Ersin Kartal, Burcu Ünlü’nün geçtiğimiz günlerde İthaki tarafından okurla buluşturulan öykü kitabı “Kapanda Bir Hayal”e dair yazdığı yazısıyla Edebiyat Daima'da
Ersin Kartal | Burcu Ünlü’nün “Kapanda Bir Hayal”ine Dair

Bazı kitapların içinden sadece ilgilisine duyulan sesler gelir. Ancak bazı kitaplarda bu sesin etki alanı bir hayli geniştir. Şiir sevmeyen bir insanı bile kendine çağıran, okutturan şairler vardır. Mesela Nazım Hikmet, Orhan Veli, İsmet Özel. Ya da hayatında öykü okumamış ve eksikliğini de hissetmeyen kimi insanların öyle ya da böyle bir “öykü” ile karşılaşınca tavırsız kalamadığı anlar vardır.
Sevgili Burcu’nun kitabı geldiğinde beni kapağı açmaya zorlayan o sesi duymuştum. Ancak büyüsü kaçmasın diye biraz dinledim o sesi. Sonunda ses beni kitabın kendi dünyasına çektiği gibi aynı hızla da dışarıya attı. Çabuk ama “izli” bir okumaydı. Elbette tekrar okuyacağım ancak sıcağı sıcağına birkaç şey demek gereğini de duyuyorum.
Kapanda Bir Hayal, ilk baskısını Aralık 2021’de İthaki Yayınları’ndan yaptı. Editörlüğünü Devrim Horlu’nun yaptığı kitap, hemeninde 2. baskısını yaparak okuyucusunun dikkati çekmekte olduğunu kanıtladı. On öyküden oluşan kitap, ilk öyküden son öyküye kadar lirizmi canlı tutuyor. Öykünün olmazsa olmazlarından biri olan “duygu” benim için her öyküde kendini hissettiren en temel etkendi.
Kitabı “Çocukluğuna” ithaf eden yazar, bizi “Kapan”a sıkıştırmaya veya çeşitli cümle oyunlarıyla aklımızı bulandırmaya çalışmaktan ziyade kendi çocukluğu ile bizim çocukluğumuzun unutulmaz ve can sızlatan anılarını birbirine ilikliyor sanki.
Hemen her öyküde ölüm ile yaşamın kol kola gezdiği, erkeklerin kartonlarla sigara içip, kadınların sürekli olarak hayattan iteklendiği, çocukların içlerinde kırılan bir şeylerin bilinmezliği, Çorum’daki tren kazasından, Kahire’de kadın hareketlerini başlatıp peçesini herkesin önünde indiren Şaravi’den tutun da günümüzün kokuşmuş edebiyat baronlarını temsil eden “Haydar Mavikulak” karakterine kadar kitap derin bir incelikle tertip edilmiş bir oda gibi.
Kitabın muhteviyatına girmeden çevresinde dolanarak ondan bahsetmek gerçekten zor. Ancak öykülerin geneline sinmiş olan “baba” ve “anne” yaraları beni en çok etkileyen şeylerden oldu. Zaman zaman dilimin ucuna Erdem Beyazıt’ın “Biraz Yorgunum” şiiri geldi.
“Bu memlekette insanlar belki de en çok baba sancısıyla inliyor, en çok baba deyince aklımıza gelir çocukluğumuz!

Mazinin araladığı perdeden sızıyor eski günler!
Onlarla kavgalı onlarla sevdalı olduğumuz!”
Yoksulluğun, yoksunluğun, babaları ya da anneleri tarafından umursanmamış veya horlanmış çocukların ileride nasıl nefes alıp veren öyküler halini aldıklarını biliyor olmanın vermiş olduğu burukluk ile okudum kitabı.
“Ben Pembe Panter” öyküsünde babasına, “Tanrım, müsait bir zamanında onu öldürür müsün?” diye dua eden kızın acısını, “Kırmızı Bir İsyandır Bu! “da, “Sonra bir gün Keriman öldü.” diyen Asım’ın yekbaşına suskunluğunu, “Mualla, Oh Ne Âlâ Ne Âlâ” da, “Aaa söylemedim mi kız ben sana onu. İşten güçten unuttum demek. Rahmetli annemiz orospuydu.” diyen Mualla ve kardeşinin kadın olmanın zorluklarını nasıl sırtladıklarını, “Tayyare Geldi Hanım “da, Süphan’ın “Allah’ı annem sanırdım o zamanlar.” demesiyle çocuk olmanın günaha ne kadar uzak olduğunu ve içinde yaşadığımız ülke ve çağın buna nasıl gaddarca karşı olduğunun bilincine varmamızı yazar kafamıza vura vura anlatmış.
Edebiyatımızın günden güne yeni kalemlerine kavuştuğu öykü alanını bir şair olarak olabildiğince yakından takip etmeye çalışıyorum. Son zamanlarda okuduğum çağdaş öykücüler içerisinde (kendi kuşağında özellikle) kendisinden oldukça söz ettirecek bir yazar olduğu kanısındayım.
Sevgili Burcu Ünlü’yü tebrik ediyor ve yazın hayatında başarılar diliyorum.



YORUM