıkan varoluşsal bunalımına değinir. Bu bunalım, bireyin kendisini tanıdıkça kendisine yabancılaşmasının, kendine yabancılaştıkça aslında diğerlerinin bakışından özgürleşerek farkına varmadan kendisini tanımaya başlamasının yarattığı çelişkili durumdan kaynaklanmaktadır.

Romanda Moscarda kişinin asla kendinin tam olarak farkında olamayacağı görüşünü şu satırlarla ifade eder: “…Çünkü kendini görebilmek için içindeki yaşamı durdurmak zorundasın. Bir fotoğraf makinesinin karşısında durur gibi. Poz alırsın. Poz almaksa bir anlığına bir yontuya dönüşmektir. Yaşam sürekli olarak devinir ve hiçbir zaman gerçek anlamda kendi kendini göremez.”

“Öyleyse, yaşadığım sürece hiçbir zaman kendimi göremedim mi ben?”

“Hiçbir zaman. Benim seni görebildiğim biçimde değil. Ama senin yalnızca bana ait olan bir imgeni görüyorum ben; kesinlikle senin değil bu imge. Yaşarken, kendi imgeni ancak bir enstantane resminde yakalamış olabilirsin…”

Bu roman beni “persona” kavramı üzerinde düşünmeye itti. Günümüz dünyasında, romanda işlenen konunun aksine, farklı bir sorun ile karşı karşıyayız. Yaşadığımız çağın hastalığı olan, kişiliği perdeleyen, günümüz insanının takındığı maskelerin kişiyi özünden nasıl da uzaklaştırdığı gerçeğiyle yüzleşmek daha da sarsıcı geldi bana. Ortamına göre, çıkarına göre, dışlanma korkusuyla, beğenilme hatta onay alma arzusuyla takılan maskeler. Biri Hiçbiri Binlercesi. Sahi aslında siz kimsiniz? Kim olduğunuza uyanmak, hayal ettiğiniz kişi olmadığınızı fark etmek için birilerinin de sizi sarsmasına ihtiyacınız var gibi. Kendinizin kim olduğuyla yüzleşmeye, ortamına göre takındığınız maskeleri çıkarmaya cesaretiniz var mı?  Başkalarının sizi nasıl gördüğü, hakkınızda ne düşündüğü önemli olmasaydı nasıl davranır, nasıl bir insan olurdunuz? Takındığınız maskelerin sizi kendiniz olmaktan uzaklaştırdığının hatta hasta ettiğinin nihayetinde karşınızdakinin kölesi haline getirdiğinin farkında mısınız?

Moscarda’nın farkına vardığı gibi insanlar bizi kendi gerçekliklerine göre görmek istedikleri şekilde görecekse maskelerimizi çıkarıp kendimize merhaba demek köleliklerimizden azat olmamızı sağlamaz mı?

Yazar, karakterimizin varoluşsal bunalımlarını mercek altına almanın yanında alt metinlerle yer yer ironik bir dil kullanarak din, kilise, toplumun ikiyüzlü algısı gibi konularda da eleştirilerini ortaya koymuş. Kırmız Kedi yayınlarından Şadan Karedeniz çevirisiyle okuduğum “Biri Hiçbiri Binlercesi” romanı farklı kurgusu, bireyin kendi olma yolculuğundaki bunalımları ve toplumsal eleştirileriyle beğendiğim bir kitap oldu. Ancak kitap bazı cümleleri tekrar tekrar okumadan kendini okuyucusuna açmayabilir. Dikkatli ve üzerine düşünerek okuma yapmaya zorlayan bir roman olduğunu söylemeliyim.

YORUM

WORDPRESS: 0