ANA SAYFAKitaplık

İsmail Kılınç | Cumhuriyet İdeolojisinin İzinde Bir Ütopya: Serbest İnsanlar Ülkesi’nde

İsmail Kılınç, Ahmet Ağaoğlu'nun Mavi Gök Yayınlarınca yeniden yayına hazırlanan "Serbest İnsanlar Ülkesinde" adlı ütopik romanı üzerine yazdı.

José Saramago’nun “Körlük” Romanına Dair
Yunus Çinçin | Beni Kör Kuyularda’ya Dair
Merve Yurtsever Yazdı: Halil Yörükoğlu’nun Kaçış Rampası Kitabına Dair
[sharethis-inline-buttons]

İdeal bir toplum düzeni insanoğlu için her zaman vazgeçilmez bir istek olmuştur. Mevcut sistemlerdeki aksayan yönleri eleştirmek, onun yerine yaşanabilir/rüya gibi bir toplumsal düzen düşünüp tasarlamak, “ütopya” sözcüğüne karşılık gelmektedir. Platon’un Devlet (M.Ö. 375) adlı eserinden bu yana yeni ve kaliteli toplumsal düzen kaygıları artarak devam etmiş; bu artışın paralelinde birçok eser kaleme alınmıştır. Kaleme alınan her ütopya, beraberinde “karşı ütopya”ları da getirmiş eleştiri mahiyetinde “kabus” dolu eserler kaleme alınmıştır.

Başlıca ütopik eserler, bu literatürle ilgili olanların bildiği üzere Batı’da Thomas More’un Ütopya’sı; Tomasso Campanella’nın Güneş Ülkesi adlı eseri, Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’idir. Doğu’da Platon’dan etkilenerek ütopyasını kuran Fârâbî ve Medînetü’l-Fâzıla (Faziletli Şehir)’sı başta olmak üzere İbn-i Tufeyl’in Hayy Bin Yakzan adlı romanı da örnek olarak gösterilebilir.

Türk edebiyatına geldiğimizde Cumhuriyetin ilanına kadar yayımlanan ütopik metinler İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) Darürrahat Müslümanları (1887-1889), Mehmet Murat’ın (1854-1917) Turfanda mı Yoksa Turfa mı? (1308/1891), Halide Edip Adıvar’ın (1884-1964) Yeni Turan (1912), Ali Kemal’in (1869- 1922) Fetret (1913) ve Müfide Ferit Tek’in (1892-1971) Aydemir (1918) adlı romanlarıdır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ahmet Ağaoğlu’nun (1869-1939) Serbest İnsanlar Ülkesi’nde (1930), Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun (1889-1974) • Canbaz Yumuşak, Peyami Safa’nın (1899-1961) Yalnızız (1951) adlı romanlarında ütopik izlekler görülebilmektedir.

Ütopya ve karşı ütopyalar ilerleyen süreçte artarak devam eder. Konuyu dağıtmamak adına bu yazıda ele alacağımız Serbest İnsanlar Ülkesi’ne geçebiliriz. Ancak kitap tanıtımına geçmeden önce Mavi Gök Yayınları’na bir parantez açmamız gerekmektedir. Zira bir milletin kültürüne, sanatına ve özelde edebiyatına yapılan her hizmet değerlidir. Eğer bu hizmet,  “yükselmek, ileri gitmek” ideali ve samimiyetiyle yapılıyorsa daha da değerlidir. Mavi Gök Yayınları, daha yeni bir yayınevi olmasına rağmen tozlu raflarda kalan birçok eseri yayına hazırladı. Tamu Kapısı Anıları, Tan Sesleri, Yüz Yıl İhtilâl ve Serbest İnsanlar Ülkesinde adlı eserleri modern dünyaya sunan yayınevi, daha birçok çalışmayla karşımıza çıkacak gibi görünüyor. Aynı zamanda 3 Mayıs 2018’den beri Demlik Mecmua’yı çıkaran ekibin genel yayın yönetmeni Yavuz Selim Birtane… Editörler Oğuz Can Acar ve Engin Ersönmez; medya/okur temsilcisi Emir Can Aykar; yayın kurulu ise tüm bu saydığımız isimlerle beraber çalışan Doğan Pehlivan, Alperen Aşkar, Caner Akaydın, Engin Ersönmez ve Can Balcıdan oluşuyor. Yayın yapmak ve popüler olmak için “muhtelif ve muktedir destek”ler arandığı bir dönemde kendi çabalarıyla samimi bir mücadele veren Mavi Gök Yayınları ekibi, bizlere Hüseyin Nihâl Atsız’ın “Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.” sözünü hatırlatmaktadır. Cehaletle olan savaşlarında nice zaferler diliyoruz.

Ahmet Ağaoğlu
Ahmet Ağaoğlu

Ahmet Ağaoğlu ile başlayalım. Ahmet Ağaoğlu, 1869 yılında Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Şuşa’da doğmuş. Üniversiteyi Fransa’da okumuş. O zamanlar Rusya İmparatorluğu sınırları içinde olan Azerbaycan’da Çarlık rejimine karşı çalışmaları nedeniyle uğradığı baskılar üzerine çoluk çocuğunu alıp 1909’da İstanbul’a göçmüş. Osmanlı döneminde “maarif müfettişliği”nden Afyonkarahisar milletvekilliğine, Cumhuriyet döneminde basın yayın genel müdürlüğünden Kars milletvekilliğine, önemli görevler yapmış. Her iki dönemde de üniversitede dersler vermiş. Verdiği dersler arasında Rusça, hukuk tarihi, anayasa hukuku, uygarlık tarihi gibi dersler var. İslamiyet’in çağdaşlaşması, Türkçülük, uygarlaşma üzerinde kafa yormuş; kalem oynatmış. Malta’ya sürüldüğü, gözden düştüğü dönemler de olmuş. 19 Mayıs 1938’de İstanbul’da dünyaya gözlerini kapatan Ahmet Ağaoğlu, ilk kadın hukukçularımızdan Süreyya Ağaoğlu’nun babasıdır.

Serbest İnsanlar Ülkesi’nde Ahmet Ağaoğlu’nun bir ütopya denemesidir. Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen eser ilk olarak Sanayi-i Nefîse Matbaası’nda 1930 yılında kitaplaşır. Yani eser, Cumhuriyet rejiminin emeklediği dönemlere denk gelir. Ağaoğlu, eserin ön sözünde amacını şu şekilde aktarır: “Bu âciz de bu milletin bir ferdi olmak sıfatıyla mezkûr hususiyetleri nasıl tasavvur ve telakki ettiğimi bu naçiz eserde yazmak istedim; yani cumhuriyetin manevî cepheden ideolojisini kendime göre kurmak cüretinde bulundum.” Eser, kısa yazılmış otuz altı bölümden oluşur. Esir bir ülkeden Serbest İnsanlar Ülkesi’ne yol alan bir kahramanın o ülkeye girişi ve zaman içerisinde yaşadığı şaşkınlıklar ve hayranlıklar ele alınır. Burada esir olarak gösterilen ülke aslında Osmanlı ülkesidir. Osmanlı’nın son dönemde yaşadığı sancıların sebebi, bir anlamda demokratikleşemeyen bir millete mâl edilir. Ancak Atatürk’ün bu esir ülkeyi kurtardığı konusuna da değinilir. Hatta ondan “Tanrı’nın Resulü” diye bahsedilir. Serbest İnsanlar Ülkesine’ne girmek için kahramanın dört soruya cevap vermesi gerekmektedir:

  1. Nefsine hâkim misin?
  2. Doğruyu sever misin?
  3. Hakikate tahammülün var mı?
  4. İzzet-i nefis sahibi misin?

Aslında eser, bu dört sorunun etrafında şekillenen yazılı-yazısız yasalar üzerine kurgulanmıştır. Bu eser, edebî açıdan değilse bile görüşleri açısından oldukça önemlidir. Çünkü önce “insan” olmanın şifreleri verilir. İnsanlığın mayasındaki tüm iyi huylar bir toplumu meydana getirirse o toplum için bilim, kültür, sanat, hoşgörü, demokrasi ve daha birçok güzellik beraberinde gelir. Bu eserde “aslında olması gereken Cumhuriyet ve demokrasi anlayışı”nı okuyacaksınız. Her ne kadar yazar ön sözde mütevazı davransa da editör Oğuzcan Acar eserle ilgili şu değerlendirmeyi yapar: “Serbest İnsanlar Ülkesi’nde, yalnızca bir insanın hayal dünyasını sergileme denemesi değil; bir milletin ideallerini ve tahayyül ettiklerini somutlaştırmak, iyileştirmek, kitlelere yaymak girişimidir.” Tozlu raflardan kurtarılan bu romandan birkaç tadımlık cümleyle yazımıza son verelim. Daha çok okuyucuyla buluşması ümidiyle…

“(…) istibdadın manevi köklerini ve izlerini kendi içlerinden söküp atmamış olan muhitler anarşi ile hürriyetsizlik arasında dolaşmak mecburiyetinde kalırlar ki bir cemaat için
akıbeti meçhul feci bir sersemliktir. İşte Serbest Ülke Yasası, cemaati bu feci sersemlikten korumak için yol gösterir. Bu yasanın hedefi istibdadın ruh ve kalplerdeki taht-u tacını yıkmak
ve yerine hürriyetin taht-u tacını kurmaktır.
” (s.20)


Ah bu nasıl ülke! Serbest olmak ne kadar zor bir iş imiş! Acaba alışabilecek miyim? Acaba hür olabilecek miyim? Evvelce bu iş ne kadar kolay gözüküyordu! Hâlbuki asıl müşküller sonrada imiş. Tarihin, ruhlar üzerinde bırakıp gitmiş olduğu izler vardır ki insanı esir eden asıl bunlar imiş. Şimdi bütün bu izleri birer birer çekip sökmek lazım imiş! Yalan söylememek, müdahene etmemek, cesur olmak, hakkı müdafaa etmek, korkmamak, dosdoğru söylemek… Bu ne ağır şartlar!” (s.29)

Hükümdar denilen bu adamın iradesi hâkimdir. Herkes ona itaat etmekle mükelleftir. Bu gibi memleketlerde vatandaşların refah ve saadetlerinden ziyade o tek adamın keyfi gözetilir. Binaenaleyh bu adam istediklerini -ehil olsun olmasın- nasbu azleder. Hatta burası ehliyetsizler için daha müsaittir. Zira kıymetler, ehliyetten ziyade kendini o tek şahsa beğendirmek meziyeti ile ölçülür. Entrika, dalkavukluk, gözdelere çatmak, hile ve desise bu usulün vasıtalarıdır. Bu suretle memleket işleri ehliyetsizlerin ellerinde kaldıktan başka memleketin umumi ahlâkı da bozulur. Genç nesil, muvaffak olmak için yol ararken gördüğü
misal ehliyet ve fazilet olmadığından ilme, fenne, ciddiyete, çalışkanlığa, doğruluğa kıymet vermez; bunların yerine sokulganlığa, dalkavukluğa, kurnazlığa, hile ve desiseye yanaşır.
Ve tabiatıyla gerek fertler ve gerek devlet gittikçe alçalır ve sonunda tamamen bozulur.
” (s.37)

Ona göre, millet denildiği zaman bir kütlenin içinde bulunan bütün fertler değil, o kütleyi
manevi hususiyetleriyle temsil eden şuurlu, münevver zümredir. Zira millete rehber olan, onun emel ve arzularına tercümanlık eden bu zümredir. Münevver zümre milletin adeta bir aynasıdır, millet ne ise o odur, o ne ise millet de odur.
” (s.75)

Künye: Ahmet Ağaoğlu, Serbest İnsanlar Ülkesinde, Mavi Gök Yay., İstanbul-2020

Yararlanılan Kaynaklar

[sharethis-inline-buttons]

YORUM

WORDPRESS: 0