Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası Üzerine Selçuk Küpçük’le Söyleşi

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası Üzerine Selçuk Küpçük’le Söyleşi

Ahmet Şahin, “Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası” adlı kitabı üzerine Selçuk Küpçük ile bir söyleşi yaptı.

Doç. Dr. Salih Seyhan ile “Osmanlı Döneminde Bosna Basın Tarihi” Üzerine Söyleşi
SESSİZ BİR HAFIZANIN PEŞİNDE: “TÜRK SİNEMASINDA POLİTİK MİLLİYETÇİLİK” KİTABI ÜZERİNE SELÇUK KÜPÇÜK İLE SÖYLEŞİ
Erzurum’dan Anadolu’ya Yayılan Söz: Prof. Dr. Hakan Temiztürk ile Mülâkat

“Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası” Işığında Edebî Hafızanın İzini Sürmek
Selçuk Küpçük ile Söyleşi

“Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası” gibi hacimli ve kapsayıcı bir çalışmayı hazırlama fikri nasıl doğdu? Bu çalışmaya sizi yönlendiren entelektüel ve kültürel saikler nelerdir?

Ben zaten dergilerin içinde büyüdüm. Babamın hatırı sayılır bir kitaplığı ve orada da edebiyat, düşünce dergileri vardı. Ankara’ya üniversite okumak için geldiğim yılların başından itibaren ağırlıklı olarak edebiyat dergilerini biriktirmeye başladım. Daha sonra müzik üzerine yazılar yazmaya karar verdiğim vakit müzik dergilerine de yöneldim. Yine aynı şekilde yakın dönem politik tarihimiz üzerine çalıştığım için ideolojik dergiler de ilgi alanımda oldu. Ama böyle bir dünyadan beni haberdar eden ilk kişi kuşkusuz babam ve onun kitaplığıdır kuşkusuz.  2000 yılının başından itibaren hem dergiler üzerine inceleme yazıları hem de bu süreli yayınları çıkaranları bulup onlarla dergileri üzerine söyleşiler yapmaya karar verdim. Söyleşiler “Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası” adı altında Hece Yayınları’ndan kitaplaştı bu yıl içinde. İnceleme metinleri ise henüz bitmedi. Yazdıklarımı zaten kimi dergilerde ara ara yayınlamaya devam ediyorum. Dolayısı ile dergi çalışmalarım iki dosya şeklinde.

Selçuk Küpçük: “Türkiye siyasetin biçimlendirdiği karşıtlık üzerinden heba edilecek bir ülke değil.”

Kitapta 1980’den başlayıp 2000 sonrasına uzanan dergiler ele alınıyor. Bu dönemi seçmenizde etkili olan tarihsel, toplumsal ya da kültürel parametreler nelerdir?

Kuşkusuz bir sınırlandırma getirmek gerekli. 1980 ve sonrası benim çoğuna tanık olduğum ve ulaşabileceğim süreli yayınlardı. Ayrıca bahsi geçen dergileri çıkartan özlerin önemli bir kısmı hayatta idi. Bunun haricinde 80 sonrası benim özel ilgi alanım. 12 Eylül askeri darbesi sonrası ve Özal dönemi politikaları ile Türkiye geçmiş on yıllarla mukayese edilemeyecek bir değişime giriyor. Kültür, müzik, sinema ve edebiyat bu değişimin en önemli kompartımanlarından. Edebiyat, müzik ve sinema üzerindeki değişimi hem kitaplarımda hem de farklı makalelerimde incelemeye çalıştım. 80 öncesi hayatın bütün uzuvları ideolojik nosyon üzerinden kavranılıyor. Sadece partiler ve siyaset değil, kültür ortamı da bu ideolojik tahakkümün nesnesi, hatta aracı gibi. Metnin estetik olmasından ziyade ağırlıklı olarak ideolojik kimliğinin öncelendiği yıllardan bahsediyoruz.

80 sonrası bunun yorgunluğunu yaşayan şair ve yazarların bir kısmı Yönelişler, Üç Çiçek, Şiir Atı gibi dergi hatlarında bir araya geldiler. Cahit Zarifoğlu’nu sosyalist kökenden gelen Adnan Özer’in çıkardığı Üç Çiçek’te görürüz mesela. Aynı şekilde Adnan Özer de Ebubekir Eroğlu’nun dergisi Yönelişler’de yazar. Ben bu bir araya gelme eylemini hep önemsedim. Türkiye siyasetin biçimlendirdiği karşıtlık üzerinden heba edilecek bir ülke değil. Güncel siyasetin tahakkümünden kurtulabilmeyi başaran edebi pozisyonun çok daha uzun soluklu olduğuna inandım hep. Bu bir araya gelme 1993 Madımak Katliamı’na kadar sürdü. Orada daha evvel bir araya gelen kimi isimler koptular. İkinci kopma ise Gezi Olaylarıdır.

Çalışmanızda 82 dergiye yer verirken bazı dergilerin söyleşi taleplerine olumlu cevap vermediğini belirtiyorsunuz. Bu durum, çalışmanın bütünselliğini ve temsiliyetini nasıl etkiledi sizce?

Kitapta evet 82 dergi(ci) ile söyleşi yaptım ama bu dergiyi çıkartan kişinin daha evvel ve hatta daha sonra yayınladığı başka süreli yayınlar hakkında da bilinmesi gereken malumatları bulmak mümkün. Yani mesela Enis Batur Bey ile Gergedan dergisini merkez alarak konuştum ama 70’lerde çıkardığı ya da içerisinde yer aldığı MEB, Tan, Oluşum daha sonra KentKonutİnsan, Argos, Kitap-lık, Fol, Geceyazısı üzerine de sorular yöneltiyorum. Ve bu dergiler hakkında hem görsellerini verip hem de bilgiler aktarıyorum. Bütün söyleşiler düşünüldüğünde kitapta toplam 183 dergi hakkında bilgi verilmiş oluyor. Sizin belirttiğiniz gibi bazı süreli yayınları çıkartanlar farklı gerekçelerle proje içinde yer almak istemediler, kimisi ile de söyleşi sürecimiz başladı ama devamı gelmedi. Bu şekildeki 4 dergiyi oturup yazdım ve kitabın sonuna bir bölüm açarak ekledim. Dolayısı ile kafamdaki listeyi bir şekilde eksiksiz tamamlayıp bütünlüğü korudum. Kuşkusuz bu 82 dergiye başkaları da katılabilirdi. Ancak takdir edersiniz ki, tek başıma çalıştım ve yıllarımı aldı bu kitap. Yaklaşık 20 yıllık titiz bir yoğunlaşmanın ürünü bu çalışma.

Edebiyat Dergileri Atlası,  Hece Yayınlarından çıktı, 732 sayfa.

İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki şehirlerde yayımlanan dergilerin Türkiye’nin edebî iklimine olan katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce taşra dergileri yeni bir poetika ya da düşünce hattı kurabilmiş midir?

Özellikle internetin yaygın hale gelmesi ile beraber ve bilginin eski dönemlere göre inanılmaz biçimde hızlı dolaşıma girmesi bence coğrafik anlamda taşrayı ortadan kaldırdı. Artık ancak zihinsel bir taşradan bahsedilebilir. Dolayısı ile zihinsel taşralılık İstanbul’da da olabilir, Ankara’da da. Konya-Adana-Urfa hattında çıkan Yom Sanat, Erzincan’da çıkan Le Poete Travaille, Bursa’dan yayınlanan İpek Dili bu açıdan çok öncü dergiler bana göre. Yom Sanat “merkez” dergilerde ürün yayınlayan hemen bütün şair ve yazarları kendisine dahil edebildi, daha da mühimi yayınevi kurup bu isimlerin kitaplarını bastı, reklamlar yaptı. İstanbul ve Ankara’da çıkan birçok derginin performansını aşan bir pratik koydu ortaya. Heves keza Adana’dan çıktı yine. Özellikle Le Poete Travaille’nin çıkışı ile başlayan tartışmalar, merkezi gazete köşelerinde bu dergi üzerinden gerçekleşen polemikler yeni dönemi anlayan ve anlamayanları çıplaklaştırdı. Ayrıca Türkiye’de post-modernite tartışmalarının hemen ardından gelen Le Poete Travaille bu açıdan de çok temsili bir yer işgal ediyor. Merkezin ortadan kalktığına yönelik teorik tartışmalar yapılırken bu dergi tam da meselenin ortasında yer alarak temsil değer taşıdı kanaatimce.  Şunu söylemek pekala mümkün: Artık fiziki bir taşra kalmadığı için ülkenin her köşesinden Türk şiirine, edebiyatına müdahale olabilir, itirazlar ya da güzergah belirleyici katkılar yapılabilir.

“Türkiye’de siyasi olan edebi olanı belirliyor”

Kitabınızda, Türkiye’deki düşünce hareketlerinin çoğu kez vesayetçi yapılarla karşı karşıya kaldığını belirtiyorsunuz. Dergicilik, bu yapıya karşı nasıl bir direnç alanı oluşturmuştur?

Dergiler üzerine yıllardır çalışan ve hatta dergi toplayıp arşiv oluşturan birisi olarak şunu gördüm ki, Cemil Meriç’in bu mesele bağlamında söylediği “hür düşüncenin kalesi” olması meselesi sorunlu. Tam tersi, dergiler hür düşüncenin değil, içe kapanmanın, cemaatleşmenin adresleridir. İşin doğası böyle zaten. Ki, düşünce aksları ile irtibat kuran dergilerin tamamı böyle. Aydınlık, Türk Solu, Devrim, Milli Mücadele, Ülkü Ocağı, Toprak vs. bunlar hür düşünceden uzak duran mahfiller. Edebiyat dergileri de öyle. Türkiye’de kendisine kanal bulmuş ve adı unutulmamış hemen bütün edebi dergiler bir poetik yaklaşım üzerinden yapılanmışlardır. Varlık, Memet Fuat’ın Yeni Dergi’si, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, İsmet Özel-Ataol Behramoğlu’nun Halkın Dostları, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı  vs listeyi uzatmak mümkün. Hepsi belli poetik ve hatta ideolojik kavrayışın edebi uzantısı olan süreli yayınlardır. Kendi poetik yaklaşımlarının dışında, kendi ideolojik koridorlarının dışında bir isme kapı aralamazlar. Dolayısı ile bir dirençten bahsetmek bence güç. Ben daha da genel bir mesele açarak şunu söyleyebilirim: Bir medeniyetin oluşması için evvel entelektüel akıl bir tartışma başlatıp, siyaset ondan ilhamla pozisyon alır. Oysa Türkiye’de tam tersi siyasi olan edebi olanı belirliyor. Bugün de böyle. Varlık bir zamanın mesela resmi ideolojiyi temsil eden dergisi ise, şimdilerde de Muhit aynı yerde duruyor.    

Kitabın sayfalarında yer verdiğiniz görseller, matbu kültürün estetik ve teknik dünyasını da gözler önüne seriyor. Sizce dijital çağ, dergiciliğin ruhunu nasıl etkiledi?

İnternet imkanlar ve riskler dünyası kaçınılmaz olarak. Son yıllarda mesela dergiciliğimiz adına üç önemli dijital gelişme oldu. Birincisi Türk solunun hemen birçok dergisi TUSTAV tarafından taranarak dijital ortama aktarıldı. Ardından İslamcı Dergiler Projesi geldi. Onlar da aynı şekilde külliyatı dijitalleştirip araştırmacıların ilgisine açtılar. En son milliyetçidergiler.org yaptı bunu. Bahsi geçen bu dijital alanlar bence yararı tartışılmaz imkanlar sunuyor bize. Ki ben son kitabım “Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik”i yazarken her üç siteden de çok yararlandım. Matbu dergi eninde sonunda bir gün bitecek. Bizim gibi eşya ile duyusal ilişki kurarak büyüyenler buna hazır değil ama dijital dünyaya doğan çocukların böyle kaygıları yok. 

Hece Yayınları’ndan çıkan “Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası”, 1980 tarihli Yazko ile başlayıp 2020’lere kadar çıkmış ve kapanmış 183 dergi hakkında her şeyi bulabileceğiniz bir kaynak eser.

Kitap, aynı zamanda bir “vefa örneği” olarak da okunabilir. Sizce Türkiye’de edebiyat dergiciliğine yönelik kolektif hafızayı oluşturma gayreti yeterli mi?

Şahsen benim için bir vefa çalışması bu kitabım. Ben geçmişte yaşamayı çok severim. O yüzden bellek çalışmaları benim merkez alanım. Müzik sosyoloji, yakın dönem siyasal tarih ve sinema çalışırken geçmişin metinlerinde gezinmek bana inanılmaz keyif verir. Dergi ve kitap sayfaları arasında unutulan, kaybolan şeylere yeniden hayat kazandırmayı seviyorum. Onları bugüne çağırıyorum adeta. Bu çok işlevsel bir alan sunuyor hepimize. Geçmiş ile şimdinin bağını kesmeden sürekli yenileyerek kurmak bellek çalışmalarının ana hedefi olmalı bana göre. İşte biraz evvel yukarda bahsettiğim üç çalışma böyle önemli bir hizmet görüyor.

Eserde dergilerin yayın yönetmenleriyle ya da yetkin isimlerle yapılan söyleşilere yer verilmiş. Bu yöntem, edebiyat tarihi yazımında nasıl bir katkı sunuyor? Sözlü anlatılarla yazılı metinlerin birbirine eklemlenmesi üzerine ne düşünüyorsunuz?

Yöntemim şuydu benim. Önce derginin bütün sayılarını alıp inceledim. Çıktığı yıllardaki ekonomik, politik, kültürel ve edebi ortamı, tartışmaları dikkate alarak ilgili derginin bu düzlemde varoluşunu anlamaya imkan aralayan özel sorular hazırladım. Bu her dergi için yeniden yapıldı. Sonra dergiyi çıkartan kişi ya ada bir yayın kurulu varsa en isabetli ismi tespit edip ona ulaşmaya çalıştım. Çoğu ile yazıştım, kimisi ile önce telefon görüşmesi yaparak derdimi anlattım. Kimisini ikna sürecim oldu mesela. kimisine soruları gönderdim ama cevaplar gelmedi. Bazı dergicilerle söyleşim yüz yüze oldu. Adnan Özer ile, Osman Çakmakçı ile mesela. Metin ortaya çıkınca, söyleşiden evvel derginin kapağı, künye bilgileri, ağırlıklı hangi isimler yer almış onları verdim. Böylece hem bu giriş metni hem ardından söyleşi ile bütüncül bir yapı çıktı ortaya. Sözlü tarih ile doküman formunu bir arada yürüttüm yani. 

Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası”nı bir ilk adım olarak görürsek, bu eserin açtığı yolda ileride ne tür devam projeleri planlanabilir? Belki daha derinlemesine monografik çalışmalar ya da dijital bir platform?

Söyleşinin başında da belirttiğim gibi benim dergicilik çalışmalarım iki dosya şeklinde yürüyor. Birisi işte bu Edebiyat Dergileri Atlası. İkincisi ise bu dergiler üzerine inceleme yazıları. Aslında biz Alişan Demirci ile bir projeyi zihnimizde gezdiriyoruz sürekli. Alişan demişken bu kitap bağlamında ismini anmam gereken ve benim gibi dergi işlerine gönül vermiş arkadaşlarım var. Alişan Demirci’nin arşivi muhtemelen benimkinden daha geniş. İkinci isim Yılmaz Demir’dir. O da son yıllarda epey dergi topladı. Kitap, ağırlıklı olarak benim arşivim sonra Alişan’ın, sonra da Yılmaz’ın arşivi üzerinden biçimlendi denilebilir. En son Prof.Dr. Alaattin Karaca Hoca’nın teknik müdahalesi ve önerisi şekil verdi. Tabi asıl Hece Yayınları kitabımı önemseyerek böyle önemli bir kaynak eseri kazandırdı entelektüel dünyamıza. Hepsine teşekkür ediyorum.

YORUM

WORDPRESS: 0