Daima Edebiyat yepyeni eserlerle yoluna devam ediyor: Ayşe Çakır "Aranıyor" öyküsüyle Daima Edebiyat'ta
ARANIYOR!
Ayşe Çakır
Bir adam var, ıssız bir boşlukta nefessiz, sessiz… Yalnızlığı kekremsi, küflü…
Geceyle gündüzün birbirine karıştığı anlarda, bezmi elestle “an”ın hemhal olduğu zamanda, sancılı… İçindeki hesabı yaman, kaybı büyük…
Geçmişin gölgesinden örülmüş bir yolda adım adım…
Her adımda, her nefeste, yeniden doğan hatıralar…
Terk edilmiş, unutulmuş, ağ bağlamış duvarlarını, sarmaşıklar örmüş bahçesini, kamburu çıkmış, köhne bir ev. Bir çocuk takılmış bacağından ağa… Sarkıyor, sallanıyor, cansız… Derinlerde fırtına uğultusu… Kıyametten hemen öncesi, ev çatırdıyor. Parçaları sipleniyor zamana. Sıcak bir baba toprağı avuçlarını yakan.
Aranıyor, dağıtıyor, savuruyor ne varsa… “Buradaydı, hep burada olur, kıt da olsa bana yetiyordu. Nerede şimdi bu?”
Ne çok konuştunuz bu sabah, yankınız duvarda ölümsek bir sinek gibi… Sıcak bir el avucunda, küçük, narin, kırılgan… Şimdi hiçbiri gerçek değil. Ellerine bakıyor adam… Kirden kararmış tırnaklarına, soğuk ve bükülmeyen parmaklarına, sigaradan sararmış, titreyen ellerine… Gecenin uykusuz saatlerinde, dudaklarında bir ninni… “Yağmur yağar lüle lüle, oğlum sana güle güle. Ter bıyığını sile sile, ninni benim güzel oğlum. Eeeee… eeee…” Bir kadın susturuyor onu… “Şşşş! Uyudu, uyuduk, sen de uyu!” Çocuk ve kadın uykuya daldı kucak kucağa. Adamın avuçlarında soğuk, kaskatı kesilmiş bir kadın eli; yumruk olmuş bir çocuk eli… Adam uyuyamıyor.
“Bir yere koymuş olmalıyım. Nereye ama?!” Tekrar arıyor, dağıtıyor, savuruyor ne varsa…
Her nefeste biraz daha derinleşen bir acı… Ağzında geçmeyen bir metal tadı, kulağında dinmeyen fısıltılar, eski sesler… Mutfaktan gelen bardak, tabak sesleri, gıcırdayan bir kapı, tıp… tıp… terlik sesi, dıttt… dıttt… baş ucunda susmayan garip bir alet, korna sesleri, siren sesleri, tik… tak… geveze bir duvar saati… Bahçede hanımeli, genzini yakan bir duman kokusu… Çamaşır telinde çizgili bir çocuk tişörtü…
Tekrar arıyor, dağıtıyor, savuruyor ne varsa…
“Nereye koydum ben onu? Bir bulsam her şey tekrar eskisi gibi olacak. Bu ev ve ben eskisi gibi olmalıyız. Bulup yerine koymalıyım. Kıt da olsa bana yetiyordu.”
Uzaktan siren sesleri duyuluyor. Merdivende aceleci ayaklar, gittikçe yakınlaşan…
Komşu kadının korkulu sesi:
“Çabuk olun, apartmanı da yakacak, sabahtan ne varsa pencereden savurdu, eşini ve oğlunu kaybettikten sonra aklını da kaybetti. Sonunda delirdi.”
Bir adam vardı, hep bir şey arıyordu. Aradıkça her adımda kendinden biraz daha uzaklaşan, kaybolan, kimsesiz… Bir şey, bir yol arayan ama bulamayan, yitik…
Bir adam vardı kendi içinde kaybolmuş. Hüzünden son bir gülümse kalmış dudağının kenarında eski günlerden emanet.
Belki bir gün, yeniden bulur kendini.
Ama şimdilik, sadece bir gölge gibi.
Kimsesiz, sessizce varlığını sürdüren.




YORUM