Güler Zehra Kurt, Antik Çağ'ın büyük filozofu Sokrates'in ölüme bakışına dair yazdı.
Sokrates ve Ölüme Bakış
Güler Zehra Kurt
Tarih boyunca ölüm, insanoğlunun cevaplaması gereken en büyük sorulardan birisi olmuştur. Yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ölüm hadisesi üzerinde daha çok düşünen insanlar, bu doğrultuda mitolojiler, destanlar ve efsaneler üretmiş; dirimsel her türlü faaliyeti epik anlatılarla açıklamaya çalıştıkları gibi ölümü de bu anlatılara bağlamışlardır. Bu anlatıların temelinde çoğunlukla doğaüstü inançlar yatmaktadır. Belki de ölümün belirsizliği, aklı bu konuda yüzyıllardır devre dışı bırakmıştır. Felsefenin ortaya çıkması ve Sokrates’in (Doğumu: MÖ 469, Ölümü: MÖ 399) felsefenin sorularını insanın hizmetine sunması ile birlikte bu durum değişmeye başlamıştır. Felsefenin sorularını ilk defa insana yönelten Sokrates, doğal olarak insanın en büyük sorusu olan ölüme dair düşünceler de sunmuştur. Çıktığı mahkeme karşısında jüri üyeleri tarafından hakkında idam kararı verilen Sokrates’in, ölüm gününü beklerken ölüme dair pek çok akıl yürütmede bulunduğunu Platon’un yazdığı eserlerden biliyoruz. Bu yazımda Sokrates bağlamında ölüme bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.

Ölümün Tanımı
Sokrates’in idam kararına fazlasıyla üzülen arkadaşları, onu bu haksız cezadan kaçmak için ikna etmeye çalışırken ölümden korkmanın yersiz olduğunu hatta ölümü arzulamak gerektiğini belirten Sokrates, ölümü “ruhun bedenden ayrılması” olarak tanımlamıştır. Ona göre erdemli insanın temel vasıflarından en önemlisi, bedenin her türlü arzularına karşı gelmek ve bu arzuları akıl dahilinde yönetebilmektir. Sokrates için bedene dair her türlü durum, insanın hakikati görmesine engel olmakta ve ruhu perdelemektedir. Bedenin bilgi kaynağı olan duyu organlarını bile yadsıyan Sokrates, arzulardan ve doxa (duyular aracılığıyla edinilen sanı) bilgisinden sakınmak gerektiğini vurgulamıştır. Ölümü ruhun bedenden ayrılması olarak tanımlayan Sokrates; bu bakış açısıyla erdemli bir insanın ölümden korkması yerine, ruhunun özgür kalacağını bilmeli ve hakikat önünde bir engel kalmadığı için sevinmesi gerektiğini belirtmiştir.
Ruhun Ölümsüzlüğü
Peki, ruhun özgürlüğüne kavuşması açısından ölüme bakışımız her türlü korkudan arınmış olmalıysa buradaki ruhun ölümsüz olduğunu nereden biliyoruz? Aslında bu düzlemde ilk sorumuz ruhun varlığına dair olmalıdır. Ama ruha dair ontolojik bir açıklama daha geniş bir soruşturma gerektiğinden yalnızca Sokrates’in ölüme bakış açısı üzerinde duralım. Sokrates, ruhun ölümsüzlüğünü açıklarken sıkça kullanılan müzik aleti ve harmoni metaforuna eleştiri getirir. Bir müzik aletinin kırıldığını, artık işlevini kaybettiğini düşünelim, tabiri caizse öldüğünü düşünelim. Müzik aletinin işlevini kaybetmesi ile ondan çıkan harmoni de kaybolacaktır. Dolayısıyla müzik aleti (görünen kısım) ve harmoni (görünmeyen kısım) birbirine bağlıdır. Birisinin yok oluşu diğerinin de sonu anlamına gelmektedir. Ama beden (görünen kısım) ve ruh (görünmeyen kısım) bu şekilde işlemez. Çünkü ruh, bedeni yönetebilmektedir. Bedenin arzularına karşı gelebilir ve bedenin bilgisi ile sınırlı kalmaz. Ama harmoni, müzik aletine bağlıdır. Müzik aletini yönetemez ve ona hâkim olamaz. Dolayısıyla Sokrates bu kıyasın yanlış olduğunu belirtmiş ve beden ile ruhu birbirinden ayrı tutmuştur.

Karşıtlar Dahilinde Ölüme Bakış
Ruhun ölümü yani insanın ölümü (Sokrates için ruh aslolan olduğu için ruhun ölümü aynı zamanda insanın ölmesidir) bir yok oluş değildir. Bunu açıklarken diyalektik yönteminden yararlanır. Sıcak soğukla birlikte var olmuştur. Soğuk olmazsa sıcağın varlığını bilmek mümkün değildir. Güçlü zayıftan, hızlı yavaştan var olmuştur. Dolayısıyla ölüm doğumdan var olmuştur. Ölüm kendi içerisinde doğum , doğum ise kendi içerisinde ölüm barındırır. Bu bakış açısı diyalektiğin babası Herakleitos’un şu cümlesini hatırlatmaktadır: “Ölümsüzler ölümlü, ölümlüler ölümsüz, birininki yaşayan ölüm, diğerininki ölen yaşam.”
Son Söz
Sokrates Antik Çağ’da yaşayan pek çok filozof gibi ruh ve beden ayrımı yapmıştır. Ve ruhtan kastı, insanı insan kılan akıl ve erdem yetilerinin var olduğunu düşündüğü kısımdır. Biz bugün modern bilim ile insanı insan kılan neredeyse tüm yetilerin biyolojimize ait olduğunu biliyoruz. Örneğin basit bir indirgeme ile mantıksal kısmın beynin prefrontal korteks tarafında olduğunu söylemek mümkündür. Bu yazıdaki amaç modern bilimin sunmuş olduğu ruh ve beden birliğini reddetmekten ziyade Sokrates’ ten yardım alarak ölüme karşı bir bakış açısı sunmak ve ölüm düşüncesini bir ölçüde rahatlatmaktır.
Sokrates’in ölüme dair düşünceleri bende şu aforizmayı uyandırıyor: Meyve içinde bir tohum, yeni bir yaşam taşır. Ama bu yaşam ancak meyvenin son buluşu ile ortaya çıkar. Her ölüm bir doğum. Her son bir başlangıç belki de…



YORUM