ANA SAYFAÖykü

Suskun Papatya | Burçin Laçin Altay

Burçin Laçin Altay, "Suskun Papatya" adlı öyküsüyle Edebiyat Daima'da

Muhammet Erdevir | Dert İçre Sırça Liman
Lale Şeyda Gülsoy | Akrebin Kıskacında
Züleyha Yılmaz | Çiçeklerin Suyu

Suskun Papatya | Burçin Laçin Altay

[sharethis-inline-buttons]

Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim.
Ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz.
Cemal Süreya

Ellerim cebimde sessizce yürüdüm, boş sokakta. Yağmur sonrası toprak kokusu duymak isterken dar sokakların ıslak kaldırımlarında şehrin sinmiş toz kokusunun garipliğini içime çektim. Mis gibi toprak kokusu diyerek birbirimizi kandırırdık Zülal’le. Ah ne güzeldi ismi. Bu isimde birinden sevgiden başka ne gelirdi ki? Huzuru kokluyorum adını söylerken bile. Naif bir serüven olacağını harfleri ilk ağzımdan dökülünce anlamıştım. Aynı mahallede büyümüş arkadaşlığın kökünden başlamıştık yaşamaya. Sevgiyi biliyorduk ama daha ortada aşk yoktu ama elbette bir gün olacaktı. Küçüktük, büyüyorduk sevgiyle ve dostlukta. Aşkı hiç düşünmüyorduk, bilmiyorduk ta. Ben, Zülal ve Kaan… Kaan, en yakın arkadaşımız, grubun neşesiydi ve bizi her zaman güldürecek bir şey bulurdu. Durduğu yerde durmaz bizi de durdurmazdı. Sürekli gezerdik, tanıdık tanımadık her yerde… Birlikte serpildik sokaklarda… Zaman geçiyordu, lise bitmiş herkes hayatına bir yön çizecek ve seçtiği yolda yürüyecekti. Ben hep birlikte yürümek istedim, hiç ayrılmamak. İstediğim olacaktı. Zülal bir yaş büyüktü bizden ve okumaya gitmişti başka bir şehre. Kaan’la bütün sene üniversiteyi kazanmak için çalıştık durduk. Ben de aynı şehre gidip okuyacaktım. Henüz kimse bilmiyordu.

Zülal papatyaları çok severdi. Narin ve masum bir çiçek derken dudağının kıvrımına yerleştirdiği gülümsemesi beni ona âşık etmeye yetmişti. Şimdi nerde bir papatya görsem aynı gülümsemeyle selam veririm. Papatyalar susar.

Zülal’le buluşacak, elimde bir demet papatyayla hem aşkımı itiraf edecek hem de aynı yerde üniversiteyi kazandığım müjdesini verecektim. Hayatta daha çok heyecanlandığım ve gülümseyişimin yüzüme sığmayacak kadar gerçek olduğu bir başka an daha olmadı. Dudağıma ince bir ıslık yerleştirip her zaman buluştuğumuz parkta onu bekledim. Ağaçlar, çimenler ne kadar güzeldi. Sanki papatyalar bile güzel kokular yayıyor gibi içim içime sığmaz halde sürekli kokluyordum. Koparıp fal bakmaya bile kıyamadığım papatyalardan çok emindim, hiçbir şey söylemediler bana… Bekleyişlerin en güzeli bu olsa gerek diye geçirmiştim çocuk kalbimden. Bir daha kim ne zaman böyle beklenir ki! Aşk bu, hem de ilk aşk…   

Yüzümdeki gülümseme birden soldu. Elimdeki papatyalar boynunu büktü. Bütün gri bulutlar benim göğüme gelivermişti birdenbire. Etraf birden karardı. İlk kalp kırıklığı çanlarını tüm gücüyle çalıyor paramparça bir ilk aşk hikâyesi daha raflarda yerini alıyordu. Gözlerim gördüğüne inanamasa da gerçekti bu; Zülal ve Kaan el ele karşıdan geliyordu. Hem de gülerek, sevinçli bir şarkının içinden çıkmış yeni âşıklar gibi… 

O anda solan gülümsememden geriye yalandan bir gülümseme kaldı yüzümde. Geçen beş seneden sonra hala yalandan bir gülümsemeyle yaşıyorum. Bir kere kırıldı ya ne olursa olsun, hangi mutluluk gelirse gelsin bu kırıklarının tamiri olamadı. Bütün kırık parçalarımı kalbimin boş bir odasında saklıyorum. Bazı yalnızlıklarımda çıkarıp bakıyorum. Bazen gerçekten gülüyor sonra ağlıyorum. Sonra o kırıkları kalbimin boş odasına yeniden süpürüyorum. Tozları da etrafta kalıyor öylece.

Kaan heyecanla bana Zülal’in okuduğu üniversiteyi kazandığını söyledi. Öyle bir sarıldılar ki karşımda. Zülal’in bana bir bakışı vardı üzgünüm dercesine! Kaçmadı gözümden, gönlümün bir tesellisi olur diye sakladım hep.  O son bakış benim hafızamda bir çivi gibi… İşte o çivide hala Zülal’in o halinin resmi asılı, hafızamın derinlerindeki duvarda…

Zülal’e olan aşkımdan etrafımda olan biteni görememişim. Çocukluk işte. Nerden bilirdim o dudağının kenarında kıvrılan gülümseme Kaan’a dönermiş. Dönsün, olsun, mutlu olsunlar. Ben yollarına çıkmak istemedim. Sessizce dinledim Kaan’ı. Ben kazanamadım dedim. Zaten babamın dükkânımızda ona yardım etmemi beklediğini söyledim. İkisini de çokça tebrik ettikten sonra döndüm geldim. Bir daha eskisi gibi olmadım. Olamadık. İnsanın duyguları bütün hayatını alt üst etmeye yetermiş. Ben alt üst oldum ama onlar olduğu yerde dimdik yürüdüler geleceğe…

Aşkı mutluluktan ibaret zannederken ne kadar acı ve ıstırap verici bir yangın olduğunu sonradan öğreniyordum. Ben yanacaktım bir kere o belliydi. Ama Zülal. O yanmasın. Kaan da yanmasın. Ben ikisi içinde yanarım. Yandım da… Sessizce, habersizce…

Ellerim cebimde sessizce yürüdüm, boş sokakta. Yalnızlığımı kutsuyorum yine yağan yağmurdan sonraki toz kokusuyla. Islak kaldırımlardan geçip çiçekçiden bir demet papatya aldım. Şimdi nerde bir papatya görsem aynı gülümsemeyle selam veririm. Papatyalar susar. Gözümden düşen yaşı da muhakkak gizlerim.

Yürüyüp geldiğim yolun sonunda yılların yüzleşme zamanıydı sanki. Onların okumaya gidip benim hayata küskünlüğümün cevapsız soruları… Suskunluk ve yalandan gülümsemeyle verilecek yanıtlara artık hazırdım. Kapıyı çaldım. Beş sene sonra karşımda Zülal. Özlem dolu bir sarılma anını bölen Kaan. Bir sarılma daha. Ne çok özlemişiz! Okulları bitince hemen evlendiler. Ben bunca zaman sanki yüzüme iğneyle dikilmiş yalandan bir gülümsemeyle hep yanlarındaydım. Elimdeki bir demet papatyayı bütün suskunluğumla Zülal’e uzattım. Öyle ya evlerine ilk davetimde papatyasız gidemezdim.

[sharethis-inline-buttons]

YORUM

WORDPRESS: 0