Nesrin Çoruh, Murathan Mungan'ın "Şairin Romanı" adlı romanına dair yaptığı incelemesiyle Edebiyat Daima'da
MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI” OKUMALARI 4: ŞAİRİN GÖLGESİ
[sharethis-inline-buttons]Şairin Romanı’nın “Şairin Gölgesi” bölümünde de diğer bölümlerde olduğu gibi Murathan Mungan yılların birikimini koymuş ortaya. Yazar, ayrıca bir kurgu ustası olduğunun altını çizmiş, 91 sayfayı bir edebî şölene dönüştürmüş. Bölüm, “Serhenas, Kagemusha, Kabuktaki zehir, Çift kılıçlar, Ter ve arma, Harita, Toz yıldızları, Katilin yolu” alt başlıklarından oluşuyor.
Serhenas bölümünde Moottah’ın dostu olarak önceki bölümlerden bildiğimiz Serhenas’la yeniden karşılaşıyoruz. Moottah’tan onun şairin kuyusundan kendi sesini duymadığı için asker olmaya karar verdiğini öğrenmiştik. Burada dikkatimizi çeken Serhanas’ın annesinin oğluna tembihleri: “Kılıcında tüm yerkürenin kanı olabilir, ama bir tek kadının, bir tek çocuğun gözyaşı olmamalı. Savaşçılarla çapulcuları ayıran kadınların, çocukların kanıdır unutma!(s.250-251)” Settu’nun ordusuna katılıyor Serhenas, şiirler yazıyor. Şiirin bir yük indirme sanatı olduğunun bilinciyle yazdığı şiirleri şairin kuyusu yerine Moottah’a götürme kararı alıyor.
Kagemusha bölümüne adını veren “kagemusha” Japonca bir kelimeyi çağrıştırıyor. Biraz araştırdığımda Japon film yönetmeni Akira Kurosawa’nın 1980 yılına ait bir filminin adı olduğunu öğreniyorum. “Taklit eden kimse” için kullanılan bir terimmiş kagemusha. Japon tarihinin savaş yılları döneminde geçen filmde savunmasız klana saldırmaktan vazgeçirmek için ölü bir kumandanın kılığına girmesi öğretilen düşük sınıftan bir suçlunun hikâyesi anlatılmaktaymış. [1] Burada ise “kagemusha” yine benzer işlevde kullanılıyor. Yeşilalaylar komutanı Settu, daha uzun yaşamak adına kendi benzerlerini kullanıyor gerektiğinde savaş meydanlarında. Ama oğlu Agabu’ya büyük travma yaratıyor, onun belki de kaderini yazıyor kagemushalar. Oğluna “baba” anlamına gelen Agabu ismini veren bir babanın kendi babasıyla bir sorunu olmuştur düşüncesi geçiyor aklımdan bu bölümü okurken. Bir kagemusha deneyi yapıyor Settu oğlu üzerinden. Kagemushaları ile bir arada bulunup oğlunun kendisini bulmasını istiyor. Babasını bulmak için ecel terleri döken Agabu terlemez oluyor sonrasında. Agabu şair olmak istiyor. Kıskandığı arkadaşı Novagan’ın savaş meydanında ölmesine içten içe seviniyor. Bu arada Novagan’ın “Kum Saati” adında bir kitabı olması da tesadüf değil. Aynı zamanda şair olan Murathan Mungan’ın aynı adla bir şiir kitabı mevcut. Novagan- Murathan Mungan söyleyişinin yakınlığı da gözden kaçmıyor. Bir diğer arkadaşı Serhenas’ı ise çok kıskanıyor Agabu. Özellikle kendi çocukluğunun travmasını yazdığı Kagemusha şiiriyle ve ölüm fermanını imzalıyor arkadaşının. Ardından bir gölge şair olarak onun şiirlerini sahipleniyor. Bu bölümde Settu’nun kagemushası tarafından öldürülmesi de güzel bir ironi olarak yer alıyor bölümde.
Kabuktaki zehir adını taşıyan bölümde güzeller güzeli şiir okuyucusu Zeheyra ile tanışıyoruz. Çekirdeğindeki yaşama gücünü korumak uğruna kendisine dokunulduğunda, ânında kabuğunu zehirli kılan bir taşın adıymış zeheyra. Kervan sahibi varlıklı bir ailenin kızı Zeheyra’ya aşık oluyor Agabu ve şehrin satrabını araya koyuyor. “İkinci defa bir kadını sevdiğindeyse bu her şeyin, herkesin sonu olacaktı.(s.269)” cümlesi sonraki bölümlerin heyecanı hakkında bilgi veriyor.
Çift kılıçlar bölümünde Agabu Zeheyra ile evleniyor hem de ona Serhenas’ın Moottah’a ithaf ettiği “Gölgelerin Anadili” şiirini söylüyor. Samarakad Surları’nın duvarlarında Serhenas’ın “Kagemusha” şiiri dalgalanıyor gölge şair Agabu’nun adıyla. Balma Gölü’nün kıyısında sırtını kayın ormanına vermiş korunaklı bir kaleye benzer taş eve yerleşiyorlar evli çift. Ama Zehera’nın korkuları var. Çocukluğundan ruhuna işleyen su korkusu. Bu bölümde bir de Tronteg İmparatorluğu’nun başşairi Ehiyu çıkıyor karşımıza Abuga’nın kıskandığı şair olarak. Zeheyra kocasının şiiri üzerinde karanlık bir gölge hissediyor. Agabu, Zeheyra’ya ikiz gibi benzeyen on beş yaşındaki Avaona’ya aşık oluyor birden. Kıskançlık Zeheyra’ya sırların kapısını aralıyor.
Ter ve arma bölümünde dikkatimi çeken Moottah’ın “Gölgelerin Anadili” şiirine yazdığı değerlendirmenin şiir okuma dersi niteliğinde kabul görmesi. Mungan, teoriye önem verildiği bir yer kurgulamış. Ehiyyu, kıskanç şairleri sembolize ediyor. Kadın şairler arasındaki dayanışma erkek şairler arasında yerini kıskançlığa bırakmış. Sözlükçü Dohanaralı Tarkusyu yine karşımıza çıkıyor. Zeheyra kadınlık cilveleriyle şiirin Serhenas’a ait olduğunu öğreniyor Tarkusyu vasıtasıyla. Bu bölümde Dohanaralı Tarkusyu, Zeheyra ile Omayra’nın aynı anlama geldiğini öğrendiğini söylüyor Zeheyra’ya. Yine Mungan’ın Omayra adında bir şiir kitabı olduğunu belirtelim. Zeheyra, Moottah ile görüşmek isteğini söylüyor Dohanaralıya. Şifre olarak iki isim alıyor.
Kör kanı bölümünde Bendag ile karşılaşıyoruz yine. Bu bölümde Bendag’ın savaş üzerine düşündükleri savaşların acı gerçekleri ile yüzleştiriyor bizi: Savaş, bizi kim olduğumuzu bilmediğimiz insanlar haline getirir. Savaştan kendisi gibi çıkan insanlar var mıdır? (s.300) Ayrıca günümüzde de sanatını zirvede bırakmayan sanatçılara da göndermeler var: Hâlâ doruktayken vedalaşmak istiyordu şairliği ile. Kendi eliyle düşürmek istemiyordu doruğa diktiği ve bunca yıl bembeyaz bir bayrak gibi dalgalanan şiirlerini… (s. 301) Pouhwek’teki yaşlı, bilge kör Chinhaya’ya uğruyor Bendag. Chinnhaya ise bu günümüzde toplumun gereğinden fazla yücelttiği insanlara vurgu yapıyor kendi şahsında “Ben sıradan bir kör adamım. Sadece kafam biraz fazla çalışıyor. Sizin açık gözlerle göremediklerinizi göremiyorum diye benden bir efsane yaratmaya kalkmayın sakın. (s.303)” sözleriyle. “İyi şairlerin kanında bir hayvan vardır. Bilgelikle dizginlemeye çalıştıkları bir hayvan. Çoğu kez şahlandırmakta da güçlük çektikleri bu gizemli hayvan yol gösterir onlara. Yolda hayvanını kaybetmemeye bak!” sözleri de sanatçının yaratıcılığını oldukça güzel ifade etmiş.
Harita bölümüne Kaa’nın vücudundaki dövmelerle yapılmış harita damgasını vuruyor. Öyle güzel tasvir edilmiş ki bu harita, okuyucu adeta Kaa’yı yanında hissediyor, haritayı görüyor. Tronteg İmparatorluğu’nda imparatorluk yasalarının insan derisinden yapılma sayfalara yazılması ve defterlerin elde edilme süreci etkileyici bir şekilde sunulmuş. “Kaa” sözcüğü üzerinden bir sözcüğün birden çok anlamı olmasına, anlamsızmış gibi görünen bir sözcüğün de anlamı olabileceğine dikkat çekilmiş bu bölümde. Ayrıca, şiir filozofu Moottah’ın da anlamının saçları bilgelikle kırlaşmış insanları çağrıştıran gümüş anlamı olduğunu öğreniyoruz. (320) Bölümün başlarında Nuh’un gemisine gönderme yapılmış. Yerkürenin sular altında kaldığı tufan sonrası soylarını sürdürecek canlıların Shuunn gemisine binmesi, Nuh Shuunn arasındaki benzerlik dikkat çekici. Adı Şairin Romanı olan bir romanda her bölümde şiir üzerine söylemler olması beklenen bir durum. Bu bölümde de “Bilir misiniz bilmem, dilimizde rüzgâr aynı zamanda üslup anlamına da gelir. Örneğin bir şairi rüzgârından tanırsınız, dediğinizde, hangi anlamını isterseniz onu anlarsınız.(s.321)” sözleri yine hemen her bölümde olduğu gibi şiir üzerine söylenmiş ders niteliğinde sözlerden. Zeheyra’nın hana gelmesi bölümün sonunda heyecanı artırmış.
Toz yıldızları bölümünde Gamenn ve yardımcısı Pepqemok ikilisi çıkıyor karşımıza. Gamenn’in çocukluk ve gençlik anılarını okuyoruz. Haydutlarla dövüşüyor ikilimiz. Ümma’nın cevşen misali verdiği okunmuş taşları okşuyor Gamenn.
Katilin yolu bölümünde ismi açıklanmayan katilin ateşinin çıkmasıyla imla kurallarına noktalama işaretlerine uyulmadan bilinç akışı cümleleri şeklinde sayıklama cümleleri okuyoruz. Katilin yolu bölümünün romanın şimdiye kadar en ilginç bölümlerinden olduğunu söyleyebilirim.
Şairin Gölgesi bölümü tam da adına yakışır şekilde kagemusha kavramı ile bütünlük kazanmış. Yeni bölüm “Şairin Hayvanı” bakalım bu bölümde kör bilge Chinhaya’nın kast ettiği anlamlarını getirecek önümüze.
[sharethis-inline-buttons]


YORUM