Zeliha Tamer Uçar, Kobo Abe'nin "Kumların Kadını" romanını incelediği yazısıyla Daima Edebiyat'ta.
Modern Sisifos Söyleni: Kumların Kadını
Zeliha Tamer Uçar
“Bir ağustos günü, bir adam ortadan kayboldu. Bir tatil gününde, buharlı trenle yarım günlük mesafedeki sahile doğru yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ne kayıp başvurusu ne de gazete ilanları bir işe yaradı.”
Romanların giriş cümlelerini çok önemserim. Nitelikli edebiyat eserleri daha ilk paragrafta kurmaca dünyanın giriş kapısından sızdırdığı ışıkla okuyucuyu meraklandırıyor. Kapının arkasında ne var duygusundan yakalayıp yolculuğa çıkarıyor.

Kobo Abe’nin 1962 senesinde yazdığı Kumların Kadını modern romanla tanışmak için okuyabileceğimiz en güçlü yapıtlardan bir tanesi. Japonya’nın Franz Kafka’sı olarak bilinen Kobo Abe, tıp fakültesi bitirmiş olmasına rağmen yazarlığa yönelip yazdıklarıyla ünü Japonya’dan dünyaya yayılmış değerli bir kalem. Türkiye’de daha çok Kumların Kadını ve Kutu Adam isimli iki romanıyla tanınan Abe aslında Japon Edebiyatı’na çok sayıda roman, tiyatro oyunu ve şiir kitabı armağan etmiş bir yazar. 1993 senesinde vefat eden Abe dünya edebiyatında da bilinen bir isim.
Kumların Kadını 1962’de yayımlandığında Japonya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden biri olan Yomiuru Ödülü’ne layık görülür. Hemen akabinde eser aynı isimle sinema perdesine aktarılır. Sinema tarihinin en başarılı uyarlamalarından biri sayılan film Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülür.

Kumların Kadını Japon edebiyatından okuduğum ilk kitap oldu. Kum, ayna, radyo, kule gibi metaforik öğelerle örülmüş eser, oldukça farklı olan konusuyla okuyucuyu bir çölde kumların içinde bir çukura atıveriyor. Sessiz bir şekilde hareket ederek sinsice her yeri istila eden, çürüten kum imgesini hayalinizde canlandırırken zaman zaman kendinizin de hücre hücre bölünüp Niki Cumpei’nin içinde yaşamaya mahkûm edildiği çukura akmaya başladığınız sanrısına kapılıveriyorsunuz. Yazar, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepeye çıkmış medeni insanı kumların içinde bir çukura tepe üstü çakıyor adeta. Piramidin en altına düşen kahramanımız üzerinden hayatı sorgulamaya başlıyorsunuz. “Hangi seçimlerimizin kölesiyiz? Mutluluk nedir?” Soruları kum olup akmaya başlıyor zihninizde.
Niki Cumpei’nin; kumluk bölgede yaşayan, kaplan sineğinin, bilinmeyen bir türünü keşfedip adını entomoloji ansiklopedisine yazdırıp insanlık tarihinde yer edinmek isteğiyle kumluk bir bölgeye gitmesiyle başlıyor her şey. Kaplan sineğinin özel bir türünü yakalamak için kuyular açarak tuzak kuran kahramanımız çölün derinliklerine çekiliyor. Geri dönüş otobüsünü kaçıran Cumpei’ye, karşılaştığı bir köylü, geceyi geçirebileceği bir ev ayarlayabileceği teklifinde bulunuyor. Çölde, kumların arasında açılan tek göz çukurların içine kurulmuş evlerden müteşekkil olan bir köyde dul bir kadının evinde ücret karşılığı bir gece kalacağını düşünen kahramanımız ertesi gün bir böcek gibi köylüler tarafından tuzağa düşürüldüğünü anlıyor.

Eserin konusu başlarda gerçek üstü gibi gelse de yazar romanı öyle ustaca kurgulamış ki gerçek hayattan bir hikâye okuyormuş hissiyle rahatsız ediyor okurunu. Kumların Kadını romanını Franz Kafka’nın Dönüşüm romanıyla birlikte okumanızı tavsiye ederim. Franz Kafka,“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu,” cümlesiyle başlayan Dönüşüm romanında uzun çalışma saatleriyle köleleştirilen, çalıştığı sürece toplumda var olabilen insanlardan biri olan Samsa’nın böceğe dönüşerek zincirlerini kırıp sürüden ayrılışının hikâyesini konu edinirken Kobo Abe ise Kumların Kadını romanında Niki Cumpei karakteri üzerinden köleleştirilmeye çalışılan insanın böcekleşmeye giden yolculuğunun hikâyesini, oluşturduğu kafkaesk atmosferin içine bizi hapsederek anlatıyor. Gregor Samsa’nın böceğe dönüşümü toplumun ve otoritenin sisteminden kaçarak birey olabilme çabasıyken, Kumların Kadını romanında “Köyünü Sev” sloganıyla sorgulamadan toplum yararına çalışmaya zorlanan kahramanımızın köleleştirilmeye direnişini görüyoruz. Cumpei’nin yaşamaya mahkûm edildiği bu durum modern hayatı sorgulattı bana. Şehirli insanların her gün sabah kalkıp yollara düşerek yaptığı şey de bir çeşit kum kürüme işi değil mi aslında? Üstelik Cumpei bunu barınma, beslenme, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yapmak zorunda. Bu haliyle roman modern bir “Sisifos Söyleni” ile karşımıza çıkmakta. Kahramanımızın içine tıkıldığı delikte varlığını sürdürebilmesi her gün içinde bulunduğu çukuru dolduran kumları temizlemesine bağlı. Aksi hâlde kumların altında kalıp yok olacak.
Peki biz? İhtiyaçlarımızmış gibi algılatılan havuçların peşinden koşan tavşanlar değil miyiz? Üstelik bize dayatılanları seçimlerimiz zannedecek kadar da safız.
Kumun yasasından kaçış için tek bir şey vardır o da karakterimizin yanında kaldığı kadın. Bu kadın, yaşadığı dünyanın kurallarını sorgulamadan harfiyen uygulayan bir asker gibi. İnsanın sadece varlığını sürdürmek için karın tokluğuna çalıştığı bu çukurda, kadın, kahramanımızın oraya uyum göstermesini sağlayacak bir rehber. Bireyselliğinden vazgeçerek sadece köyün varlığını sürdürebilmesi için köle gibi çalışması istenen karakterimiz bu yeni hayatın aynasında kendi varlığını, hayatı sorguladıkça onun için aydınlanma süreci başlıyor.
Kaçmaya çalıştıkça daha zor bir engel haline gelen kum aslında bireyin kendi kendisiyle olan kavgasından başka bir şey değil. Kobo Abe’ye bir röportajında Japonya’da romana benzer, kumulların olduğu bir alanın hiç bulunmadığı, buradaki mekânın ilhamının neresi olduğu sorulur. Abe’nin verdiği cevap şaşırtıcıdır: “Anlattığım kum, bizim kendi kafamızda olan kum. Başka bir şey değil.” Roman boyunca, “Yaşadığımız çağda hangi kuyulara tutsak ediliyoruz? Ne için kürek sallıyoruz? ” sorusu döndü durdu zihnimde.
MonoKl yayınevinin bastığı eseri, Barış Bayıksel çevirisinden okudum. Kitap yüz yetmiş dört sayfa. Düşündüren, sorgulatan, metaforik öğeler üzerine inşa edilmiş kafkaesk bir roman. Dilinin sadeliği, üslubunun lezzeti, merak duygusunu uyanık tutan farklı konusuyla nefessiz okuyabileceğiniz nitelikli bir eser.



YORUM