Züleyha Yılmaz | Çiçeklerin Suyu

ANA SAYFAÖykü

Züleyha Yılmaz | Çiçeklerin Suyu

Züleyha Yılmaz, "Çiçeklerin Suyu" öyküsüyle Edebiyat Daima'da.

Merve Yurtsever | Kumsal
ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: Zeynep Yıldırım | Kiev Ekspresi 
ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: Dila Korkmaz | İkizlerin Doğum Günü

Züleyha Yılmaz | Çiçeklerin Suyu

“Çok su vermeyeceksin bu kaktüslere, kaç kere dedim sana” dedi, eliyle saksıya döktüğü suya yol vererek. Hep böyle yapardı annem. Özel saksı sulama kapları da olsa illa ki şefkatle, konuşa konuşa sulardı onları. Salona girdiğimde çoğu kez eğilmiş, bir çiçeğin toprağını el yordamıyla düzelttiğini görürdüm. Onları neredeyse öpücüklere boğardı. Kendisinin yaşamı boyunca göremediği ilgi ve şefkati onlara gösterirdi. Onlar da bunca ilgiyi karşılıksız bırakmaz, hızla serpilir, büyürlerdi.

Evin içinde gün boyu dolaşır sürekli onların güneşi alacağı yeri arar, sularını, topraklarını ayarlardı. Yeni gelen bir çiçek besini, serumu ya da ona benzer birşey var mı diye sürekli köşe başındaki büyük çiçekçiye giderdi. Bense annemin çiçeklerini kıskanır, ona da bunu sürekli söylerdim. Hiç istifini bozmaz, sitemlerime güler geçerdi. Ara sıra onlarla konuşurken, dertleşirken ağlama sesini duyardım. Şimdi o ağlama sesini bile özledim. Çiçekleri de onu özlüyor mudur?

“Merhumeye hakkınızı helal ediyormusunuz?”

“Helal olsun. Helal olsun. Helal olsun.”

Ahretliğim dediği Nazime Teyze ölünce annem daha da içine kapandı; hayatına, çiçekleri gibi bir köşede devam etti. Beraber yapılan kısır günleri, hamam sefaları bitti. Arada bir Nazime Teyze’nin kızı Asiye annemi ziyarete gelir eski günleri özlemle anarlardı.

Nazime Teyze bu mahalleye geldiğinde ilk annemle tanışmış. Eşi eski mahalledeki komşuları dolandırıp, kaçmış.  O da eski mahallesini terk etmek zorunda kalmış, bizim mahalleye taşınmış. O zamanlar hamileymiş. Annem, “Asiye’yi ben doğurttum, ebesi benim” derdi.

Babamın ölümü de o vakitlere denk gelir. Bazı günler, Asiye ve beni abime emanet eder, kapıyı üstümüze kilitleyip kadınlar matinesine giderlerdi. Tüm bu anıların içinde benim için en unutulmaz olanları şüphesiz Hıdırellez’de yaşananlardı. Hıdırellez’de Alleben Deresi’nin kenarına gider, tüm dilek ve niyetlerimizi kâğıda yazar, mercimekli köfteli piknik yaptıktan sonra kağıtları dereye atardık. Akıntıyla derenin yukarısından gelen niyet kâğıtlarının bazılarını açar okurduk, sonra pişman olur suçumuzu kimseye söylemezdik. Rengarenk bir gün geçirirdik. Annem oynamayı çok severdi. Kısa vücudunu müzik eşliğinde sallar, gerdan kıvırırdı. Bu kadar harekete dayanamayan başörtüsü saçından ufak ufak kayar, o da telaşla, tabii oyuna ara vermeden, düzeltirdi. Azime teyze de ona eşlik eder, annemin tersine uzun ve zayıf bedeniyle salındıkça salınırdı. Güzel oynamazlardı ama onları izlemek benim için çok eğlenceliydi. Azime teyze çok güzel çikolatalı yaş pasta yapardı. Yuvarlak borcamın dibini sıyırma işini bana bırakırdı, ezilmiş kek ve çikolataya bayıldığımı bilirdi. Beni sevdiğini biraz da buradan anlardım.

Annem, aklına ölüm geldiği zamanlarda “Ben ölünce helva dağıtın.” derdi. Parmak hesabıyla komşuları sayar, her cuma mahalleye helva dağıtırdı. Eksik olmamasına çok dikkat eder, “Eksik olursa içime sinmez yavrum.” diye tembihlerdi. Komşu Leyla Teyze’ye söyledim, o hazırlık yapacak, tüm mahalleye dağıtmak lazım.

Son zamanlarda çoğu şeyi karıştırır olmuştu, ama sabah saat sekizde çiçeklerini sulamayı ve Kuran okumayı hiç unutmadı. Hep böyleydi. “Ahmet’i seviyorum” dediğimde gece boyu ağlamış, yine uykusuz olmasına rağmen kalkıp çiçeklerini sulamış, sonra Kuran okumuştu.

Bana her şeyi doğru düzgün anlatmaya çalışmıştı; Ahmet’in ailesinin bizim aileye uymadığını, annesinin oğluna kimseyi layık görmediğini tek tek, en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı. Vazgeçmeyeceğimi biliyordu. O günün sabahında evden hiçbir şey demeden çıkıp gitmiştim.  Baba evime böyle veda etmek istemezdim. Ama Ahmet’i çok seviyordum. Beni anlıyor, el üstünde tutuyordu. Belki de baba sevgisini onda bulmuştum. Elimde siyah valizle geri döndüğüm zaman annem bana hiçbir şey sormadı, oysa anlatmak istiyordum. Ahmet’in annesine düşkünlüğünü, beni kenarı iter gibi davrandığını, her şeyi anlatmak istiyordum. Pişmanım anne, diye dizlerine kapanmak, ondan af dilemek istiyordum.

“Sadakallahül azim…”

“Âmin.”

“Safiye Hanım’ın ruhuna hediye ediyoruz.”

Bir gün, aramızda dolanan bu sessiz anlaşmanın sonunda, kendimi tutamayıp Kuran okurken dizlerine kapandım, dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağladım. Bir şey demedi, saçlarımı okşadı durdu. Sakinleşince, “Affet anne…” dedim. “Anneler hep affeder yavrum, üzülme.” dedi.

Bu konuyu bir daha hiç konuşmadık.

Abim ise beni hiç affetmedi. Ahmet’in arkadaşı olduğundan mı yoksa Ahmet’i bu kadar çok seviyorum diye mi kızgındı bu kadar bana, bilemiyordum. Annemin yanına gelir, ben yokmuşum gibi oturur, benimle hiç konuşmaz, sonra evine dönerdi.

Şimdi ev eskisinden de sessiz. Çiçekler annemle konuştukları gibi konuşmuyor benimle. Aslında onların dilini konuşmayı bilmeyen benim galiba. Annem, babamın yanına değil de Nazime Teyze’nin yanına gömülmek isterdi. Bu son isteğini de de Asiye’yle yerine getirdik. Mezarına da onun ölümüyle solan, en sevdiği mor menekşeyi ektik.

YORUM

WORDPRESS: 3
  • comment-avatar
    Ayşe Erdem 5 yıl ago

    Kalemine sağlık severek okudum Daha çok yazman bizlerinde okuması dileğiyle bir sonraki öykünü merakla bekliyorum.

  • comment-avatar
    Yonca 5 yıl ago

    Çok güzel bir hikaye başarılarının devamını dilerim

  • comment-avatar
    Suzan 5 yıl ago

    Sabırsızlıkla kitabını bekliyorum