Armağan Can, Ali Lidar'ın Kişisel Edebiyat Atlası, Hayata Rağmen Edebiyat ve Edebiyatın Tesirli Parçaları isimli üçlemesine dair yazdığı "Neden Bu Kadar Çok Kitap Okuyorsun" yazısıyla Edebiyat Daima'da
Armağan Can | Neden Bu Kadar Çok Kitap Okuyorsun?
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Yapacak daha iyi bir şey aklıma gelmediği için.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Yazamadığım için.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Ne yapayım? Aptallıklarınızın bir parçası mı olayım? Bana böyle bir soru soran biriyle bir kaç saat konuşmak zorunda kalmaktansa ömrüm boyunca kitaplara gömülmeyi tercih ediyorum.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– İnsan sevmiyorum ben. Gerçek insanları sevmiyorum. Fazla sıkıcılar. O yüzden kitaplarda bulduğum ve gerçek olmadıklarını bildiğim insanlar ruhumu dinlendiriyor.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Sorma neden niçin, her şey yalnızlıktan.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Küçüklüğümden beri böylesine şaşkın sorularla karşılaştığımda ne cevap vereceğimi bilemediğim için.
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Neden insanlar bu kadar az kitap okuyor?
Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?
– Neden balıklar su altında boğulmuyorlar? Neden kediler hep dört ayaklarının üstüne düşüyor? Neden sevdiğimiz ölüler ve sevmediğimiz diriler çok…
Yazarımıza “Neden çok kitap okuduğu?” ve “Kimleri okuyayım?” sorusu o kadar çok sorulmuş olmalı ki, birinci soruya yukarıda paylaştığım harika şiirle, ikinci soruya ise şimdilik üç kitaptan oluşan bir seriyle cevap vermeyi uygun bulmuş.
Ali Lidar, felsefe öğretmeni, şair ve yazardır. Hem şiirlerinde hem de yazılarında sohbet ediyormuş gibi bir tarzla yazdığı, kolay olmayan şeyleri bile kolaylıkla anlatabildiği için olsa gerek, herkesin kendinden bir parça bulduğu, geniş kitlelerle farklı farklı pek çok noktadan temas etmeyi başaran bir yazardır.
Kendisine öğrencileri ve genç arkadaşları tarafından sorulan “Kimleri okuyalım, hangi kitabı tavsiye edersiniz?” sorularına üstadı bellediği yazarlara bir saygı duruşu maksadıyla toplu bir cevap mahiyetinde hazırlanmış bu kitaplar serisiyle seslenir.
Birinci kitabın ismi Kişisel Edebiyat Atlası’dır. Kitap, içine koyacağı yazarları seçerken son derece subjektif davrandığı ve hiçbir kanonik kaygı gütmeden, sadece sevdiği ve elinden düşürmediği yazarların bir kısmına dair duygu ve düşüncelerini paylaştığı tamamen kişisel bir okuma haritasıdır. Paylaştığı her yazar için belirli kıstaslar belirlemiştir. Birincisi, hangi yazarı yazacaksa, onun dilimizde yayınlanmış, elbette ulaşabildiği ölçüde, bütün kitaplarını okumuş olması; ikincisi, o yazarın ebediyete intikal etmiş olmasıdır. Kitapta bizlerle paylaştığı yazarları kendi deyimiyle “Sevdiği ölüler” den seçmiştir. Bu kitabın tek istisnası derin hayranlık duyduğunu belirttiği Orhan Pamuk olmuştur. Kitapta Türk ve dünya edebiyatından yirmi yazar ve bu yazarların kitapları ile tanışırız.
İkinci kitabın ismi Hayata Rağmen Edebiyat’tır. Bu kitapta istisnasız bütün yazarlar sevdiği ölüler arasından seçilmiştir. “Galiba ölüleri ve onların hatıralarını yaşayanlardan ve yaşarken paylaşılanlardan daha çok seviyor ve önemsiyorum, bilemiyorum…” sözleri aklımıza takılan sorunun cevabıdır. Yirmi yazarın yer aldığı bu kitapta Kişisel Edebiyat Atlası kitabının devamı gibi düşünülebilir. Aynı formatta yazılmıştır. Yazarımız, tüm kitaplarını okuduğu yazarla bizi tanıştırır ve devamında o yazarın en sevdiği veya etkilendiği kitabını bizim beğenilerimize sunar. Bu noktada şunu belirtmeliyim. Ben ilk olarak Hayata Rağmen Edebiyat kitabını okudum. Kitabı bir günde okudum, okurken not aldığım kitapları okumam ise oldukça uzun bir zamanımı aldı.
Üçüncü kitabın ismi Edebiyatın Tesirli Parçaları’dır. Bu kitabı diğerlerinden ayıran nokta yaşayan sevdiklerine de yer vermiş olması ama yine aynı tatla okuduğumuz, tanıdığımız, tanıştığımız yirmi yazar vardır. Kitap okurlara sadece keyifli bir okuma vadetmiyor, aynı zamanda ucu bucağı olmayan edebiyat evrenindeki nadide eserler için rehberlik ediyor.
Her üç kitapta da yazarların önce çizimleri ile karşılaşırız. Bu muhteşem çizimler Hamdi Akçay’a aittir. Çizimlerin içine gizlenen kitabı bulmaya çalışır sonra metne başlarız. Ben her ne kadar kitapları sıralı paylaşmış olsam da istenilen kitaptan başlanabilir. Goethe’nin meşhur “İki ömrüm olsun isterdim; biri yaşamak, diğeri okumak için” sözünün özünde yaşarken kitap okumanın büyüsünü görürüm. Hiçbir zaman geç değildir sadece bize hitap eden bir başlangıç kitabına ihtiyaç vardır. Ali Lidar’ın üç kitaplık bu serisinde mutlaka kişinin ilgisini çekecek, merak edeceği bir eser vardır. Ama görüldüğü üzere, kişi için doğru kitabı bulmak bile okumaktan geçer. İyi bir okuyucu olmak için bir yerden başlamak isteniyorsa bu kitaplar harika bir kılavuz olacaktır. Zira “Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz” diyen Kemal Tahir’e hak vermemek de elde değil. Bu sebeple tavsiye edilen kitapların bir kitap içinde toplanmış olmasındaki ironi, okumak isteğinin samimiyetinin keyifli bir sınavı olabilir.
Ali Lidar bizi yazarlarla, o yazarların doyumsuz kitaplarıyla tanıştırırken bir taraftan da bir kitabı nasıl okuyacağımız, nasıl değerlendireceğimiz ile ilgili ipuçları da verir. Konusu, karakteri, türü, yazarın hayatı, zaman, toplumsal yapı, ülke ve dünya üzerindeki olaylar, stratejiler, akımlar bir metnin içine nasıl gizlenmiş, bu gizler nasıl bulunur okuyucuyla paylaşır. Kitaplar her ne kadar bir antoloji gibi olsa da, yazarın kendini ifade ettiği, düşüncelerini paylaştığı cümleleri de satır arasında buluruz. Bu durum da yazarla bir yerde karşılaşıp ayaküstü sohbet etmek gibidir.
Yazarımız üç kitabın sonunda altmış yazarın altı yüzden fazla kitabıyla, yine yazarın deyimiyle akraba olduktan sonra, biz okuyucuları bu okuma ortaklığının içine kabul eder. Dünya tarihinde tesirini en iyi gösteren şeyin edebiyat olduğunu söyleyen usta işi bu kitaplarla kafamızdaki pek çok sorunun cevaplanacağını ve hatta soru kalıplarının değişeceğini düşünüyorum. Yazarın “Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir” sözüne tutunuyorum, var olan tek ömrümüzden kitapların hiç eksilmemesini diliyorum.



YORUM
Neden sevdigimiz ölüler ve sevmedigimiz diriler bu kadar çok???kaleminize sağlık Armağan hocam,harika bir yazı olmuş..
Yazarın kitaplarıyla arkadaş olmuş/ruhuna dokunmuş Armağan hanım… Kaleminizin mürekkebi hiç bitmesin…
Emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık gerçekten çok güzel bir anlatım olmuş yazılarınızın devamını bekliyoruz Armağan hanım Saygılar