Serdar Aydın’la Arabesk Üzerine Söyleşi

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Serdar Aydın’la Arabesk Üzerine Söyleşi

Bünyamin Ayvaz, arabesk müzik üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Serdar Aydın'la bir söyleşi yaptı.

Doç. Dr. Salih Seyhan ile “Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi” Üzerine Söyleşi
SESSİZ BİR HAFIZANIN PEŞİNDE: “TÜRK SİNEMASINDA POLİTİK MİLLİYETÇİLİK” KİTABI ÜZERİNE SELÇUK KÜPÇÜK İLE SÖYLEŞİ
Ahmet Şahin Konuştu | Prof. Dr. Ercan Haytoğlu ile Denizli Basını Üzerine

Bazı insanlar, zihinsel olarak rutin normların dışında belirli bir döngüye ait olmadan yaşar. Ben öyle sanıyorum ki bizim hayatı idame ettirmek için kullandığımız zamansal, mekânsal formlar onlar için belirsiz bir tanımlamadan ibaret. Serdar Aydın bu insanlardan biri. Eğer kadrajda o varsa filtreler renksizleşir; arka fonda ağır nağmeler dönmeye başlar; kendini nadir gösteren bir incelik, kaba kelimeler içinde kaybolup gider. Serdar, arabesk müziğin sadece güfte-beste yönüyle değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla da ilgileniyor ve gerek kaset-plak koleksiyonu, gerek kitapları ve bilgi birikimiyle bu alanda silinmesi güç bir hafıza oluşturuyor. Hayatını, arabesk müziğin sesi ve ruhuyla harmanlayan bir mühendis. Namıdiğer “Arabesk Mühendisi”

Sevgili Serdar’la klasik söyleşi merağının yerine arabeskle ortalama bir insan kadar ilişki kuran biri olarak benim merak ettiğim bazı hususlar üzerine sohbet ettik. Keyifli okumalar.

Bünyamin Ayvaz

Türkiye’de Arabesk’in doğuşunda toplumsal durumun nasıl bir etkisi oldu? Başlangıcından bugüne Arabesk Müziğin toplum üzerindeki etkileri sence nelerdir?

Burada arabeskin doğuşu denilen yere net bir çizgi çekmek pek kolay değil. Öncü dönem denilebilecek 30 ve 40’lı yıllardan başlayarak asıl starların çıktığı 60’lı yıllara değin uzayan bir süreç söz konusu. Hal böyleyken farklı dönemlerden toplumsal izlerle düşünmek gerekir. 40’lı yılların dinamikleri ile 60’lı yılların toplumsal izdüşümleri bir değil. Keza yine iki farklı dönemin siyasal atakları, ekonomik bunalımları da bir o kadar değişken. Arabesk, öncü dönemde bunlarla daha çok sinema üzerinden bağ kurmuştur. Mısır filmlerinin Türkiye’de gösterilmeye başlamasıyla açılan bir serüven. 40’lı yıllardaki temas buradan başlarken, toplumsal etki daha merkez-taşra arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Tarihsel arka planında uzun yıllardır devam eden, sanatın tahakkümü ve halk için mi, sanat için mi sanat tartışmaları bir anlamda arabesk ile toplumsal olarak halka doğru evrilir. Öncü döneme net arabesk demek güç olsa da sonradan bu ifadenin kullanılmasının pek yanlış olmadığını düşünüyorum açıkçası. Buradan bir daire çizmek gerekirse, arabeskin dönemleri ile toplumsal yansımaları arasında paralellik vardır. Toplumun bütün kesimi için geçerli olmasa da büyük bir kesimi için geçerlidir bu durum. Alışılagelmiş çıkarımlardan biri olan kırdan kente göç olgusunun arabesk müzik üzerindeki payı da tabii ki yadsınamaz. Değişen sosyolojik hareket arabesk müziği, yaşamı biçimlendirmiştir. Bir yanıyla da arabesk, toplumda onu dinleyen birçok insanın eşlikçisi olmuştur. Bunu atlamamak gerekir. Söz gelimi gece vardiyasında çalışan bir taksiciden sabaha kadar çalışan konsomatrise, tekstil fabrikasında vardiya deviren onlarca insandan şehrin karaborsasına düşmüş binlerce gence kadar arabesk, bir yanıyla -eşlik ederek- onların hayata tutunmasını sağlamıştır.

Serdar Aydın

Türkiye’de özellikle sinema alanında öne çıkan çalışmaların hemen hepsinde yeniden gündeme gelen arabesk eserler görüyoruz. Bunun sebebi sence nedir?

Yani müzik sinema ilişkisi üzerinden değinmeli biraz belki buna. Sadece Türkiye’de değil Dünya sinemasında da bu ikili etkileşim yıllardır tartışılagelir. Arabesk özelinde bakmak gerekirse zaten, arabeskin bir yanı halk ile ilk temasını hep sinema üzerinden kurmuştur. 40’lı yıllarda başlayan Mısır filmlerinin Türkiye’de gösterilmesiyle açılan süreç, 70’li yılların sonunda arabeskin babalarının çektiği filmlerin milyonlarca izlenmesiyle evrilen bir sürecin son döneminde de yansımaları görülebilir. Müslüm Gürses’in “Neredesin Firuze” filmine Sensiz Olmaz şarkısıyla konuk olmasından, Fatih Akın’ın “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” belgeseline dahil olan Orhan Gencebay’dan yol alarak 2000’ler sonrasında birçok farklı örnek sayılabilir bu ilişkiye dair. Keza birçok televizyon dizisinde de benzeri kullanımlar barizdir. Sonraki yıllarda çekilen “Müslüm” ve “Bergen” filmlerinin etkileşimi de ortadayken, arabeskin etki alanının sadece müzikal değil aksine sinema üzerinden de ilerlediği açıkça söylenebilir. Bunun ilk sebebi arabesk müziğin hor görülmesine rağmen halen daha etkileşimi olan ve yaşayan bir tür olmasıdır. Biz bunu büyük yankılarla duymuyor olabiliriz fakat fısıltılarda, çıkmaz sokaklarda bu şarkılar ülkenin tesisatına çentik atmaya devam ediyor.

Arabesk müziğin yıllar içinde değişimi hakkında ne düşünüyorsun? Bugün modern Arabesk olarak adlandırılan tarz, klasik Arabesk ile nasıl bir ilişki içinde?

Modern arabesk tanımı biraz taze gibi duruyor öncelikle bunu söyleyeyim. Bir dönüşüm aşikâr. Artık toplum eskisi gibi değil, bu da net. Arabeskin ilk kuşağını dinleyen birçok insanın torunu sayılabilecek gençler artık bu müzikle temas kuruyor. Doğal olarak onları arabeskin eski kalıplarıyla içeri çekmek pek mümkün değil. Daha cover denilebilecek düzenlemelerle bu eserler hâlen gündemde kendisine yer buluyor. Söz gelimi geçenlerde Sagopa Kajmer’in Kamuran Akkor ile birlikte yayınladığı Bir Ateşe Attın Beni şarkısı şimdiden milyonlarca dinlemeye erişti. Malum Bir Ateşe Attın Beni şarkısı arabesk müziğin klasiği denilebilecek eserlerdendir. Sagopa Kajmer’in rap dokunuşlarıyla birlikte yeniden yaratılmış olan bu eser şimdi başka bir kitlede tekrar karşılık buldu. Klasik dönemin o ağır tonları bir yanıyla modern dönemde dijital etkiler ve iyi müzisyenlerin müdahaleleriyle evrimin gerçekleştiriyor. Tabii bu sürecin uzun süreceğini belirtmek gerek. Bence arabeskin dönüşüm süreci bitmedi. Hatta bu türün klasikleri bile henüz gündemdeki yerini kaybetmedi. Hâl böyleyken arabeskin ilerleyen yıllarda farklı türevleriyle uzun zaman gündemde kalacağını düşünüyorum. Bütün yok sayılmalarına rağmen. 

Arabesk müziğin genç kuşaklar tarafından nasıl algılandığını düşünüyorsun?

Bu soruyu bir örnekle cevaplayayım. Geçenlerde bir haber okumuştum. Malum yıl sonlarında birçok farklı müzik platformu yıllık verilerini paylaşıyor. Onlardan biri de Kamuran Akkor’un ‘Spotify 2024 Değerlendirmesinde, 76 Milyon Dinlenme ile Dünya Listelerinde Zirvede’ şeklinde bir haberdi. Haberin detaylarında Akkor’un bazı şarkılarına 2024 yılında 6,84 milyon dinleyici tarafından etkileşim sağlandığı yönünde bilgiler var. Aşk Eski Bir Yalan, Ben Sarhoş Oldum gibi şarkılarının listenin başında yer aldığını söyleyen bu haber, genç kuşağın algısına dair de ciddi veri sunuyor. Her ne kadar bütün şarkılar olmasa bile dinleyici sayısının etkileşimi çok yüksek bir oranda. Salt bu istatiksel veri bile arabeskin diriliğine dair yeterli diye düşünüyorum.

Arabesk müziğin farklı kuşaklardaki karşılığı ve bu karşılığın farkları için ne söylersin?

Kuşaklar değişse de sözler, hüzünler, acılar hep aynı kalıyor diye cevaplayarak başlayayım. Daha önce de birkaç farklı yerde yinelemiştim, arabesk bir yanıyla sözlerin hüküm sürdüğü bir müzik türü. Kuşaklar değişse de aşkın bu ülkedeki yansıması pek değişmiyor. Aşkın, acının, hüznün, sevincin tonları büyük oranda aynı kalıyor. Müzikal dönüşümler arabeski farklı kuşaklara daha rahat ulaştırıyor belki ama sözlerin değişmemesi, aynı sözler üzerinden ilerlemesi ve bunların farklı kuşaklar tarafından da sevilerek dinlenmesi, arabeskin bir yanıyla salt müzik türü olmadığının da önemli argümanıdır.

Serdar Aydın - Yavuz Taner - Arabesk Sözlüğü

Her çalışmanın insanı büyük bir heyecana ya da şaşkınlığa sürüklediği bir noktası vardır. Tüm çalışmalarınıza baktığınızda senin için böyle bir nokta var mı? Nedir?

Açıkçası böyle bir aşama yok diyebilirim. Çünkü benim yayınlanan çalışmalarım, henüz yayınlanmamış olanlardan daha azdır. Ben bir dosya/deneme bitince, hemen bir ötekisine çok rahat başlayan biriyim. Bir yanıyla ödev gibi oluyor bu, işimizi yapmak gibi. Onun için heyecan duyduğumu pek söyleyemem. Bende daha çok gerginlik yaratır bu durum. Acaba bundan sonra ne olacak? O an’ın içinde pek kalamam yani bu anlamda. Tamam yazıldı, bitti, yayınlandı, eee şimdi ne yazıyoruz? Buradayım daha çok.

Muhakkak bu sanatçıların yakınlarıyla temasların olmuştur, bu temaslarda seni ters köşe yapan bir durum oldu mu? Ya da bizimle paylaşmak istediğin ilginç bir anı var mı?

Bu konuda ketum biriyim. Kişilik olarak da asosyal yapıda olduğumdan pek öyle bir temasım, yakınlığım olmadı açıkçası. Daha çok yazma ve üretme aşamasında kalmaya çalıştım. Sosyal medyadaki bazı takipleşmelerin dışında öyle ciddi bir temas kurduğumu söyleyemem. Bunu da pek beceremem zaten. Fakat yapmayı, en azından bazılarıyla tanışmayı isterdim ama pek o atağı yapamadım bugüne değin.

Merak ettiğim hususlardan biri şu: Tabiri caizse tutmuş, çok dinlenmiş, zihinlerde yer edinmiş sanatçıları o konuma taşıyan ayrım nedir? Bu çalışmaları yaparken böyle bir detay yakalama şansın oldu mu?

Yetenek ve çok çalışma. Net şekilde bunu söylemeliyim. Öyle tesadüfi olarak ilerleyen bir durum değil yani bu. Hangi isme baktıysam, çalışkanlar ve yetenekliler. Bunu yapamayanlar piyasadan hemen siliniyor. Yavuz Taner örneğini vereyim. Yani çok uzun bir kariyeri olmamasına rağmen, on yılda kırkın üzerinde albüm yönetmiş bir isim. Keza Özer Şenay, uzun yıllar gerek yurt içinde gerek yurt dışında onlarca işe imza atmış. Bıkmadan usanmadan çalışmış isimler. Bunları örnek vermemdeki amaç, türün nispeten arka planında olmalarına rağmen, yeteneklerini çalışkanlıkları ile örtüştürebilmişlerdir. Yani bir enstrümanın virtüözü olmak bile başlı başına çok uzun yıllar süren pratiklerin sonucudur. Bazı şeyleri çok kolay ve hızlı harcıyoruz belki ama birçok müzik türünde olduğu gibi arabeskin arka planındaki isimler de dahil, bugün tanıdığımız bildiğimiz birçok sanatçı/virtüöz/bestekar/söz yazarı insanlar hem çok çalışkan hem de çok yetenekli insanlardı.

Kitaplarında yer vermek istediğin ancak çeşitli nedenlerle dahil edemediğin bir eser ya da sanatçı oldu mu?

Olmadı açıkçası. Bu konuda özgür bir yazarım. Bazen kendime sansür uyguladığım olmuştur ama bu daha çok kişisel fikrimin, yazdıklarıma yansımasından kaynaklıdır. Buna dikkat etmeli. Yani kişisel düşüncelerimin her birini, yazdıklarımda mutlakmış gibi göstermemeye özen gösteririm. Tabii düşünce, yazılanları tetikler ama hepsinde mi olmalı bu gibi sorularla hâlen çatışırım. Bazen yargılama gibi şeyler yaptığım oluyor yazarken. Tabii bu benim işim değil, olmamalı da. Sonradan her birini silip, yeniden yazım aşamasına geçtiğim çok olmuştur.

Arabesk Antolojisi

Arabesk müziği küresel bir perspektiften değerlendirdiğinde, benzer temalara sahip uluslararası müzik türleriyle paralellikler görüyor musun? Ben mesela farklı kültürde arabesk müziğin karşılığını çok merak ediyorum. Onların Müslüm Gürses’i kim?

Var tabii. Leonard Cohen, Tom Waits, Jimi Handrix gibi isimlerin üretimleri, deneysellikleri ile arabeskin babalarının bazı çalışmaları arasında paralellikler bulmak çok zor olmasa gerek. Etkileşim çok açıktır burada. Keza cazın doğuşu ile arabesk arasında benzerlikler olduğuna dair metinler de yazıldı. Yeryüzü müzik serüveni bu anlamda keskin çizgilerle ayrılmamıştır bana göre. Nil’in kıyısında üretilen müzik ile Ganj’ın kirli sularından çekilen nağmeler bence çok uzak değil. Enteresan bir örnek vereyim burada: Söz gelimi Matar Muhammed diye bir sanatçı var. Bizde pek tanınmaz. Buzuki virtüözü ve bestekar. Lübnanlı bir sanatçı Matar. Öyle büyük albüm kayıtları falan da yok. Fakat tarz ve üslup ile mevcut kayıtları dinlendiğinde Orhan Gencebay ile ne kadar yakın olduğu o kadar bellidir ki, her iki isim de sanki farklı coğrafyalarda, farklı enstrümanlarla aynı müziği yapmış gibidirler. Matar’ın buzukisi ile Gencebay’ın bağlaması arasındaki köprünün halatları tabiri caizse tüyle tutturulmuştur. Keza Edit Piaf’ın sesiyle Esengül’ün tınıları arasında da öyle büyük farklar yoktur. İşte Gencebay’ın 70’li yıllarda Ravi Shankar ile özdeşleşen sitarı eserlerinde kullanması, Özer Şenay’ın Almanya’da Ensemble Oriental adında grup kurup onlarca farklı ülkede konser vermesi de bu temasların ciddi örneklerindendir. Buradan çok uzun bir liste çıkarılabilir. Öyle başı sonu belli olmayan şarkılar, sanatçılar listesine varabilirim birazdan. Bu örnekler sadece ilk aklıma gelenler. Bir ara Gürses’in 80’li yıllarda çıkardığı bir albümü ile Waits’ın bir albümünü peş peşe dinleyip yeniden konuşalım bunu diyeyim.        

Arabesk müzik, bir kişilik olsaydı sence kime/neye benzerdi?

Buna net bir cevap verebilirim. Bir filmden. Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmindeki Cahit ve Sibel arabeskin kişiliği, bireyi, gurbeti, acısı, hüznü, kaçışı, ölümü, neşesi, sevinci, melankolisidir.

Yakın bir zamanda vefat eden ve arabeskin babalarından biri olan Ferdi Tayfur için neler söylemek istersiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim Ferdi Tayfur gibi özel bir sanatçının üzerine hâlen bir çalışma olmaması çok büyük bir kayıptır. Vefatının ardından aklıma gelen ilk şeylerden biri buydu. Neredeyse Cumhuriyet tarihinin yarısından uzun bir zamanına tanık olmuş, ciddi bir etki etmiş sanatçı üzerine kültür dünyamızda herhangi bir kıpırtı olmaması hakikaten kısırlığın inanılmaz boyutunu gösterir. Öte yandan Tayfur’un vefatının ardından birçok farklı gazete ve internet sitesinde onlarca yazı yazıldı. Gerek Tayfur özelinde gerekse arabesk konusunda. Birçoğunu okuma fırsatım oldu. Neredeyse her birinin dayandığı temel argümanlar birbirinin kopyası. Yeni bir şey yazan, iddia eden, ortaya tartışmaya açık bir tez atabilen maalesef hiçbir metne rastlayamadım. Belki vardır, benim gözümden kaçmıştır ama epeyce bir tarama yapmama rağmen karşıma çıkmadı maalesef. Tayfur’un vefatı bir yanıyla bunu da gösterdi bize. Türkiye, halen daha arabeski tartışmaya hazır değil. Kalburüstü diyebileceğimiz onlarca mecrada yayınlanan metinler bile uzun bir tarihi olan arabeske dair normların dışında, kabul görmüş tezlerin haricinde söylediği taze hiçbir şey yok. İstisnalar illaki vardır, bütün literatürü tarayabilmiş değilim ama bunca metin arasında bile ayrıksı yerde durabilecek tespitlere rastlayamamış olmak hakikaten şaşırılacak durumdur.    

Ferdi Tayfur hayranlarına da değinmek isterim burada. Milyonlarca albümü satmış, filmleri rekor kırmış bir sanatçının hayranlarına dair biz neredeyse hiçbir taşkınlık ya da ne bileyim büyük iddialar, tartışmalar hatırlamayız mesela. Sessizdirler, kendi içlerinde yaşarlar, Tayfur ile kurdukları bağı pek paylaşmazlar ama tartışmaya da açmazlar bu sevgilerini. Özel bir ilişkileri vardır. Yeryüzünde bu denli büyük bir hayran kitlesine sahip olup, böylesine içten kalabilmiş başka bir sanatçı var mıdır, bilemiyorum. Şahsen beni şaşırtan bir durum bu biraz. Tayfur, kariyeri boyunca gerek hayranları -ben müptelaları diyorum buna çoğu zaman- gerek üretimi, gerek siyasi tutumu ile müzikal yaşantısını çok iyi dengelemiş sanatçılardandır. Çizgisini bozmadan, salt üretimde kalmış her daim işine bakmıştır. Bizzat tanıştığım birkaç Ferdi Tayfur koleksiyoncusu var mesela. Onlarla da yakından konuştuğumda gördüm ki birçoğu derviş gibi. Tayfur’a ciddi bağlılıkları vardır ama kendi içlerinde bunu yaşarlar. Biri vardı mesela geçen yıl bile arabasında teyp takılı ve torpidoda Tayfur kasetleri vardı. Tayfur ile teması ve ona olan bağlılığı, saygısı onu kasetlerinden, plaklarından dinlemeye devam ettiriyordu. Bu bir yanıyla o müptelaların müzik zevkine de işaret eden bir durum. Kaset baskılarındaki müzikal kalite ve ses rengi ile dijitale aktarılmış kayıtlar arasında farkları gösterir. Tayfur kitlesi (bunu yapan diğer arabesk dinleyicileri de azımsanmayacak boyuttadır) onun şarkılarını dijital mecralardan dinlemek yerine, eski usul kaset ve plaklardan dinleyip hem kendi zevklerini hem de Tayfur’a olan saygılarını başka türlü gösteriyorlar denilebilir.

Son olarak umarım ilerleyen yıllarda Tayfur üzerine çalışmalar yapılır ve gerek akademi gerekse sivil tarafta ona gereken ilgi gösterilmeye başlanır.

Teşekkür ederim. Arabesk bitmez tükenmez bir alan. Eminim ki masanda henüz tamamlanmamış pek çok eskiz çalışma mevcuttur. Merakla bekliyoruz.

YORUM

WORDPRESS: 0