Büşra Ünal "Masamda Kırmızı" adlı öyküsüyle Edebiyat Daima'da
Büşra Ünal | Masamda Kırmızı
[sharethis-inline-buttons]Her zamanki tembelliğim yakama yapışmış nefesimi boğarken masamın dağınıklığına köşeden bakan bir çift göz fark ettim. Burada ne olup bittiğini anlamaya çalışan şaşkın bakışlara benim de gözüm takıldı. Hayret! Bunca zaman nasıl da görmemişim. Bu seyir hep benim üzerimde miymiş? O kadar gün, gece. Her hareketimde burada benimle miymiş? Hemen son günlerde odada neler yaptığımı hatırlamaya çalıştım. Bilgisayar, kâğıtlar, kitaplar, notlar, telefon görüşmeleri, sıra sıra dizilmiş su, çay, kahve bardakları, çok yemiyorum ki denerek vicdan rahatlatmaya çabalanan abur cuburlar. Daha başka, daha özel şeyler, her şey. Hepsi zihnimden mavi bir çizgi halinde akmaya başladı. Benim hakkımda ne kadar bilgisi vardı sahi? Hareketler tamam ama düşüncelerimi kovalayabiliyor muydu? Bir ucundan tutup yere çalsam muzaffer hissedeceğim bilinç akışımı o takip edebilmiş miydi? Tüm bu sorular zihnimdeyken bir kez daha dikkatle baktım o gözlere. Gözlerin anlamına anlamlar eklenmeye başladı. Hayretin yanında, sanki biraz da acıyordu bana bu gözler. Evet evet, acıyordu! Bu duruma bir hayli canım sıkıldı. Acınacak neyim var yahu? Tamam, bir miktar tükenmiş hissediyorum. Evet, hâlâ hayatta dişe dokunur bir şey beceremedim. Biliyorum masamın altı hatırlamak istemeyeceğim anılarla dolu. Dağınığım, düşüncesizim zaman zaman, bazen fazla hassasım. Düzen denen şey ömrüme uğramamış. Omuzlarımda bir ağrı taşıyorum. Dik durmaya mecalim yetmiyor da bir eğrilikte kamburlaşıyorum. Değiştiremediğim dünya düzenine ayak uydurup yok oluşuma yürüyorum. Doğru, böyleyim..
Haklıymış gözler.
Yalanlarla kendimi kandırmışım hep.
Kaybedişimin dökümünü çıkarıyorum kalem kalem.
Haklılar, çok haklılar.
Ama bir dakika yahu! Kendim hesap kitaba daldım da kafamı kaldırıp, hemşerim sen kim oluyorsun, ne işin var benim odamda, demedim. Ben kötüyüm tamam. Kaybedişlerden kaybedişlere sürükleniyorum kabul. Ama sen kimsin, ne yapıyorsun burada? Hem sen sütten çıkmış ak kaşık mısın ki bana hesap soruyorsun? Hiç! Kendi işlediklerine bakmazlar da yanan köye uzaktan fetva verirler. Buyur sinirlendim yine durup dururken. Hemşerim, sana diyorum hoop!
Cevap da vermiyor. Biraz endişe dolmaya başladı gözlerine ama. İyi, tedirgin ettim en azından. Şimdi burnunu benim işlerime rahat rahat sokamaz. Oh ne âlâ. Gir istediğin eve, odaya, daha tanımadan ver hükmünü. Kötü kötü bak sonra. Yemezler aslanım yemezler! Önce sen de bir dökül bakalım. Her şeyi açık açık anlat. Tereken temiz çıkarsa sorgularsın beni. Mümkün mü, yok! Susarsın öyle tabii.
Konuşmanı bekliyorum…
Bekliyorum…
Hâlâ bekliyorum.
Hiç mi konuşmazsın sen yahu? Bir kelam et be, bir sözcük çıksın ağzından. Ne dersen itirazsız dinleyeceğim kabul. Bak ben diyorum ben, muhalif olmayacağım bir şeye. Her zaman vermem bu sözü. Veremem zaten tabiatım müsait değil. Ama sana veriyorum işte. Konuşsana be!
Yok, konuşmayacak. Nasıl konuşsun zaten. Delilik bende. Adam yerine koydum dinliyorum. Ne yapayım. Handiyse üç haftadır çıkmadım evden.
Masamdaki Sevgili Kırmızı Makas, biliyorum sen de en az benim kadar aklını kaçırmışsın. Kır kalıplarını gel, konuşmanı bekliyorum.
[sharethis-inline-buttons]

YORUM