Armağan Can, Tahsin Yücel'in 2007 Balkanika Ödülü'nün kazanan "Gökdelen" romanına dair yazdı: Sonsuz Bir Şimdiki Zaman
Armağan Can | Tahsin Yücel’in “Gökdelen” Kitabına Dair: Sonsuz Bir Şimdiki Zaman
“Mantık ne kadar sarsılmaz olsa da, yaşamak isteyen bir insanın önünde duramazdı.” sözünü Franz Kafka, Dava kitabında yazmamış olsa, bir eleştirmenin bu kitap için özet cümlesi diye niteleyebilirdim. Gökdelen, akıl çemberine oturan bir olayın, tüm güzel sonuçları planlanan bir ütopyadan, nasıl olumsuza dönüp bir distopya olduğunun kitabıdır.

Tahsin Yücel akademisyen, çevirmen, eleştirmen ve yazardır. Sayısız öykü, çeviri ve eleştirisinin yanı sıra çok sayıda romanı olan, aldığı ödüllerle de tanınan, üreten bir ömür yaşamış olan, Ali Lidar’ın deyimiyle “Mütevazı bir dil sihirbazıdır.” Yazar, ülkemizde çok örneği olmayan distopya türünde yazdığı bu eseri ile Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Türkiye ve Arnavutluk’un katılımıyla, her yıl bu yedi ülkeden önerilen eserler arasından birine verilen ve seçilen eserin diğer ülkelerde de yayımlanması amacını güden Balkanika Ödülünün 2007 sahibidir.
Ütopik toplum anlayışının antitezi olarak kullanılan distopya, otoriter ve baskıcı bir sistem olarak ifade edilir. Olumsuz bir geleceği, kötü bir hayatı ifade etmek için kullanılan bu kelime Yunanca kökenlidir. Distopik toplumlar özellikle konusu gelecek zamanlarda geçen hikâyelerde yer alır. Bunlardan en bilineni George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanıdır. Yazarın pek çok kitabı içinden bu kitabı seçmemdeki etken, bizim edebiyatımızda çok örneği bulunmayan distopya türünde yazılmış olmasıdır.
“Bizim Niyorklu’nun defterinde ne geçmiş var, ne gelecek, bir sonsuz şimdiki zamandır onunki, insana bir ölümsüzlük, en azından bir değişmezlik duygusu verecek bir şimdiki zaman, bir duruş. Ama bunca bozulmanın, bunca yozlaşmanın ardından en sonunda durabilmek de güzel.”
Şimdiki zamandan sıyrılıp 2073 yılına gidip İstanbul’u görmeye ne dersiniz? Gittiği New York’ta gökdelenlerden çok etkilenen ve yaşadığı şehir İstanbul’u gökdelenlerle yeniden inşa etmeye karar veren ve hatta annesinin heykelini dikmeyi planlayan Temel Diker ve onun yasal sorunlarını çözmek için bir proje geliştiren avukatı Can Tezcan’ın yaşadıklarının anlatıldığı bu romana buyurun.
Ülkede her şey özelleştirilmiştir. Geriye sadece yargı kalmıştır. Gökdelen kitabı özünde yargının özelleştirilmesi gibi özgün bir konunun çevresinde şekillenir. Bir avukatın ortaya attığı bu özelleştirme adımında amaç yargıyı adaletli bir kurum haline getirmektir. Müşterisinin her türlü yasal sorununu çözmek ile mükellef avukat Can Tezcan, gökdelenlerin arasında kalan ve yıkılmasını istemediği için satmamakta kararlı emekli öğretmen Hikmet’in evine sahip olmak için köklü bir çözüm bulur. Suçsuz yere hapis yatan gençlik arkadaşı Varol’u da kurtarmak gibi kendi kişisel çıkarlarına da hizmet edecek olan bu çözüm yolu yargının özelleştirilmesidir. Bulduğu çözüm yolu daha büyük sorunlara neden olurken yaşadığı toplumun gerçekleriyle yüzleşir.

Her yerin çok yüksek gökdelenlerle donatıldığı, tek kişilik mekik denilen hava araçlarının ulaşımda kullanıldığı, kimsenin toprağa ayak basmadığı bir zamandır. Öyle ki yere yaklaştıkça virüslerden, mikroplardan korkulmaktadır. İnsanların yaptığı işi robotlar yapmakta ve işsiz kalan insanlar şehrin dışına itilmektedir. Görünmez oldukları düşünülen, ne yaptıkları ve nasıl yaşadıkları ile ilgilenilmeyen bu insanlara tabiatta dolaşan yabani atları anlatmakta kullanılan yılkı kelimesi uygun görülür. Şehrin çevresinde yılkı insanları seslerini duyurmaya çalışırken, sadece kendi otoritesini düşünen, sağır ve kör bir yönetim her kurumu özelleştirmiştir. Geriye sadece yargı kalmıştır ve ortaya atılan bu proje, kendisine vaat edilen çok yüksekte lüks bir daire için, bir gazetecinin dillendirmesiyle hayata geçirilir.
Paranın en büyük güç olduğu, modernleşmenin sadece metada olduğu bir zaman dilimidir. İnsan, daha doğrusu parası olmayan insan, tamamen geri plandadır. Emekleri yok sayılmış, toplumun dışına itilmiştir. Çünkü güçsüzdür. Can Tezcan bu fikri ortaya atarken kendi varlığından çok suçsuz arkadaşı ile aynı durumda olan kişileri de düşünmüştür. Büyük bir güce karşı büyük bir plan yapmıştır. Onun planı amacından çıkıp, başka kişilere hizmet etmeye başlamıştır. Arkadaşını hapisten kurtarır ama yeni sistemde çok hızlı bir şekilde kendi sonu gelir. Maddi çıkar için her şey yapılıyordur. Geriye kalan çözüm şehri terk etmektir. Umut ise her satırdadır. Tüm yozlaşmaya inat, bazı değerlere sıkı sıkı bağlı emekli öğretmen Hikmet, yukardan uçtuğu için yerdekileri hiç görmeyen arkadaşı Can Tezcan’ın bazı şeyleri fark etmesini sağlayan, bağlı kaldığı devrimci kimliğiyle haksız olanların yanında duran Cüneyt Ender ve her şeyi göze alıp şehre girmeye, geleceklerine sahip çıkmaya kararlı, örgütlenen yılkı insanları.
Kitap aynı bir gökdelen gibidir. Birbirinden farklı görüşler, düşünceler, yaşayışlar katlara yerleştirilmiştir. Bunlar arası geçişler basamak basamak sağlanmıştır. Kolonlar, yani toplumun sahip çıkması gereken değerler sağlam olursa, yıkılanın ya da zarar görenin sadece göz boyayan dekorlar olduğu anlatılmıştır.
Bugün yaşadığımız pek çok şey, yıllar önce yazılmış bir kitabın distopik devamı olabilir mi? Sonsuz bir şimdiki zamanın içinde devamlı evrilirken, neleri sıkı sıkı koruyup, neleri değişime bırakmamız gerektiğinin çarpıcı bir anlatımı olan bu kitabın, içinde bulunduğumuz zamandan soyutlanamadan okunacak sonsuz bir şimdiki zaman kitabı olduğunu düşünüyorum.
[sharethis-inline-buttons]

YORUM