ANA SAYFAKitaplık

Yunus Çinçin | Patasana: Zalimler Çağında Bir Alçak

Yunus Çinçin "Patasana: Zalimler Çağında Bir Alçak" adlı yazısıyla Edebiyat Daima'da.

Süleyman Arif Yıldız | Gülhan Tuba’nın İnsanları
FUAT SEVİMAY VE “GÖR BAĞIR” ÜZERİNE
Gönül Yonar | Kayıp Aydınlanma’ya Uyanmak

Yunus Çinçin | Patasana: Zalimler Çağında Bir Alçak

[sharethis-inline-buttons]

“Beni asıl etkileyen bu topraklar, bu topraklarda yaşayan medeniyetler. 1998 yılında Gaziantep’e gitmiştim. Gaziantep’te Fırat’ın kenarında bir höyük vardı ve orası çok ilgimi çekti. Ben Gaziantepliyim ve çok heyecanlandım. Dedim ki burada benim hemşerilerim yaşamış, benim burayı yazmam lazım. Patasana romanımı yazdım. Patasana romanını yazarken Hititleri tanıdım. Hitit imparatorluğunu ve sadece imparatorluğu değil tabi onunla karşılaşınca da birden fark ettim ki bize öğretilen tarihin dışında muhteşem bir tarihe sahip Anadolu. Dolayısıyla dedim ki ben bu tarihi kendi romanlarımda kullanayım. Bir de aslında tarihte hakikati aramak cinayet çözmeye benziyor. Biz tarihi yazan kişilerin ideolojilerine, uluslarına, bakış açılarına göre okuyoruz. Hakikat nedir tarihte bilmiyoruz. Faili meçhul bir cinayeti çözerken de hakikati arıyoruz orada. Dolayısıyla hem bu tarihi çözümleme cinayet romanlarına çok yakışıyor, hem de beni çok heyecanlandırıyor tarih yazmak. (1)

Ahmet Ümit’in “Patasana” adlı romanı, bir arkeolog grubunun Antep’e kazı için gelmesi ve kazı grubunun çevresinde işlenen gizemli cinayetleri konu alıyor.

Halaf adlı bir aşçının yemeklerini yaptığı Bernd, Timothy, Teoman, Murat, Kemal  Elif  ve Kazı Başkanı Esra’dan oluşan yedi kişilik kazı ekibi, Antep’teki Geç Hitit dönemine ait kazı alanında çalışırken Hititli Saray Baş Yazmanı Patasana’ nın tabletlerini bulmaya,  resmi kayıtlar dışında gizlice yazdığı bu tabletlerden, Patasana’nın hikâyesini öğrenmeye başlarlar.

“Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım. Tanrıların korkak haline getirdiği bir alçak. Alçakların en acınacak olanı, en tiksinti vereni. Yüreğini dalkavuk,  aklını düşmanlıkla besleyen sinsi bir saray yazmanı.”(s.21)

Kazıların yapıldığı ve tabletlerin bulunduğu yer, köylülerin manevi anlam yükledikleri Kara Kabir’ in yalnızca yirmi metre ilerisindedir ve köy halkı bundan oldukça rahatsız olur. Nitekim, köylüler köyde işlenen bir cinayeti, Kara Kabir’ in rahatsız edilmesine yorarlar. Köyde kazı sürerken, cinayetler işlenmeye devam eder. Kazı Ekibi Başkanı Esra, bu cinayetlerden oldukça rahatsız olur. Katili bulmada kazı ekibine Yüzbaşı Eşref yardım eder. Kazı ekibi, cinayetlerin kazılarını engellemek amaçlı olduğunu düşünürken olaylar farklı boyutlar kazanmaya başlar.

Ahmet Ümit, bu eserinde bize sırayla hem kazı ekibinin hem kazının yapıldığı köydeki köylülerin hem de Patasana’nın hikâyelerini, her bir kahramanın bireysel hikâyesini de atlamadan anlatır. Hem Patasana’nın başından geçen olaylar hem kazı ekibini oluşturan kahramanların hikâyeleri, aynı coğrafyada farklı zamanlarda yaşanan insan hikâyeleri olarak çıkar karşımıza romanda.

” Bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu bilir misin? Yüreğimin yap dediğini, aklım yapma der. Aklımın soylu bulduğu, yüreğimce dalkavukluktur; yüreğimin doğru bulduğuysa aklımca suç. Bir yanım bahar rüzgârı gibi uçarı, tez canlıdır, öteki yanım kış soğuğu gibi katı, ağırkanlıdır. Bir yanım içimden gelen seslere kulak verir, öteki yanım, öğrendiklerime, bildiklerime.
Ben yıllarca bedenimde aynı yöne bakıp farklı şeyler gören iki insan taşıdım, iki insanın isteklerini aynı anda yerine getirmeye çalıştım. İşin kötüsü ne tümüyle biri, ne de öteki olabildim. İkisi arasında bocalayıp durdum…” 
(s.34)

Yazar Ahmet Ümit, “Patasana” da insana dair temel meseleleri: aşkı; insanlardaki şiddet eğilimini; iktidar hırsını, kahramanları özelinde ve insanlık temelinde irdelemiş. Mezopotamya’da geçmişten bu güne yaşanan savaşlar, iktidar mücadeleleri günümüzde bu bölgede yaşanan sorunlarla birlikte ele alınıp anakronik olarak anlatılmış Eser polisiye roman olduğundan, arkeolojik kazının yapıldığı köyde işlenen cinayetler, eserin geriliminin düşmesini engelleyerek okuyucunun dikkatini romana yoğunlaştırmasına yardımcı oluyor.

“Savaş insanoğlunun varoluş biçimlerinden biri. Hem toplumsal hem de bireysel olarak böyle bu. Ruhumuzdaki kötülüğü en iyi biçimde açığa çıkaran başka bir oyun yok. İnsanoğlu bu oyundan hiç vazgeçmedi, bundan sonra da vazgeçer mi bilmiyorum.” ( s.161)

“Aşk; kanıtmış, sırmış, nedenmiş.” (s.165)

Ahmet Ümit, bu eserinde de pek çok konuya değinerek,  romanını çarpıcı bir sonla bitiriyor. Romanın polisiye roman olduğunu göz ardı etmeden, romandaki olayların nasıl geliştiğini fazlaca anlatmadan bu güzel romanı okumanızı tavsiye ediyorum.

1.    Ahmet Ümit:  Gerçekler Tarih Kitaplarında Değil Yaşayan Tarihte, Onur Özdemirr.wordpress.com

[sharethis-inline-buttons]

YORUM

WORDPRESS: 0