BAYRAM S. TAŞKIN İLE “UNUTULMUŞ ZAMANLARIN HİKȂYESİ” ÜZERİNE

ANA SAYFASöyleşi ve Soruşturmalar

BAYRAM S. TAŞKIN İLE “UNUTULMUŞ ZAMANLARIN HİKȂYESİ” ÜZERİNE

Huriye Emre, Bayram S. Taşkın ile Metinlerarası Kitap'tan çıkan ilk romanı Unutulmuş Zamanların Hikâyesi üzerine bir söyleşi yaptı.

Masalsı Gerçek Gerçekçi Masal: Orada Bir Yerde
Zeynep Şenel | Denizin Hayaletleri
Tuğba Kahveci | Eylül Hasan’ı

BAYRAM S. TAŞKIN İLE “UNUTULMUŞ ZAMANLARIN HİKȂYESİ” ÜZERİNE

Söyleşi: Huriye EMRE

Huriye Emre: Bayram S. Taşkın, 1979 yılında Ürgüp’te dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimimi Nevşehir’de tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünden 2000 yılında mezun olduktan sonra Cide/Kastamonu’da öğretmenlik mesleğine başladı. 2004 yılından beri Nevşehir’de öğretmenlik mesleğine devam etmekte. Hafıza isimli ilk romanı 2021’de, ikinci romanı Unutulmuş Zamanların Hikâyesi ise geçtiğimiz ocak ayında okurla buluştu. Ayrıca Edebiyathaber, Microskope, Heceöykü, İshak Edebiyat, Güfte Edebiyat adlı dergi ve kültür, sanat, edebiyat sitelerinde öyküleri yayımlandı.  

Bunlar bizim Bayram S. Taşkın’a dair ulaşabileceğimiz bilgiler. Ama bundan ötesi var. Kimdir Bayram S. Taşkın? Neden kaleme sarılmıştır? Yakasına anahtar kelimeler iliştirse bu kelimeler hangileri olurdu?

Bayram S. Taşkın:

Bayram S. Taşkın için iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir eğitimci ve iyi bir okuryazar olmaya çalışan bir insandır, diyebilirim. Kaleme neden sarıldığıma gelince: Biraz içe kapanık, sessiz, sakin kendi hâlinde bir çocuktum ama çok mutlu, huzurlu bir çocukluk/gençlik geçirdim. Hiç öyle büyük kaybedişlerim, travmalarım olmadı hayatta. Bu sebeple acılarımı dindirmek, yaralarımı sarmak, güvenli bir limana sığınmak gibi birtakım etmenlerle kaleme kâğıda sarıldığımı söyleyemeyeceğim. Yazmaya başlamamın en önemli sebebi okumayı sevmemdir. Kitapların büyülü dünyasına sadece bir okur olarak gezinmek bir yerden sonra bana yetmedi, o büyülü dünyanın içinde yaratıcı olarak ben de var olmayı diledim. Ve hâlâ bunun için çabalıyorum. Mesele bundan ibaret.

Yukarıda söyledim, yine tekrarlayayım: Yakama baba, eş, eğitimci, okuryazar kelimelerini iliştirmemiz şimdilik kâfi. Belki ileride bunlara başka sıfatlar da eklenir, kim bilir. Bunu zaman gösterecek.    

Huriye Emre: İnsanların kınadığı, hor gördüğü, onlara benzememeyi şükür sebebi olarak gördüğü kişiler -ötekileştirilmişler- sizin romanınızın kahramanları. Neden bu kişiler?

Bayram S. Taşkın:

Bu size biraz tuhaf gelebilir, bana da tuhaf geliyor ama kusurlu insanların hikâyesini anlatmak benim tercihim değildi. Bunun, tamamen romanın başkişisi/baş kusurlusu Kambur Dev’in tercihi olduğunu söyleyebilirim. Kambur Dev bir önceki romanım “Hafıza”da küçük bir sahnede sadece fiziksel özelliğiyle dikkat çekecek bir yan kişiydi; sağır ve dilsiz olduğundan diyaloğu bile yoktu. Fakat o, böyle küçük bir role rıza göstermedi ve hikâyesinin bir kısmını “Hafıza”da okura anlattı. Bununla da yetinmedi, müstakil bir romanda yer almak için beni durmadan dürtükledi. Ben de hikâyesinin önünü sonunu merak ettiğim için bu karakterin romanını yazmaya karar verdim. Başlangıçta elbette kafamda belli bir kurgu, bir önerme vardı fakat karşıma Küçük Aziz, Piç Hamdi, Reşit Ali gibi başka kusurluların/ötekilerin çıkacağından hiç haberdar değildim. Onları da tamamen Kambur Dev’in anlattıklarından yola çıkarak ekledim romana.

Romanı yazıp bitirdiğimde şunu fark ettim. Öteki/farklı/kusurlu sözüm ona tamın/noksansızın tutumuna dikkat çekmek için girmiş romana.   

Huriye Emre: Romanınızda yer yer masala yaslanan bölümler görmekteyiz. Bu yönüyle romanınıza modern masal diyebilir miyiz?

Bayram S. Taşkın:

Aslına bakarsanız bu tabiri-modern masal- bütün romanlar, hikâyeler ve başkaca metinler için söyleyebiliriz. Bunları klasik masallardan ayıran en önemli fark, bunların sadece büyüklere anlatılıyor olması bence. Fakat şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz: Olayların epey geçmiş bir zamanda yaşanıyor olması, seçilen mekânlar, kahramanlar ve bunlara koşut kendiliğinden ortaya çıkan dil Unutulmuş Zamanların Hikâyesi’ni daha da masalsı yapıyor -yapmış-! Bunu çoğu kişiden duyuyorum. Ne mutlu bana!

Huriye Emre: İnsanlar dünyaya eşit şartlarda gelmiyor. Yaşamayı bir yarışa çeviren bizleriz aslında. Herkes kendi hikâyesinin kahramanı. Ama biz belli standart kalıplar çıkartırız. Ona uymayanları eksik kabul eder, ötekileştiririz. Tıpkı Aziz gibi, Kambur Dev gibi. Biraz da Aziz’in hikâyesine binaen bir insanı kötülüğe diğerleri mi sevk eder? Safi kötü/kötülük mümkün müdür?

Bayram S. Taşkın:

Hiç kimse doğuştan kötü değildir. Tıpkı iyilik, merhamet, sevgi gibi kötülük de sonradan öğrenilen bir şey. Aziz’i, çocukken, ondan utanan ailesi, onunla dalga geçen çocuklarını uyarmayan mahalleli, onu cehennemle korkutmaya çalışan İmam kötülüğe itiyor ilkin. Sonra da hayatta kalabilmek için tamamen kötülüğe tutunuyor. Onu sevebilseydik, ona iyiliği öğretebilseydik Aziz, büyüdüğünde kendi gibi öteki olan küçük bir çocuktan korkunç bir ucube yaratmaya çalışmayacaktı. Evet, Aziz’i kötülüğe tamamen biz sevk ettik, o bizim eserimiz.

Huriye Emre: “Bir an kapıyı açıp ya da camı sonuna kadar indirip dışarı kanat çırpacağını sanıyorum. Çırpmıyorsun. Anlıyorum ki henüz serçe olduğunun farkında değilsin.” diyor Kambur Dev.

Sizce bir insan kendini nasıl tanır? Ne zaman fark eder? Ne zaman kendine döner? Ne zaman kanatlarının farkına varır?

Bayram S. Taşkın:

Kişi koşulsuz sevildiğini anladığında kendine güvenir ve kendini sevmeye başlar. Kendini seven insan kendine döner ve kendini tanır. Kendini tanıyan insan da yeteneklerinin ne olduğunu fark eder. Yetenek kişinin kanadıdır, özgürlüğüdür bence. Özgürlükse başarıya ve mutluluğa açılan büyük pencere.   

Huriye Emre: Unutulmuş Zamanların Hikâyesi’nde yaşadığınız coğrafyadan izler var. Kilise, mübadele, ırmak, mağaralar, güvercinler… Kapadokya’da büyümek ve yaşamak sizin hayal dünyanıza neler kattı? Sizce coğrafya yazarın da kaderi midir?

Bayram S. Taşkın:

Ülkemizin her köşesinin kendine has güzellikleri var. Kapadokya da tabii ve tabii olmayan güzellikleriyle görenleri kendine hayran bırakan, âdeta büyüleyen bir coğrafya. Bu coğrafyada doğmuş, büyümüş ve yaşıyor olmak büyük şans ve mutluluk benim için. Fakat Kapadokya’nın beni nasıl etkilediğini, hayal dünyama neler kattığını benim söylemem -şimdilik- doğru olmaz. Eğer ileride şimdikinden daha güzel öyküler/romanlar yazar ve rüştümü bu konuda ispat edebilirsem bunu okurlardan duymayı isterim.

Evet, coğrafya bir yazarın kaderidir. Fakat bunun olumsuz bir şey olduğunu düşünmüyorum. Kendi kaderini en iyi yazan ve eğer bu kader kötüyse değiştirmek adına kalem oynatan yazarlar başarıya ulaşıyor ve geleceğe kalıyor. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan Çukurova değil mi?

Huriye Emre: Romanınızı yazma, yayımlama ve yayınevi tercih etme sürecinizden bahsetmek ister misiniz?

Bayram S. Taşkın: UnutulmuşZamanların Hikâyesi’ni ilk romanım yayımlandıktan hemen sonra yazmaya başladım. Zaten hikâye de çoktan kafamda şekillenmiş, nispeten ete kemiğe bürünmüştü. Romanı tamamladığım bir sene oldukça keyifliydi benim için. Zira kahramanların hikâyelerini her defasında merak ederek oturdum bilgisayarın başına ve öğrendikçe büyük keyif aldım. Yayımlanmasına gelince sevgili Mahmut Yıldırım’ın sadece kitap basmadığını, nitelikli eserler bastığını bildiğimden ona güvendim ve roman dosyasını gönül rahatlığıyla ona teslim ettim. Bunda haklı olduğumu kitap Metinlerarası Kitaptan çıktıktan sonra daha iyi anladım.

Huriye Emre: İki romanınız yayımlandı. Aynı zamanda öyküler de yazıyorsunuz. Kaleminiz ne zaman öyküye ya da romana akıyor? Buna siz mi karar veriyorsunuz? Yoksa kahramanlarınız mı?

Bayram S. Taşkın:

Öykü diye başladığım hiçbir metin romana, roman diye başladıklarımsa öyküye evrilmedi şimdiye kadar. Metinlerim hep bilgisayarın başına ne yazmak üzere oturmuşsam o minvalde ilerledi. Zira zannedilenin aksine her iki türün kendine has dinamikleri, temelleri ve inşası var. Bu bağlamda düşündüğümüzde bir hikâyenin öykü olarak mı yoksa roman olarak mı, doğacağı daha düşünce aşamasındayken belli oluyor ve buna ne kahramanlarım ne de ben karar veriyoruz, hikâyenin bizzat kendisi karar veriyor.

Huriye Emre: Size ilham olan yazarlar kimler? Yazarlık serüveniniz boyunca “Şu kitabı keşke ben yazsaydım.” dediğiniz bir kitap oldu mu?

Bayram S. Taşkın:

Okuduğum bütün kitaplar ve yazarları bana ilham veriyor diyebilirim. Zira ben son beş altı senedir kitapları onlardan ilham almak, daha iyi yazmayı öğrenmek adına okuyorum. Şu kitabı keşke ben yazsaydım, demiyorum hiçbir zaman ama keşke ben de böyle güzel, etkileyici bir kitap yazabilsem diyorum elbette. En son, Ebru Ojen’in “Lojman” isimli romanı için söyledim bu sözü. Özgünlüğüne ve kurgusuna hayran kaldım doğrusu.

Huriye Emre: Bayram S. Taşkın iyimser bir yazar mıdır? Mutlu sonlara inanır mı? Yoksa mutlu sonlar sadece masallarda mı vardır ona göre?

Bayram S. Taşkın:

Kendi özel hayatımda çok iyimser biriyimdir. Olaylara, durumlara, kişilere hep iyi yönlerinden bakmaya çalışırım; mutlu sonlara da inanırım fakat mutluluğun sonsuza kadar süreceğine inanmam. Evet, masallar mutlu sonla biter ama ya sonrası… Bilmiyoruz. Bu sebeple biz insanoğulları anlık olan/saman alevi gibi yanıp sönüveren mutluluğu değil, huzuru hâkim kılmaya çalışmalıyız hayatımızda.

Huriye Emre: Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Unutulmuş Zamanların Hikâyesi hiç unutulmasın. Okuru bol olsun.

Bayram S. Taşkın:

Bu güzel söyleşi için ben de size çok teşekkür ederim. Var olun.

YORUM

WORDPRESS: 0