Halil Yiğit Gök, "Yahya Kemal'i Anlamak" başlıklı incelemesiyle www.edebiyatdaima.com'da
YAHYA KEMAL’İ ANLAMAK
Halil Yiğit Gök
Yahya Kemal Beyatlı yaşadığı dönemin gereğini kavramış, ruhsal çözümlemeleriyle her türlü zorluğa göğüs germiş önemli bir münevverdir. Beyatlı, Balkan harbi ile başlayan gerilemenin, Genç Türkler hareketiyle yükselen muhalefetin, yıkılan bir imparatorluğun ve en önemlisi varlık iddialarını yeniden perçinleyerek kurulan genç cumhuriyetin önemli bir tanığıdır. Bu yüzden Yahya Kemal’in aziz hatırası Türk tarihi açısından eşsiz bir mirastır.
Sanatı ve Görüşlerini Şekillendiren Ortam
Yahya Kemal 1884 yılının aralık ayında dünyaya geldi, Osmanlı İmparatorluğu, şairin doğduğu yıllarda çetin bir mücadelenin tam ortasındaydı. Fransız İhtilalinin tüm dünyada sebebiyet verdiği milliyetçi hareketler en çok Osmanlı İmparatorluğu’nu etkilemişti. Balkan kavimleri, birer birer ulusal anlayışlarına kavuşmuş ve batılı devletlerin kışkırtmalarıyla Osmanlı İmparatorluğu’na başkaldırmıştı. Yahya Kemal’in doğduğu Üsküp’te çatışmalardan etkilenmiş bir şehirdi.
Toplumsal olayların yanı sıra şairin şahsi hayatı da yolunda gitmedi. Çocukluk yıllarında hayranı olduğu Üsküp’e babasının zorlamasıyla veda etti. Annesi Nakıye Hanım, hem ruhsal hem de bedensel olarak Selanik’e yerleşme sürecini atlatamadı. Selanik’te verem hastalığına yakalanan Nakıye Hanım, Üsküp’e geri dönmelerine rağmen yaşamını yitirdi. Yahya Kemal, annesinin vefatı dolayısıyla babasına karşı derin bir kızgınlık duydu. İlerleyen yıllarda babasından her türlü desteği görmesine karşın annesinin vefatında sorumluluğu olduğunu düşünerek hatıralarında ve öykülerinde babasının adını asla geçirmedi.
Selanik’teki çocukluk yılları yaşadığı acı olaylara rağmen Yahya Kemal’deki milli bilincin temellerini attı. Osmanlı’da entelektüel, siyasi ve edebi faaliyetlerin merkezi Balkanlardı. Özellikle Selanik yoğun politik tartışmaların yürütüldüğü bir yerdi. Birçok Türk, Rum, Arnavut yazar ve fikir adamı Selanik’te çalışmalarını sürdürüyordu.
Yahya Kemal bu süreçte sıkı bir Abdülhamit karşıtı oldu ve Genç Türk hareketine meyil etti. Paris’e gitme arzusu taşımasında Genç Türklere duyduğu yoğun ilgi etkili oldu. Ancak Yahya Kemal’in Paris’e gitmesinde politik tercihleri kadar edebiyata olan tutkusu da belirleyiciydi. Paris’teki sanat ve edebiyat ortamı Yahya Kemal’i cezbeden başlıca sebeplerdendi.
Paris Yılları
1903 yılında Paris’e giden Yahya Kemal, Genç Türk hareketinin ateşli bir neferiydi. Bu sebeple Paris’te bulunan Genç Türk aydınlarıyla önemli ilişkiler kurdu. Genç Türklerin çıkardığı “Meşveret” isimli dergide çeşitli şiirler ve edebiyat üzerine yazılar kaleme aldı. Mısır’da bulunan Genç Türkler ile de mektuplaştı. Ancak onların çıkardığı “Şura-yı Millet” isimli dergiye yazılarını göndermeyi tercih etmedi.
Mısır’da bulunan Genç Türkler, Yahya Kemal’in hayatındaki ilk kırılmaya sebebiyet verdi. Hürriyet, Müsavat, Meşveret hayallerinin dışında finansal ilişkileri önceleyen Mısır Genç Türkleri, teşkilatın parasını iç ederek ortadan kayboluyordu. Mısır, Genç Türkler açısından adeta vurgun yerine dönmüştü. Ayrıca Genç Türklerin konferanslarında Türk milletine karşı unsurlarda boy göstermeye başlamıştı. İlgili toplantıların ardından Yahya Kemal’in gözünde “Türklüğün ve İslamlığın şaşmaz değerini taşıyan cemiyet” bir anda küçülüverdi. İnandığı değerlerle çelişen tutarsız durumlar Yahya Kemal’i sorgulama sürecine itti.
Bu dönemin ardından Genç Türklerle bağını koparan Yahya Kemal, Türk tarihine dönük tezlere ağırlık verdi. “Türk kime denir? Türk edebiyatı ne zaman ortaya çıktı? Türk tarihinin başlangıcı hangi olaydır?” gibi soruların yanıtını aradı. Yaptığı araştırmaların sonunda “Türk – İslam medeniyetinin” başlangıç tarihi olarak 1071 Malazgirt Muharebesini kabul etti.
Yahya Kemal’in Türk tarih tezine dönük olarak varmış olduğu bu sonuç, Osmanlı İmparatorluğu’na duyduğu ehemmiyeti arttırdı. Artık Yahya Kemal için Osmanlı İmparatorluğu’na mensup olmak Türk olmak için birinci şarttı. Ayrıca Türk medeniyetinden söz edilecekse, tartışmasız doruk noktası Osmanlı’ydı. Yahya Kemal’in gençlik yıllarında taşıdığı görüşleri yeni tarih tezinde savunduğu fikirlerle karşı kaşıya geldi. Muhakeme sürecinin ardından şairin fikirleri kalıcı olarak büyük oranda değişti. Paris’e adım attığı ilk yıllardaki fikirlerinden eser yoktu. Genç Türk döneminde taşıdığı Abdülhamit karşıtı fikirlerini bir kenara bırakması ve tarihsel süreçleri kişiler üzerinden incelemek yerine olaylar üzerinden değerlendirmeyi tercih etmesi düşünce hayatında yepyeni bir başlangıçtı. Abdülhamid’e karşı keskin muhalefeti son bulduğunda Genç Türklerden ayrıldı.

Eve Dönen Adam
Beşir Ayvazoğlu, Türk edebiyatında yer almış önemli şairleri derinlemesine incelemiş bir yazardır. Ayvazoğlu, yapmış olduğu isimlendirmelerle Türk edebiyatına önemli katkılar sunmuştur. Ansiklopedik biyografi türünde yazdığı Yahya Kemal’i anlatan kitabına “Eve dönen adam” ismini vermiştir. Ayvazoğlu’nun bu adlandırması Yahya Kemal düşüncesinin özeti niteliğindedir.
Yahya Kemal, Paris yıllarında yaşadığı değişimi kurumsallaştırma çabasına girişti. Aklında Osmanlı tarihini yeniden kurgulamak ve Balkanların kurtuluşuna dönük çalışmalar yapma fikri vardı. Sanat hayatının belirgin yönleri bu dönemde ortaya çıktı. Latin ve Yunan edebiyatının köklerinden gelen metinleri derinlemesine analiz etti. “Nev-Yunanilik” adı verilen akımın temsilcisi konumuna geldi. Yazmış olduğu şiirlerin önemli bir bölümünde tarih tezine uygun anlatılara yer ayırdı. Osmanlı’nın gerçekleştirdiği muharebeler, şiirinde önemli bir yer tuttu. Kurtuluş Savaşı döneminde milli mücadeleye verdiği destekle halk içinde büyük bir şevk uyandırdı, azim aşıladı. Aşk şiirleri yazmaktan ise vazgeçmedi. Sanatın merkezinde olan insanı hürriyet aşkıyla yanan bir makine gibi kavramadı. Yahya Kemal, insanın ince duygularına eğilen bir tarz izleyerek dönemin diğer şairlerinden ayrıştı.
Yahya Kemal’e göre insanın içindeki benlik duygusu ancak çocukluğundan beri taşıdığı değerlerle keşfedilebilirdi. Âşık olmayan, merhamet etmeyen, sevgiyle konuşmayan, kalbini ıslah etmeyi düşünmeyen bir insanın sanattan nasibi olmazdı. İnsan derin duygular yaşadığı, kavminden ve dininden izler taşıyan yere vatan diyebilirdi ve mukaddesatı uğruna hissettiği duyguları korumak için can vermeyi aziz bir değer sayardı.
1913 Travması ve Millî Bilincin Yerleşmesi
1913 yılı Osmanlı İmparatorluğu için büyük zorlukların başlangıcı sayılabilecek bir yıldı. İmparatorluk merkezi olan Balkanlar’da büyük kayıplar yaşadı. Bulgar Komitacılar, Osmanlı topraklarında haddinden fazla bir alana hükmetmeye başladı. Hükmedilen yerlerden biri de Yahya Kemal’in doğup büyüdüğü Üsküp’tü. Bulgar Komitacılar, Üsküp’ün yönetimini Makedonlara ve Arnavutlara bırakmışlardı.
Yahya Kemal çocukluğunun, gençliğinin ilk yıllarının geçtiği kenti kaybetmenin acısını derinden hissetti. Yaşadığı acı öylesine büyüktü ki şiirlerinde ve düzyazılarında defalarca Üsküp’ten bahsetti. Üsküp’ün kaybı milliyetçilik adına faaliyetlerinin başlangıcı oldu. Kurtuluş Savaşının fikri zeminini kavrama noktasında Üsküp travması belirleyiciydi.
Milliyetçi faaliyetlerini sürdürmek için Osmanlı kültürünün aktif olarak yaşadığını düşündüğü tek kent olan İstanbul’a yerleşti. İstanbul onun için sanatsal ve fikri çalışmalarını yürütebileceği yegâne ortama sahipti. İmparatorluğun merkezinden yayılan fikirlere daha kolay erişecek ve döneminde yer alan sanat akımlarının temsilcileriyle bir arada olabilecekti.
İstanbul, Yahya Kemal’in şiirini ve fikirlerini inşa ettiği kent olarak kayıtlara geçti.
Millî Mücadele Zamanları
Osmanlı İmparatorluğu 1.Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan ittifak devletlerinin içindeydi. İmparatorluğu paylaşmak için emperyalist devletler tarafından kurgulanan savaşın acı reçetesi Osmanlı’ya çıkarıldı. Türk milletine tutsaklığı reva gören Sevr Antlaşması yeni bir mücadelenin fitilini ateşledi.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları önderliğinde Sevr’in esaretini kabul etmeyen yeni bir direniş hareketi Anadolu’da başladı. Yahya Kemal, Samsun’a atılan ilk adımdan itibaren milli mücadelenin kahramanlarını destekleyen tarafta oldu. Amasya ve Havza genelgelerini çeşitli basın organlarına gönderdi.
Millî Mücadele’nin sertleştiği günlerde İstanbul’daki aydınların getirmiş olduğu kanaatleri reddetti. Yaygın kanıların aksine mandayı ve teslimiyetçiliği kabul etmedi. Onların tam tersi yönünde bağımsızlıkçı ve Türk milletinin mukaddesatını savunan bir çizgiyi güçlendirme gayreti içine girdi. Milli mücadeleyi ve kahramanlıkları anlatan çok sayıda yazı yayımladı. Türk ordusunun verdiği mücadeleyi çağdaşı Pakistanlı şair Muhammed İkbal gibi “İslam’ın son umudu” olarak nitelendirdi.
26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taaruz’un ruhunu özetleyen, dillerimize pelesenk olan o muhteşem şiirini yayımladı. “26 Ağustos 1922” ismini verdiği şiirin dizeleri şu şekildedir.
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi!
Ta ki ezanlarla yükselsin müeyyed namın
Galip et çünkü bu son ordusudur İslam’ın!”
Yahya Kemal’in millî bilinci aşılayan dörtlüğü Kurtuluş savaşının özeti niteliğindeydi. Edebiyatın milletine, vatanına, dinine ve kültürüne duyduğu aidiyeti en güzel anlatan şiirin sahibiydi. Milletinin mücadelesine duyduğu güven sanatını besleyen bir damardı.
Cumhuriyet Yılları ve Etkisi
Genç cumhuriyetin anlayışı etrafında şekillenen muhafazakâr aydın profili Yahya Kemal’in benliğinde temsil edildi. Cumhuriyetin ilanının hemen ardından şehirli muhafazakâr kitle arasında Yahya Kemal önemli bir yer tuttu. Fikri önder olmasının yanı sıra, yaşam tarzıyla da örnek alınan bir insan olarak etkisini sürdürdü. “Gelenekli Modernizm” kavramı Yahya Kemal ve ondan etkilenen edebiyatçıları nitelendirmek için kullanıldı. Özellikle Samiha Ayverdi, Safiye Erol ve Ahmet Hamdi Tanpınar üzerinde etkileri belirgin bir şekilde görüldü. Ahmet Hamdi, romanlarında Yahya Kemal’in geliştirdiği düşünce ışığında yaşayan karakterleri anlattı. Çizilen örnek insan profili taşradaki siyasi muhafazakârlığı etkileyemese de İstanbul içindeki aydın sınıfların örnek aldığı bir model oldu. İlerleyen yıllarda cumhuriyet okullarında yetişen muhafazakâr aydınlar, Tanpınar ve Beyatlı’nın fikri dünyasını taşra muhafazakârlığına taşıdı. Muhafazakârlığın ortak söyleminde Yahya Kemal’in yadsınamaz bir yeri oldu.
Yahya Kemal’in bıraktığı iz Türk edebiyatının önemli yazarları tarafından takip edildi. Sistematikleştirdiği düşüncelerinin etkilerini taşıyan insanlar öykülerde anlatıldı. Bu insanların davranış biçimleri, hayatı algılayışları ve kültür meselelerine dair yorumları, kurmaca yazarları tarafından dikkatle incelenen konulardandı. Mustafa Kutlu “Sevincini Aramak” isimli uzun öykü kitabında Tanpınar hayranı bir akademisyen olan Suna’nın yaşantısını işledi. “Şehirli Muhafazakârlık”, Yahya Kemal’in İstanbul ve Balkanlardaki kentlerin ışığında geliştirdiği yaşam tarzını tanımlayan bir kavram olarak siyaset bilimi literatürüne de girdi.

Anahtar Kelime: Değişim
Yahya Kemal’in hayatındaki anahtar kelime değişimdir. Değişmek çoğu insanın sandığının aksine olumsuz değil güzel bir erdemdir. Fikirlerde yaşanan olumlu değişimler insanların benliğinde yankılandığında mutlaka fayda getirir.
Büyük düşünce insanlarının yaşamlarının belirli dönemlerinde farklı fikirleri savunmuş olmaları da bu durumdan kaynaklanır. Türk edebiyatındaki yazarların yaşantısında belirgin olan her değişim kendini bulma sürecinin doğal bir sonucudur.
Yahya Kemal, edebi gücünü değişimiyle bütünleştirerek kalıcılaşmış bir edebiyatçıdır. Yaşam tarzının toplumun belirli bir sınıfını temsil etmesi de etkisini arttırmıştır. Ancak şiirine bakarak Yahya Kemal’i anlamaya çalışmak büyük bir hatadır. Her şeyden önce Yahya Kemal’i düşünce adamı olarak ele almak gerekir. Çünkü şairin şiiri düşüncesinden bağımsız olamaz. Bir alanda yanlış fikirler taşıyan bir insanın, edebiyatında muazzam şiirler yazması mümkün değildir. Yahya Kemal’in şiirleri, temsil ettiği toplumsal sınıfın ve geliştirdiği fikirlerin bir sonucudur. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: Yahya Kemal’i anlamak değişimi anlamak demektir!



YORUM