ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: Zeynep Yıldırım | Kiev Ekspresi 

ANA SAYFAÖykü

ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: Zeynep Yıldırım | Kiev Ekspresi 

Yazar adaylarının öyküleri, Edebiyat Daima'da ilk kez okurlarıyla buluşuyor. Öğrenci Öyküleri'nde Zeynep Yıldırım, Kiev Ekspresi öyküsüyle...

Öğrenci Öyküleri: Yiğit Hikmet Bircan | İki Duvar Arasında
ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: HAYALLERİ ETKİLEYEN SAVAŞ
ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: ADALETSİZ İNSANLIK

ÖĞRENCİ ÖYKÜLERİ: Zeynep Yıldırım | Kiev Ekspresi    

Trenin camından arkada kalan ağaçlara, evlere, dağlara, yıkılan, bombalanan şehrime ve insanlara bakıyorum. Bu trenle hepsinden kaçıyoruz. Ölüm bizimle birlikte trene binmiş. Ne o arkada kalıyor ne de biz ondan kaçabiliyoruz. Kızıma lösemi teşhisi konulalı çok olmadı. Ona yaşam umudu vermeye çalışırken savaş çıktı. Hastanedeydik ve yanı başımıza bir bomba düştü. Dört yaşındaki kızım ölümün anlamını çok erken öğrenmişti. Ama ben o bombanın düşüşünü izlerken hiçbir şey hissetmemiştim. Hayat tam bir şaka gibiydi benim için o an. Düşündüm; acaba çocuğum savaş yüzünden ölürse mi yoksa savaştan sağ çıkıp lösemi yüzünden ölürse mi daha trajik olurdu?

O an kurtuluş var mıydı, yok muydu düşünemiyordum. Ben bir anneydim ve çocuğum yaşarken kendimi onun ölümüne hazırlıyordum. Bu tarifi çok zor bir duygudur, yaşamayan bilemez. Sarsıntıyla bina parçalanmaya başlamıştı. Çocukları toz kaplamıştı. Oysa hepsi lösemiydi ne çabuk hasta olurlardı. Odalarına bile tek tek ve maskeyle girilirdi.

Hastaneden kaçmayı başardığımızdan beri her şey çok değişti. Yiyeceğe, suya ulaşmak zordu. Yürürken gökyüzüne bakmaksa normalleşti. Havada uçak yoksa yürür, varsa saklanırdık. Kızımsa bunu oyun zannederdi. Küçük bedeni yorgun düştüğünde “Anne ben artık oyun oynamak istemiyorum.” derdi. Trene yaklaştıkça sesi zayıfladı. Başı öne eğildi, göğe bakmaz oldu. Uçakları gördüğümüzde aldırış etmedi, kolundan ben sürükledim. Kızım dört yaşında kaybetti yaşama enerjisini.

Şu an trenin içindeyiz ve ben tüm bunları hüngür hüngür ağlayarak kâğıda döküyorum. Yaşadıklarımızı yazıyorum, seni yazıyorum, biraz da kendimi yazıyorum. Sonra dayanamayıp bırakıyorum ve yüzünü zihnime kazımak için sana uzun uzun bakıyorum. Ardımızda kalanlardan sonra bizimle gelen ölümü düşünüp yine ağlamaya başlıyorum. İnsanlar kısa bir süre bana bakıyor ardından kendi sorunlarıyla uğraşıyorlar. Bu uzun bir süre böyle devam ediyor. Dışarıyı izliyorum, yazıyorum, ağlıyorum, insanlar bakıyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor. Ama merak etme ne kadar zorlanırsam zorlanayım yazmayı bırakmayacağım.

Olur da bir gün yıldız olursan keşke hakkında daha çok şey yazsaydım dememek için, o gün için bugün seni kalıcı kılacağım merak etme. İnsanlar kafalarını öteki tarafa çevirse de seni görmek istemeseler de ben seni bu kağıtlara, kalbime ve zihnime işleyeceğim. Oralarda yaşayacaksın. “Benim dört yaşında bir kızım var. Özlem nedir bilir misiniz bilmem ama ben yanımda duran, kollarımın arasındaki kızımı özlüyorum. Kaç yıl yaşayacağını bilmediğim belki de son yılları olan çocuğumun yıllarının savaşla geçmesine üzülüyorum.” Küçük kâğıdı katlayıp masaya bırakıyorum. İniş vaktimiz çoktan geldi ve ben bir anne olarak çocuğumu ölümden kaçıramadığıma üzülüyorum.

YORUM

WORDPRESS: 0