Uçurumda Açan Çiçekler: Karanlık Çökerken Neredeydiniz

ANA SAYFAKitaplık

Uçurumda Açan Çiçekler: Karanlık Çökerken Neredeydiniz

Mario Levi’nin Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanı, 12 Eylül bağlamında geçmişle yüzleşme ve kaybolan şehir belleğine dair bir iç yolculuk anlatısı.

Muhammet Erdevir | Zamanın Aynasında Halka Halka: “Susmak ya da Yeniden Doğmak”
Umut Kaygısız | Evvel Zaman’a Dair Yazdı
BİLEMEZSİN AYSEL: KADINI KADIN BİLİR GERİSİ YALAN BİLİR

Cansu Dolar | Uçurumda Açan Çiçekler: Karanlık Çökerken Neredeydiniz

“Travma” acının boyutundan ve hissettirdiklerinden çok, insanın orada ve o anda bütün savunmasızlığıyla maruz kaldığı bir dehşet anını ifade eder. Acı yaşandıktan sonra ise insanın zaman algısı artık doğrusal değildir. O acı yaşandıktan yıllar sonra bile yas ile hatıra arasındaki uzun yolda bilinci kanatmaya devam eder. İnsanı, sınırlarıyla yüzleştiren böylesi duyguların kitlesel olarak yaşandığı dönemler ise siyasi bir kırılma anı olmasının ötesinde, bireylerin kişisel tarihine vurulan ağır bir darbedir.

Mario Levi, Türkiye siyasetinin yakın tarihinden 12 Eylül’ü ve dönemin yaşadığı toplumsal çözülmeyi anlattığı Karanlık Çökerken Neredeydiniz’i yetmiş sekiz kuşağına ithaf ediyor. İsyanlarının saflığı için… Okurunu da bu isyanın tam ortasına acının, adaletsizliğin, zulmün ülkeyi yangın yerine çevirdiği o yıllara çağırıyor. 12 Eylül’ün üzerinden silindir gibi geçtiği talihsiz bir kuşağın, keşkenin sularında yitip giden hayatların kederine ortak ediyor herkesi.  Okur, yaşam ve ölüm arasındaki boşlukta savrulan insanların acısını içinde duyumsarken Fikret Kızılok’un, Ruhi Su’nun, Timur Selçuk’un söylediği şarkılardan geçiyor. O son romantik kuşağın hüznüyle…

İzak’la başlıyor hikâye. Darbenin hayatını bambaşka yerlere savurduğu, hayalleri ve gençliği yarım kalmış bir karakter olarak çıkıyor karşımıza İzak. En çok da bu yarım kalmışlığı tamamlamak istercesine bir arayışa çıkıyor. Fakat bu yolculuk, seslerin ve yüzlerin birbirine karıştığı bir geçmiş zaman muhasebesine dönüşüyor onda.

“Herkesin kendini sorguladığı ve hayatından kaçamadığı bir yer vardır. Mezarlar bu kadar içimizdeyken elde kalan şey ne?” diye soruyor İzak. O saatten sonra ancak kaderinin muhatap alacağı yanıtların bilinmezliğinde acısına bir anlam arıyor. Çocukluk arkadaşı Necmi ile yıllar sonra bir araya gelmesi ve yeniden onunla bağ kurmaya çalışması, kendi içindeki arayışa tekabül ediyor.

Ödenen Bedellerin Ardından…

Necmi ile yeniden bir araya gelen İzak, diğer arkadaşlarının izini sürüyor ve bulmayı başarıyor. Şebnem, Yorgo, Niso, Şeli, İzak, Necmi… Her biri diğerinden yorgun eski dostların üzerinden geçen acımasız zaman, yeniden onları buluşturabilmeyi başarıyor. Yıllar sonra bir araya gelen eski dostlar, içlerindeki yası temize çekmek adına kadere son bir hamle yapmak istiyorlar. Lise yıllarında hep beraber oynadıkları tiyatroyu, geçen zamanın umursamazlığına inat tekrar sahnelemeyi planlıyorlar. Adı ‘İstanbul Hayatım’ olan bu oyunu yeniden oynamak, acılarına, isyanlarına, beraberliklerindeki yalnızlıklarına ve her şeye rağmen yaşama tutunmaya çalışan yanlarına açılan bir kapı oluyor. Beyazıt’ta, Sahaflar’da, Çınaraltı’nda kaybolan gençliklerinin içlerinde kalan son hatırasına tutunuyorlar. Altı eski dost, yirmi beş yıl sonra yeniden perdeyi açtığında ise Şebnem, İzak’a soruyor: “Çok geç kalmadık mı be Bohor? Ne olacak bu yaştan sonra?” Bu sözlerdeki kederi yıllar sonra bir diğerinin gözlerinde hisseden iki eski âşık, o an hayatlarının en sahici oyununu ortaya koyuyor. Perde bu kez umuda ve vefaya kapanıyor.

Mario Levi’de zaman, yaşanmışlıkların şimdiye müdahalesinde, kahramanın tekâmül sürecinin bir parçasıdır. Bu varoluşsal yolculuk, her kahramanda okuru farklı açıdan aynalamaya devam eder. Sezgi, bilinç, bellek ve geçmiş, katmanlı zamanlara açılan başka başka kapılardır ve okur bu kapılardan her geçtiğinde kendi zamanlarıyla da yüzleşir. Karanlık Çökerken Neredeydiniz tam da böyle bir yüzleşmenin romanı olarak çıkar karşımıza. Hayatı boyunca acı çeken tarafın yanında duran bir yazar olan Levi, belleksizliğe gömülen coğrafyaların ortak kaderiyle sorar: “İnsanlık tarihi aynı zamanda yanlış cinayetlerin de tarihi değil miydi?” Çünkü o, her zamanın kendine göre bir haksızlığı olduğunun farkında bir yazardır. Varoluşunu ve yazarlık kimliğini, kendini azınlık hissedenler üzerinden kurduğunu söyleyen Levi’nin insanları, yaralı insanlardır. Kadrajında ise insan olmanın ağrısı vardır. Nitekim İzak, arayışının bir yerinde, “Biz… Biz yüreği bu kadar kırılanlar, biz bu kadar örselenenler, bu kadar kendine ve birbirine tutunmaya çalışanlar, kimliklerini dilediğince yaşayamayanlar… Biz de bu ülkenin vicdanı değil miydik? diye sorarak cevabı zor sorulara maruz bırakır okuru. Levi, hız çağının her gün ayrı bir nedenle talan ettiği insanın gönlüne kifayetsiz sızılar bırakır ve modern insanın kazanırken kaybettiğinin de farkındadır. Bu yüzden “Yaşadığımız dünyada en çok yitirdiğimiz değerin dostluk olduğuna inanıyorum. Dostluğun yaşanması gerektiğine, onu her geçen gün daha fazla yitirdiğimize inanıyorum. İnsanların olumsuz anlamda çok bireyselleştiğine inanıyorum.” diyerek okuru da bu bencilliğin yarattığı toplumsal tahribata uyandırmak ister yazdıklarıyla.

Karanlık Çökerken Neredeydiniz, İstanbul’un hafızasına, siyasi açmazlarına, tarihi boyunca içinden geçtiği kimlik arayışlarına yetmiş sekiz kuşağının hüznüyle sahip çıkan bir roman. Başka türlüsünün de mümkün olabileceğini savunan samimi bir teselli… Yıllar sonra hikâyesi birbirine yeniden dolanan altı eski dostun vefasında, hayatı ve özlemlerimizi sorgulayan incelikli bir hakikat… “Yanındayım.” diyen bir direncin erdemi… Çünkü bazen bir kişinin varlığı bile hikâyeyi bütünüyle değiştirebilir. Her şeye rağmen…

YORUM

WORDPRESS: 0