Mustafa Çiftci’nin Hikâyeciliğinde İnceliğin İzleri:  Adem’in Kekliği ve Chopin

ANA SAYFAKitaplık

Mustafa Çiftci’nin Hikâyeciliğinde İnceliğin İzleri:  Adem’in Kekliği ve Chopin

Ecrin yücel "Mustafa Çiftci’nin Hikâyeciliğinde İnceliğin İzleri: Adem’in Kekliği ve Chopin" başlıklı kitap incelemesiyle Daima Edebiyat'ta

DENİZİNİ HATIRLATAN BOZKIR: KEREM IŞIK’IN SINIR’I ÜSTÜNE
Karanlığımıza Tutulan Ayna: Yabancı
Şükran Varol Kır “Herkesten Sonra Gelen”e Dair Yazdı

Mustafa Çiftci’nin Hikâyeciliğinde İnceliğin İzleri:  Adem’in Kekliği ve Chopin
Ecrin Yücel

 Mustafa Çiftçi, modern Türk hikâyeciliğinde Anadolu’nun kuytu sokaklarında, ağır akan zamanın içinde sessizce beliren incelikli bir anlatıcı olarak konumlanır. Yıllara yayılan dergi hikâyeciliğinin ardından yayımladığı Adem’in Kekliği ve Chopin, ilk bakışta basit görünen ancak derin bir duygu örgüsüyle örülmüş, yüksek dramatik çatışmalardan ve sert kırılmalardan bilinçli bir uzaklıkla kurulu on altı hikâyelik bir dünyanın kapısını aralar. Mustafa Çiftçi, anlatma iştahını da bilinçli bir ölçülülükle dengeler ve uzun hikâyelerinde dahi anlatıyı hantallaştırmadan ilerletir. Okur, bu metinlerde ne acele ettirilir ne de duygusal olarak zorlanır. Adem’in Kekliği ve Chopin adlı kitabında yazar, taşranın insanlarını onların yavaşlığı, susuşları ve gündelik hayatın arasına sinmiş merhamette saklı olan zarif bir anlatı ritmiyle ele alır. Bu ritim içinde belirginleşen temel izleklerden biri ise inceliktir.

Kitaba adını veren ve açılış hikâyesi olan Adem’in Kekliği ve Chopin, suskun bir sevdalığın hikâyesidir. Adem, Yozgat’tan çıkıp bir resim galerisinde tabloları duvara sabitleyen, görünmez bir emekçi olarak karşımıza çıkar. Beyaz ve kırmızının iç içe geçtiği tablonun önünde duran beyaz elbiseli genç kız, Adem’in hayatında söze dökülemeyen bir sevdanın merkezine birdenbire yerleşir. Kızın ne adını ne de kimliğini bilen Adem, ona kekliğim diye hitap eder. Beyaz keklik, sevdalığın incelikli bir yakınlıkla kurulduğunu gösteren önemli bir imge olarak karşımıza çıkar. Keklik, Adem’in dünyasında ulaşılamayan tertemiz bir  güzelliğin simgesidir. Adem’in tabloyu fotoğraflaması ve Chopin’in kırılgan melodilerini kayda alması da bu anı kalıcı kılma arzusunun sessiz bir ifadesidir. Adem, beyaz kekliğini bir daha göremez ve Atiye ile evlenir. Atiye’ye galeriyi gezdirdiği sahnede, iki dünya arasındaki mesafe belirginliği görülür. Hikâyede, beyaz keklik karşısında Adem’in içinden süzülen sessiz sevdalığı, utangaç bir erilliğin incelikle biçimlenen tezahürüne dönüşür.

Bu sessizliğin bir başka biçimi Çati’ye Kıyamam hikâyesinde karşımıza çıkar. Çati, çocukluğundan itibaren görülmeyen ve sevilmeyen bir çocuktur. Öksüzlük, babalı yetimlik ve bedensel kusur, onun dünyayla kurduğu ilişkiyi sertleştirir. Çati’nin dili kabadır, öfkesi açıktır; ancak bu kabalığın ardında derin bir merhamet gizlidir. Okulda öksüz çocuklara sahip çıkması, onun inceliğinin doğrudan değil, dolaylı biçimde ortaya çıkmasına yol açar. Çiftçi, Çati’nin iyiliğini yüceltmez; onu gündelik davranışların içine yerleştirir. Hikâyenin kırılma noktası, Halime’nin yumuşacık sesiyle ona kıyamadığını söylemesidir. Bu iki kelime, Çati’nin yıllar boyunca biriken yalnızlığını ve sevilme arzusunu büyük bir şefkatle sarıp sarmalar. Hikâyedeki incelik, Çati’nin yıllardır örselenen varlığı ve yaralarını neredeyse unutturacak güçlükte merhametle görülür.

Şırıl Şırıl’da Mustafa Çiftçi, Anadolu kadınının iç dünyasını suyun akışıyla bütünleştirir. Hikâyedeki genç kız, köy çeşmesinde Bilal’e aşık olur, sonu hazin bir sevdalığın enkazıyla kalakalır. Çeşmedeki su sesi heyecanın değil artık bir acının simgesidir. Yıllar geçip evlense bile su sesinde Bilal’e serzenişte bulur. Hikâyede incelik, suyun nazik akışında ve kadın yüreğinin narinliğinde kendini gösterir. Okur, Çiftci’nin özenle işlenmiş kırılgan duygularla örülü dünyasına çekilir.

Portakal hikâyesi ise inceliği çocukluk deneyimi üzerinden kurar. Yatılı okulda okuyan bir oğlan çocuğunun portakalla ilk karşılaşması, basit bir keşif gibi görünse de derin bir yoksunluk anlatısı taşır. Çocuğun portakalın adını bilmemesi ve nasıl yenileceğini çevresini izleyerek öğrenmesi, maddi eksikliğin yanı sıra kültürel ve duygusal bir yoksunluğu da ima eder. Çiftçi, bu eksikliği dramatize etmez; onu çocuğun temkinli ve sessiz merakına bırakır.

Portakalı yedikten sonra parmaklarda bıraktığı koku, hikâyenin en incelikli ayrıntısıdır. Bu koku, geçici bir tat olmaktan çıkarak belleğe yerleşir. Çocuğun devletin verdiği harçlıkla annesine ve küçük kardeşi Elif’e portakal alması, yoksunluk içinden doğan bir paylaşma ahlâkını görünür kılar. Sevimli bebecik Elif’in parmaklarında kalan portakal kokusu, aile bağlarının sessiz ama kalıcı izine dönüşür. Burada incelik, sevginin söze dökülmeden aktarılmasıyla kurulur.

Adem’in Kekliği ve Chopin, Çati’ye Kıyamam, Şırıl Şırıl ve Portakal hikâyeleri, bu sessiz inceliğin farklı yaş, cinsiyet ve sınıfsal deneyimler üzerinden nasıl kurulduğunu gösteren metinler olarak öne çıkar. Metinlerdeki incelik, kimi zaman bir delikanlının içten ve çekingen sevdalık çeken bakışında, kimi zamansa genç bir kızın umutlu ve utangaç bekleyişinde, kimi zaman da sıradan insanların iyiliğinde görünür. Mustafa Çiftci’de incelik, karakterlerin bakışlarında, tereddütlerinde ve çoğu zaman dile gelmeyen duygularında bütünlüklü bir şekilde görünür. Böylece inceliği, anlatının merkezinde duran bir tema olmaktan çıkararak yaşayan bir unsura dönüştürür. Adem’in Kekliği ve Chopin, taşranın ağır akan zamanın içinde Anadolu insanının merhametli erilliğini, utangaç sevdalığını ve içli berraklığını incelikli ve kalıcı bir etkiyle görmeye davet eder.

YORUM

WORDPRESS: 0