Muhammet Erdevir, Ebuzer Kalender'in öykü kitabı "Düş Berberi"ne dair yazdığı incelemeyle Daima Edebiyat'ta
Masalla Gerçeğin Kesişim Kümesi: Düş Berberi
Muhammet Erdevir
Ebuzer Kalender’in Düş Berberi adlı ilk öykü kitabı, Türk öykücülüğünde pandemi sürecinden beri ivmelenen masalsı düşünme tarzını, çağdaş hayatın parçalı gerçekliğiyle ustaca bağdaştıran dikkat çekici bir deneme. Düş Berberi’nde bir yandan büyülü gerçekçilik damarından beslenen, diğer yandan ironiye ve kara mizaha yaslanan özgün bir evren kuruluyor. Bu evrende zaman, mekân ve gerçekliğin sınırları gevşiyor; okur her öyküde bir başka yarı-fantastik kapının eşiğinde buluyor kendini. Kalender’in tercih ettiği bu estetik yöntem, Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçiliğin doğrudan bir taklidi değil. Aksine, Doğu masallarından tanıdığımız yapısal özelliklerle modern gerçekliğin kırılgan dokusunu bir araya getiren yerli bir estetik olarak belirmekte. Bu yönüyle Düş Berberi, hem geleneğe hem de çağdaş edebiyata aynı anda yaslanmayı başarıyor.

Kitabın girişindeki “Büyüklere Masallar” adlı öykü, yazarın poetikasının anahtarını verir. Sürgünden dönen bir Şehzade’nin, geri döndüğü ülkeyi tanıyamaması, asıl gerçeğin yerinden oynadığı bir dünyanın başlangıç işaretidir. Bu öyküde masalların ters yüz edilmesi eğlenceli bir anlatı tekniği olmanın ötesinde toplumun değerler sisteminin nasıl altüst olduğuna dair keskin bir alegoridir. Fareli Köyün Kavalcısı’nın gırtlak kanseri olması, Yalancı Çoban’ın kariyer basamaklarını politikada araması, develerin tellallığı ve pirelerin berberliği bırakması gibi grotesk dönüşümler, masal evreninin simgesel kişilerinin çağdaş hayatın yozlaşmış kodlarıyla ilişkilendirilmesidir. Kalender, bu tersyüz etmeyi ironik bir tatla kurar fakat bu ironi yüzeydeki mizahın ötesine geçer, toplumsal hafızanın bozulmasına yönelik eleştirel bir hat açar. Öykünün finalinde yer alan Emir Paşazade’nin gördüğü kâbusun içinden çıkamaması, rüya ile gerçeğin birbirine nüfuz ettiği büyülü gerçekçi bir atmosfer yaratır. Keloğlan’ın kartvizitinin belediye başkanının cebinden çıkması, masal ile gerçek dünya arasındaki geçirgenliği neredeyse ontolojik bir düzeye taşır. Bu geçişkenlik, Latin Amerika büyülü gerçekçiliğinde sıkça rastlanan “gerçekliğin çatlaması” temasını çağrıştırsa da Ebuzer Kalender’de bu çatlak, politik olanın absürtlüğüyle genişletilir. Böylece masal, nostaljiye dönüş yerine güncel kamusal hayatın ironik bir aynası hâline gelir.
Kalender’in ilk öyküde kurduğuna benzer ikili yapı “Devekuşu” adlı öyküde de sürdürülür. Burada kahraman, dış dünyanın kasvetinden bunalmış bir hâlde, bir makale aracılığıyla fantastik dünyanın kapısını aralar. Hezarfen Ahmet Çelebi ve Su Hatun’un “Müslüman oldukları için süper kahraman literatüründe yer bulamayan figürler” olarak sunulması, hem popüler kültürün kültürel önyargılarına hem de tarihin seçici karakterine dair bir ironi kurar. Su Hatun’un babası Halil Efendi’nin tarihte ilk UFO gözlemini yapan kişi olarak tanıtılması ise metnin fantastik öğelerini bilinçli bir tarih çarpıtmasıyla iç içe geçirir. Böylece Kalender, gerçekle fantastiği birbirini sürekli besleyen paralel akışlar olarak kullanır. Bu yöntem, öyküye masalsı bir hafiflik kazandırırken hayal gücünün özgürleştirici imkânlarını öne çıkarır.
Kitaptaki masalsı ve fantastik temaların yanında, gündelik hayatın keskin gerçekliğini taşıyan öyküler de vardır. “Sıkışmış” adlı öykü, toplumsal baskı ve bireysel yetersizlik arasında ezilen bir karakter olan Kâmil’in hikâyesini anlatır. Kâmil’in annesiyle olan ilişkisi, aşırı korumacılığın bireyin varoluş alanını nasıl daralttığına dair psikolojik bir çözümleme niteliğindedir. Kalabalığın ortasında, dar sokakların ve mahalle baskısının arasına sıkışan Kâmil, dünya ile ilişkisini annesinin sevgi biçimi aracılığıyla kurar. Ebuzer Kalender bu öyküde ironiden ziyade trajikomik bir gerçeklik duygusu inşa etmiştir. Kahramanın iç sıkıntısı öyküdeki atmosferin belirleyici unsurudur. Kâmil’in hayatını değiştirmek için hiçbir girişimde bulunmaması, bireyin kendi talihine yabancılaşmasını temsil eder. Bu öykü, diğer öykülerin fantastik ve masalsı çizgisinin yanında, psikolojik gerçekçiliğin güçlü bir örneği olarak kitap bütünlüğünde önemli bir denge oluşturur.
“Ben Babamın Kırık Kalbiyim” ise, anlatının duygusal yoğunluğunu artıran bir başka öyküdür. Burada baba-oğul çatışması, varoluşçu bir yalnızlık duygusuyla kesişir. Yaşama karşı “borç” batağına saplanmış, sevdiklerini birer birer kaybetmiş, hayatın yükü altında ezilmiş bir baba figürü, çarpıcı bir sarsıntı yaratır. “Tefeci dünya”ya olan sembolik borç, aslında bireyin hayat karşısındaki eksilme duygusunun metaforudur. Cenaze töreni sırasında hatıraların birbirine karışması, zamanın doğrusal akışının bozulduğu büyülü gerçekçi bir an yaratır. Buradaki büyü, önceki öykülerdeki gibi masalsı bir kaynaktan değil, insan zihninin travmatik unutkanlığından çıkar. Kalender, ölümün yarattığı duygusal karmaşayı ritmik bir sadelikle işler; bu sadelik, öykünün trajik çekirdeğini daha da görünür kılar.
“Dulavrat Listesi”, fantastik göndermeleri Alice Harikalar Diyarında’dan ödünç alır. Küf kokan, serin ve loş bir pasajın tavşan deliğine benzetilmesi, okuru rüyamsı bir atmosfere sürükler. Kalender burada mekânı gerçeküstü bir geçiş alanı olarak kurgular. Bu geçiş alanı, bir türlü gerçekleşmeyen evlenme isteğinin bireyden “masalsı” bir gerçeklik gibi uzaklaşmasına açılan bir kapıdır. Kapılar her zaman umuda açılmaz, bazen de birey değiştiremeyeceği koşulların gerçekliğinde oradan oraya sürüklenir durur.
Düş Berberi’nin dikkat çeken bir diğer öyküsü “Çıkış Yolu”dur. Burada Nuri adlı karakter, Uzağın Sesi adlı başka bir romanda yan karakterdir ve romandan çıkıp gerçek dünyaya geçmiş gibidir. Bu yöntem, postmodern anlatının metinlerarasılık ve kurgu-gerçek geçişkenliği tekniklerine dayanır. Kurgusal bir kahramanın gerçek dünyada dolaşması, okurun metin içindeki varlık algısını bozar; tıpkı “Büyüklere Masallar” öyküsünde olduğu gibi, Kalender yine kurmaca ile gerçek arasında geçirgen bir zar oluşturur. Bu geçişkenlik, modern bireyin gerçeklik algısının ne kadar kırılgan olduğunu sezdirir.
“Zamanın Saçları” ise “Devekuşu” adlı öyküde olduğu gibi tarihsel gerçeklikle fantastik öğelerin en çok iç içe geçtiği öyküdür. Osmanlı döneminde berberlerin yalnızca saç-sakal tıraşı yapmadığı, aynı zamanda diş çektiği ve kupa çekme gibi cerrahi işlere baktığı gerçeği, öyküde fantastik bir kapı aralar. Yazar, tarihin kendisinde zaten bulunan tuhaflıkları büyülü gerçekçi bir anlatının parçasına dönüştürür. Tarihin çarpıtılıp yeni bir gerçekliğin inşa edildiği, yeni ve fantastik bir tarih yazımına girişilen bu öyküde, bu yeni “gerçeklik” tarihin kıyıda kalmış bilgi kırıntılarıyla temellendirilerek meşrulaştırılır. Bu yöntem, Borges’in kütüphane gerçekliğini hayal gücüyle birleştiren anlatımını hatırlatır.
Ebuzer Kalender’in anlatı evreninin temel özelliği, gerçek ile hayalin birbirini dışlamadığı, aksine birbirini gerektirdiği bir dünya kurmasıdır. Kalender’in dili zaman zaman ironik, zaman zaman melankolik, zaman zaman da masalsıdır. Fakat her öyküde belirgin bir alt ton vardır: modern hayatın yarattığı yabancılaşma, hayal gücünün alternatif gerçeklik yaratma kapasitesiyle aşılabilir. Bu alt ton, kitabın bütünlüğünü sağlayan poetik ilkedir. Kalender’in büyülü gerçekçilikten fantastiğe uzanan masalsı anlatımı, masal geleneğinin alegorik imkânlarından beslenir. Bu nedenle büyülü olan, çoğu zaman toplumsal bir eleştirinin taşıyıcısıdır. Masalların ters yüz edilmesi, kahramanların günlük hayatın içine sıkışmış hâlleri, gerçek tarihle kurgusal tarihin fantastik parantezlere açılması ve kurgunun gerçekliğe sızması gibi teknikler, öyküleri hem özgün hem de çağdaş kılar.
Düş Berberi, Ebuzer Kalender’in öykücülüğe güçlü bir giriş yaptığını gösteren, türler ve metinlerarası dolaşımı kullanan, masalsı hafızayı modern ironiyle birleştiren yenilikçi bir metindir. Kitap, Türk öykücülüğünde gelenekle postmodern anlatıların kesişme noktasında duran özgün bir ses olarak dikkat çekmektedir. Kalender, bir yandan masal kültürünü güncellemekte, diğer yandan bireyin modern sıkıntılarını görünür kılmaktadır. Böylece hem büyülü gerçekçi hem de toplumsal eleştirel bir hat üzerinde yürüyen güçlü bir öykü evreni kurar. Bu evren, hayal gücünü bir kaçış değil, gerçekliği yeniden yorumlama biçimi olarak sunması bakımından kıymetlidir.



YORUM