Mürekkep ve Hafıza: Prof. Dr. Nejdet Bilgi ile Manisa Basın Tarihi Üzerine Söyleşi

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Mürekkep ve Hafıza: Prof. Dr. Nejdet Bilgi ile Manisa Basın Tarihi Üzerine Söyleşi

Ahmet Şahin, Prof. Dr. Nejdet Bilgi ile Manisa basın tarihi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Osmaniye’de Süreli Yayıncılığın Serencamı
Çelebi Dergisi, 5. Yılını Gururla Kutladı
Kastamonu Basınının Tarihsel Serüveni Üzerine Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Bir Mülakat

Mürekkep ve Hafıza: Prof. Dr. Nejdet Bilgi ile Manisa Basın Tarihi Üzerine Söyleşi
Konuşan: Ahmet Şahin

Ahmet Şahin: “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Manisa Basın Tarihi” başlıklı çalışmanızın temel çıkış noktası neydi? Sizi bu alana yönelten saikler nelerdi?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Bu kitap bir yerel basın tarihi çalışmasıdır. Hareket noktası, bir taşra kentinin kültür hayatında basının yerini belirleme düşüncesidir. Bu çalışma aynı zamanda bir kentin basın tarihinin doğuş yıllarını ortaya koyma çabasının ürünüdür. Çalışmayı çok erken bir tarihte, 1990’lı yılların başlarında, doktora tezimi hazırlama aşamasında yapmayı tasarlamıştım. Sınırlı sayıda basın organının, sınırlı sayıda elimize ulaşan nüshaları ve konuyla ilgili literatürdeki büyük boşluk, bu konuyu ele almamdaki başlıca saiklerdir.

Ahmet Şahin: Çalışmanızda Manisa’daki basın faaliyetlerini II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar ele alıyorsunuz. Bu dönemselleştirmeyi hangi tarihsel ve sosyolojik gerekçelere dayandırıyorsunuz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Bu dönemselleştirmenin başlangıcı zorunlu olarak Manisa’da süreli yayınların ilk görüldüğü İkinci Meşrutiyet’in ilk yıllarıdır. Her ne kadar daha önce, İkinci Abdülhamit döneminin sonlarına doğru veya İkinci Meşrutiyet’in ilanından önce Manisa’da bir gazete yayımlandığına ilişkin iddialar bulunsa da bunlar kesinlik kazanmadığı için, biz tespit edebildiğimiz ilk tarihi başlangıç kabul ettik. Manisa’da basın hayatının başlangıç döneminin bitiş tarihi olarak ise alfabe değişikliğini gösterdik. Bu tarihi, yani 1928 yılını dönemin sonu olarak göstermemizin sebebi, alfabe değişikliğinin Türk kültür hayatının önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmesi bir yana, fiilen bu tarihin yani 1928 yılının ülkemizin kültür hayatını etkileyen bir olay olarak varlığıdır. Dolayısıyla Manisa basın hayatının ilk dönemi, İkinci Meşrutiyet’le başlatılmış ve Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki önemli bir kültür değişikliği kararı olan alfabe değişikliğiyle kapatılmıştır. Dönem kendi içinde Meşrutiyet ve   Cumhuriyet olarak ikiye ayrılmakla beraber, Arap alfabesinin her iki alt dönem boyunca kullanımda bulunması, bu iki dönemi bütünleyen bir altyapı olarak değerlendirme imkânı vermiştir.

Ahmet Şahin: Yerel basın tarihini yazarken karşılaştığınız temel arşiv ve belge sorunlarını aşmak için nasıl bir strateji izlediniz? Alternatif kaynaklar nelerdir?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Basın tarihinin temel kaynağı basının bizatihi kendisidir. Fakat bu durum her zaman için geçerli değildir. Özellikle ülkemizin veya ülkemizin alt birimlerinin basın hayatı söz konusu olduğunda bu durum geçerliğini büyük ölçüde kaybetmektedir. Bunun temel sebebi ülkemizde basın tarihinin doğuş ve gelişme döneminin aynı zamanda ülkemizin önemli siyasal ve sosyal buhranlara maruz kaldığı dönemle örtüşmesidir. Siyasal ve sosyal çalkantıların, savaşların, göçlerin art arda yaşandığı bu dönemde hiçbir şey olağan durumunda olamadığı gibi basın da bundan fazlasıyla nasiplenmiş, hiçbir yayın organı geleceğe eksiksiz koleksiyonla erişme şansını yakalayamamıştır. Birçoklarının adından başka bir varlığı yoktur. Bu büyük eksikliği bütünüyle giderebilecek başkaca bir kaynak da yoktur. Ama eksik de olsa dönemin basın hayatını ortaya koyabilmek için arşiv belgeleri, resmi veya sivil yazışmalar, hatıralar, dönemin başka süreli yayınları, bu veya farklı belge türlerini içeren yerli-yabancı veya resmi-özel arşivler zorunlu olarak kaynağınız oluyorlar. Ve bu sizi iğne ile kuyu kazmaya mahkûm ediyor. Ben de taşra ölçeğinde bu imkanlardan hangisine ulaşabildiysem onu değerlendirmeye çalıştım.                                                                                                                                                                                                           

Ahmet Şahin: Kitapta ele aldığınız birçok yayının sadece birkaç sayısına ulaşabildiğinizi belirtiyorsunuz. Bu eksikliği akademik bir üretime dönüştürürken nasıl bir yöntem izlediniz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Böyle durumlarda tarihçiler arasında kullanılan “belgenin suyunu çıkarmak” tabiri devreye alınmak zorunda kalınıyor. Bir yayından günümüze ulaşan az miktardaki malzemenin sunduğu bütün bilgileri değerlendirmenin yanında, farklı yorumlarını da yaparak muhtemel eksikleri asgariye indirmeye çalışıyorsunuz. Karşınıza çıkan her fırsatı/belgeyi bir de eksikliğini gidermeye çalıştığınız yayın açısından silkeliyorsunuz.

Ahmet Şahin: II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan 11 gazete ve dergiye baktığımızda, Manisa’nın toplumsal ve entelektüel yapısına dair ne tür ipuçları elde ettiniz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: İkinci Meşrutiyet döneminde Manisa’da 11 gazete ve dergi yayımlanmış olsa da bunun detayına inildiğinde çok anlamlı sonuçlar göremiyoruz. İkinci Meşrutiyet dönemi dediğimiz yıllar 1908 – 1919 yıllarıdır. Bu 12 yıllık dönemde gazete ve dergilerin iki alt dönemde kümelendiği görülüyor. Bu iki alt dönemin ilki 1908-1912 yıllarını içeren 5 yıllık dönemdir. İkincisi ise 1919 yılıdır. Aradaki altı yıl boyunca (1913-1918) bir gazete veya dergi yayımı söz konusu değildir. İlk dönem içindeki gazete ve dergi sayısı 8’dir ve bunların da sadece üç tanesine ait bazı sayılar günümüze ulaşmıştır. Bu üç yayının ikisi Manisa şehrinde, birisi ise Salihli kazasında çıkmıştır. Manisa şehrinde çıkan iki yayından birisi İslam ve Ulûm dergisi, diğeri Manisa gazetesidir. İslam ve Ulûm’un yayımlandığı bilinen 19 sayısından 17’si günümüze ulaşabilmiştir. En az 62 sayı yayımlanan Manisa gazetesinin ise günümüze sadece üç sayısı kalmıştır. Dolayısıyla bu yayınların Manisa’nın entelektüel yapısının ürünü olmakla birlikte, bu yapıya etkide bulunabilecek bir içeriğe sahip oldukları söylenemez. 1919 yılında çıkan üç gazete ise Mütareke döneminde muhtemelen 7-8 sayı yayımlanabilmiştir. Burada akla gelen şey, Manisa’nın İzmir basın-yayın hayatının etkisi altında olduğu gerçeğidir.

Ahmet Şahin: “Nasreddin Hoca” gazetesi, elimizde en çok sayısı bulunan yayın olarak öne çıkıyor. Bu gazetenin dili, üslubu ve muhtevası açısından Manisa kamuoyuna nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Nasreddin Hoca kendini gazete olarak ansa da aslında bir mizah dergisidir. Haftada iki gün yayımlanan dergi 157 sayı çıkmıştır. Fakat derginin adresinin Manisa olması ve kataloglarda da Manisa’ya ait yayınlar arasında gösterilmesi dışında Manisa ile ilgisi hakkında bilgi yoktur. Dergi içeriğinde Manisa’dan sınırlı miktarda söz edilmektedir. İstanbul’da basılan ve dağıtımı yapılan derginin Manisa ile ilgili literatürde adı bile geçmemektedir. Dolayısıyla Manisa kamuoyuna nasıl bir katkı yaptığına ilişkin bir veriye sahip değiliz. Tahmin olarak şunu söyleyebiliriz: Muhtemelen sahibi Manisalıdır ve Manisa’da sınırlı sayıda takipçisi vardır.

Ahmet Şahin: “İslam ve Ulûm” dergisi gibi yayınlar yerel halkın dini, ilmi ve fikrî yönelimlerini nasıl yansıtmaktadır? Bu tür yayınları taşrada çıkmış dergiler bağlamında nasıl konumlandırırsınız?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: “İslam ve Ulûm” dergisi Manisa yerelinde daha çok dini içerikli yazılara yer veren, aynı zamanda toplumsal ilişkilere, şehir sorunlarına, siyasi tartışmalara ve özellikle dini tartışmalara sütunlarını açan bir yayın organıdır. Meşruti yönetimden yanadır. Şehrin sokaklarının temizliği, yolların bozukluğu gibi şehir meselelerini, dilencilik gibi sosyal meseleleri, medrese gibi eğitim meselelerini ele alması, şehir tarafından kabul gördüğü anlamına gelebilir. Ayrıca, “İslam ve Ulûm” dergisinin etki alanı Manisa sınırlarını aşarak, Batı Anadolu’ya yayılmaktadır. Bu hem imzalı yazılarda hem de okuyucu mektuplarında kendini göstermektedir.

Ahmet Şahin: Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayımlanan gazetelerde yeni rejimin ideolojik yöneliminin ve dil devriminin etkileri nasıl gözlemlenmektedir?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Manisa basını bağlamında Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayımlanan gazete ve dergiler uzun ömürlü değildirler. Üstelik bunların günümüze ulaşan sayıları da sınırlıdır. Buna rağmen Cumhuriyet döneminin yenilikleri aleyhine sayılabilecek bir yayın politikası söz konusu değildir. Ayrıca Manisa basını çok amatörce sürdürülen bir çabanın ürünüdür. Profesyonel bir gazetecilik faaliyetinden söz edilemez. Üstelik gazete ve dergiler büyük ölçüde idare adamlarının desteğiyle ayakta durabilmektedirler. Dolayısıyla idareye karşı tutum sayılabilecek bir yayına tesadüf edilmemiştir. Yeni rejimin kendini hissettirmeye başladığı 1925-26 yıllarında yayımlanan gazete ve dergi sayısı çok azdır. Bu gazete ve dergilerden birkaç tanesinin birer veya ikişer sayısı günümüze ulaşabilmiştir. Belki de çok kısa ömürlü oldukları için günümüze de onlar ulaşmış olabilir. Mesela ülke çapında basın hayatına etki eden Takrir-i Sükûn Kanunu’nun Manisa basınına etkisinin nasıl olduğuna ilişkin elimizde hiçbir veri bulunmamaktadır. Ayrıca dil devrimi değil de alfabe değişikliğinin Manisa basınına nasıl etki yaptığına ilişkin de elimizde veri bulunmamaktadır. Zaten bu tarihlerde Manisa’da yayımlandığı bilinen bir gazete veya dergi yoktur. Sadece İstanbul’da basılan Nasrettin Hoca mizah dergisinden söz edebiliriz. Dergi hayat pahalılığını, yeni vergileri eleştirmekle birlikte alfabe değişikliğine hiç değinmemektedir.

Ahmet Şahin: Manisa basın tarihi özelinde baktığınızda, yerel basının şehir kimliği, kültürel bellek ve toplumsal yönlendirme açısından işlevi ne olmuştur?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Manisa basın tarihinin başlangıç dönemini kapsayan bu çalışmada ele alınan yayın organlarının isimlerinden hareketle, şehir kimliği ve kültürel bellek açısından bir şeyler söylenebilir. Mesela gazete ve dergi adlarının Manisa, Saruhan, Efe ve Ertuğrul olması, şehrin tarihine ve kimliğine bağlı kalındığını gösterir. Kentin belleğinde bu isimlerin muhafaza edilmiş olması bir aidiyet duygusuna işaret eder. Ayrıca basın yayın organları da bu kültürel sürekliliğe katkı koymuş olurlar. Bunun dışında, kentin kültürel geleneğinde yer alan mesir gibi, Mimar Sinan gibi, şehzadeler gibi, fetih gibi unsurlar, sırası ve yeri geldikçe basında gündem olmuşlardır.

Ahmet Şahin: Kitabınızda Manisa merkezli olmayan, ilçelerde yayımlanmış yayınlara da yer veriyorsunuz. Kırkağaç, Akhisar, Salihli gibi yerlerdeki basın faaliyetleri nasıl bir yerel dinamizm sunuyor?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Saruhan/Manisa sancağı/vilayeti, kitabımıza konu olan yirmi yıllık dönemde Manisa merkezle birlikte toplam on kazadan oluşmaktaydı. Bunlar: Manisa, Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Kula, Demirci, Gördes, Kırkağaç ve Soma kazalarıdır. Bu yirmi yıllık dönemde Manisa merkez hariç gazete veya dergi yayımından söz edilen ilçe sayısı sadece dörttür: Soma, Kırkağaç, Salihli ve Akhisar. Bu durum Manisa gibi bağlı ilçelerin de birçok konuda olduğu gibi basın açısından da İzmir’in etki alanında kaldığına işaret etmektedir. Var olan hareketlilik ise bu etkiyi zayıflatabilecek çapta gözükmemektedir. Dolayısıyla basın faaliyetleri açısından ilçelerde bir dinamizmden söz etmek zordur.

Ahmet Şahin: Manisa’daki matbaa ve basın faaliyetleri Osmanlı’dan günümüze kadar nasıl bir süreklilik ve kırılma sergilemiştir?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Bilindiği üzere ülkemize modern anlamda matbaanın girişi bir hayli erken tarihlerde gerçekleşmiş olsa da matbaanın Türkler tarafından kullanılmaya başlaması yaklaşık 250 yıllık devasa bir gecikmeden sonra olmuştur. Bunun kültür hayatımızdaki yarattığı boşluğun hala telafi edilemediği kanaatindeyim. Türkçe baskı yapan matbaanın Osmanlı döneminde yaygınlaşması 19. yüzyılın ikinci yarısına tekabül eder. Bu çerçevede vilayetlerde matbaalar kurularak kitap ve gazete yayımlanması geleneği başlatılmış oldu. Manisa’da da ilk matbaanın bu dönemde kurulduğu anlaşılıyor. Fakat ilk gazetenin 20. yüzyılın başlarında Meşrutiyet’in yeniden ilanından sonraya kaldığı görülüyor. Bunun iki temel sebebi olduğu söylenebilir. Birincisi İzmir’in etkisi, ikincisi ise kültür hayatımızdaki geri kalmışlıktır. Buna rağmen Manisa basın hayatında canlılığın bulunduğu dönemler de olmuştur. 1930’lu yılların ortaları, 1940’lı yıllar, 1950’li yıllar ve 1960’lı yıllar nispeten canlılığa işaret ederler.

Ahmet Şahin: Manisa’da yerel basının kütüphane ve arşivlerde yer bulamaması sizce nasıl bir toplumsal hafıza sorununa işaret eder?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Bu durum sadece Manisa için değil, hemen bütün kentlerimiz için geçerlidir. İstisnalar tabii ki söz konusudur. Ne yazık ki bunun telafisi mümkün değildir. Buna rağmen yapılacak şeyler de vardır. Az da olsa bireylerin veya ailelerin ellerindeki koleksiyonların tespit edilerek muhafaza edilmeleri veya dijital kopyalarının alınarak yok olmaları önlenebilir. Bu durum, mesela bir kentte gazete çıkarmış bir ailenin çocuklarının arşivinde gazetenin bir koleksiyonunun bulunmaması ilginçtir. Bu tutum toplumumuzda kültürel değerlere karşı kayıtsız kaldığımıza işaret eder. Bu da kültürel birikimimizin değersizleştirilmesi sürecine hizmet eder.

Ahmet Şahin: Gazete ve dergilerden yalnızca birkaç sayının günümüze ulaştığı bir durumda, metinlerin özetlenmesi ya da aynen aktarılması kararını nasıl verdiniz? Bu tercih akademik üretimde ne tür sonuçlar doğurur?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Manisa basın tarihi üzerine çalışmaya başladığımda karşılaştığım en önemli sorunlardan birisi bu oldu. Öncelikle hakkında bilgi vermem gereken gazete veya derginin günümüze ulaşan hiçbir sayısının veya birkaç kupürden öteye bir şey olmaması ya da sadece bir sayıya ulaşılabilmiş olması beni tedirgin etmişti. Üstelik Manisa basın tarihinin başlangıç dönemindeki gazete veya dergilerin önemli bir kısmı bu durumdaydı. Bu kadar sınırlı kaynakla ne yapılabilirdi? Ya da bir şeyler yazmak, konuyu literatüre kazandırmak şart mıydı? İşte bu noktada mevcut bilgileri derleyip işledikten sonra, mevcut parça veya sayıların metinlerini aktararak, ilgili yayın hakkındaki bilgi alanını genişletmeye çalıştım. Bu metinler ayrıca ünik belge niteliğini taşıdıkları için, aynen aktarılarak verilmeleri de önemliydi. Böylece hem ilgili yayın hakkındaki bilgi alanı genişlemiş hem de içeriğinin aktarılarak yayımlanması, bu bilgilere ihtiyaç veya merakı olanların beklentileri karşılık bulmuş oluyordu.

Ahmet Şahin: Kitapta belgelenen yayınların neredeyse hiçbirinin Manisa’daki kütüphanelerde yer almaması sizce yerel tarihçiliğin ne tür zafiyetlerini ortaya koymaktadır?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Çalışmaya başladığımda kitapta yer alan gazete ve dergilerden sadece birinin Manisa il sınırları içinde koleksiyonu bulunuyordu. Bu yayın İslam ve Ulûm dergisiydi ve Akhisar İlçe Kütüphanesi’nde bulunuyordu. Bugün ise hiçbiri Manisa il sınırları içinde bulunmuyor. Çünkü Akhisar İlçe Kütüphanesi’ndeki eski yazı bütün eserler Konya’ya gönderilmiş durumda. Kitapta yer alan bazı gazetelerin bazı sayılarının kişisel arşivimizde bulunmaları dolayısıyla, şimdilik kitaba konu olan gazetelerin bazı sayıları Manisa’da bulunuyor sayılabilir. Bu açıdan yerel tarihçiliğin, tarihçiliğin diğer alanlarında çalışmaktan çok bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü her alanın kendine göre kaynağa ulaşma açısından farklı zorlukları olabilmektedir.

Ahmet Şahin: Kitabınızın yalnızca 1908-1928 dönemini kapsadığı göz önüne alındığında, 1928 sonrası Manisa basını üzerine çalışmalarınızın ne aşamada olduğunu öğrenebilir miyiz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Manisa basın tarihinin 1928 sonrası ile ilgili ilk çalışmalarım 1950 yılına kadar ana hatlarıyla doktora tezimde bulunmaktadır. Ayrıca bu dönemde yayımlanmış dergi ve gazetelerle ilgili bazı müstakil çalışmalarım da vardır. Yani 1928-1950 yılları arasındaki yayın organları hakkında belli bir mesafe kat edilmiştir. Muhtemelen iki yıl içinde tamamlanacaktır. 1950 sonrası ise ayrıca çalışılması gereken dönemdir. Bu dönem için literatür taraması yapılmıştır. Şimdilik yazımıyla ilgili planlama yapılmış değildir.

Ahmet Şahin: Harf devrimi sonrası döneme ait yayınların tespiti ve incelenmesi açısından sizi bekleyen en önemli zorluklar nelerdir?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Doktora tezimi hazırlarken karşılaştığım zorluklar dolayısıyla bir sürprizle karşılaşacağımı zannetmiyorum. Belki olumlu yönde sürprizler olabilir. Mesela hiçbir kütüphanede veya şahsın elinde koleksiyonu bulunmayan yayınlar var. Bunların bazılarına ait bir koleksiyonla karşılaşmak hoş bir sürpriz olabilir. Ya da adına bile vakıf olmadığım bir yayın organı koleksiyonu ile karşılaşmak da öyle…

Ahmet Şahin: Manisa’nın basın tarihinde “süreklilik” ve “kopuş” kavramları üzerinden bir değerlendirme yapacak olursanız, nasıl bir tasnif önerirsiniz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Sadece Manisa basın tarihi değil Türkiye’deki herhangi bir kentin veya ülkenin basın tarihi üzerine çalışma yapmış iseniz, basın ile demokrasi arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görürsünüz. Hatta bunu sayısal verilerle bile açıklayabilirsiniz. Şöyle ki, ülkenin siyasal rejiminin demokratik yönünün ağır bastığı dönemlerde yayın organı sayısı artarken, rejimin demokratik yönünün sınırlandırıldığı dönemlerde yayın organı sayısı azalmaktadır. Mesela hürriyetin ilanı olarak da anılan II. Meşrutiyet’in ilanıyla çok sayıda gazete ve dergi yayımlanırken, 31 Mart Olayı veya Babıali Baskını dönemlerinde ciddi miktarda azalma görülmektedir. Aynı şekilde Millî Mücadele sonrası dönemde yayın sayısı artarken, Takrir-i Sükûn dönemindeki kısıtlamalar dolayısıyla yayın sayısı çokça azalmıştır. Bununla birlikte, Manisa basın hayatı özellikle 1930’lardan itibaren düzenli hale gelmiştir denilebilir. Bu düzenliliğin 1960 darbesine kadar sürdüğü, aynı şekilde yeniden oluşturulan düzenin, 1980 darbesiyle tekrar aksadığı söylenebilir.

Ahmet Şahin: Bu eserin yerel tarihçiliğe, basın tarihi literatürüne ve bölgesel kimlik çalışmalarına nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Her şeyden önce basın tarihiyle ilgili boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda yerel tarih çalışmalarına kaynak olabilecek ayrıntıda da olsa birçok bilginin tedavüle konulduğunu söyleyebilirim. Bu haliyle birçok yeni çalışmaya kapı araladığını da söylemem iddialı olmasa gerektir.

Ahmet Şahin: Türkiye’de mahalli basın üzerine yapılan çalışmaların artması için nasıl bir akademik mecra oluşturulmalıdır?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Bu türden çalışmalar için zaten çeşitli mecralar oluşmaya başladı. Mesela internet sitesi olarak Osmanlıca Gazeteler sitesi çok cesaret verici bir çalışma. Aynı zamanda size hareket noktası hazırlıyor. Yine bazı illerin basın tarihleri üzerine hazırlanan kitaplar yol gösterici niteliktedir. Mesela Ercan Haytoğlu’nun Denizli Basın Tarihi, Mehmet Serhat Yılmaz’ın Kastamonu Basın Tarihi, Hüseyin Albayrak’ın Trabzon Basın Tarihi, Efdal Sevinçli’nin İzmir Basın Tarihi ilk aklıma gelen örnekler…

Ahmet Şahin: Genç araştırmacılara Manisa özelinde ya da taşra basını genelinde ne tür araştırma alanları önerirsiniz?

Prof. Dr. Nejdet Bilgi: Herhangi bir yerin tarihi üzerine çalışanlar için aynı yerin basın tarihi üzerine çalışma yapmak daha kolay olmaktadır. Tarih araştırması yapmak, ister istemez literatür taramak, kaynakları araştırmak, arşivleri tanımak ve çokça okuma yapmak zorunluluğunu içerir. Bütün bunları yaptığınızda hangi konuların çalışıldığını, hangilerinin çalışılmadığını görürsünüz. Yani araştırdığınız konunun hakkını verirseniz, yeni konular kendiliğinden önünüze serilecektir.

YORUM

WORDPRESS: 0